Mesele ölmek değil yeğen!

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Neymiş mesele?

Mesele mi var ortada, otur oturduğun yerde!

İşte birilerine göre “mesele” falan yok; uyacaksın ağaların, paşaların, güçlülerin, kompradorların sözlerine olacak bitecek!

100 yılın ardından bulunan lider “Berlin Duvarı” müdavimlerine karşı savaşırken Batılı çağdaş Firavunlara karşı durmak nedense bizimle aynı havayı soluyan ve aynı dili konuşan bir takım güruha dokunaklı geliyor. Dokundukça dokunuyor ve onlar kaybettikçe kaybettiklerinin bazen farkına da varıyorlar.

Firavun’un karşısında olmak yetmez, Musa’nın (as) yanında olmak gerekir diyor bilgeler!

“Aman canım bu Recep Tayyip Erdoğan da çok fazla oluyor ya hu? Haşhaşi de denmez ki be kardeşim” diye Erdoğan’ı terk etmeye yeltenenlerin bir tarafına 15 Temmuz tankları girecekti ama Allah müsaade etmedi.

Şimdi de birileri çıkmış, üstelik yine içimizden birileri; “Aman canım bu Recep Tayyip Erdoğan da Almanya ile fazla uğraşıyor, ne yapcan da Almanya’da partileri falan karıştırıyorsun” demeye başladı.

Ağır ol molla desinler yeğen!

Almanya dediğin yıllarca Türk işçilerin sırtından yükselen, mazlumu eze eze büyüyen bir faşist zihniyetlilerin yuvalandığı bir devlet! Hem Türkiye’den gelen insanların sırtına bastılar hem de bu insanların geldikleri ülkedeki kan dökücü PKK’nın baş destekçisi oldular.

Hadi inkâr edin, hadi “aman canım öyle bi’şi yok” deyin! Hele bir deyin de “oha oha” sesleri mabadınızda yankılansın!

Sınırımızda bir savaş var. Ya tüm gücümüzle Suriye’ye müdahil olacağız yahut burada Batı’nın egemenliğinde yeni bir terör devleti kurulacak. Bu devlet Almanya dahil birçok ülkenin işine yarayacak. Savaş Batı’dan uzak ama Batı’nın yönlendirdiği şekilde bir asır daha devam edecek! Neymiş mesele? Mesele Almanya, Rusya, İngiltere, Amerika, İsrail değil; mesele Büyük Türkiye!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’daki kardeşlerimize seslenerek onları yönlendirmesi gayet doğal, zira Erdoğan Almanya’daki Türkiyelilerin de lideri! Savaş artık dibimizden çıkarak geldiği yere dönmeli ki bu savaş tüm yönleriyle sadece mermi ve barutla yapılması gereken bir savaş da değil!

Buyursun Angela Merkel bayanı da Türkiye’deki 50 bin Almanya vatandaşını yönlendirsin. Ne diyecek onlara? En fazla “Güneşli havalarda denize girerken krem sürünmeyi unutmayın” diyebilir. Çünkü ülkemizde yaşayan Almanlar burada ikinci sınıf muamelesi görmüyor, üstelik mutlu bir hayat sürüyorlar. Bunu da Erdoğan’ın liderliğindeki bir ülkede yapabiliyorlar.

Bu arada hâlâ “eksen kayması” diyenler var?

Valla size ne kayıyor bilemem ama bizdeki eksenin bir yere kaydığı yok, bilakis yerine oturan şeyler var! Bizdeki mevzular yerine oturdukça birileri “hop oturup hop kalkıyor” ve Türkiye’nin gelişmiş olması acayip zorlarına gidiyor! Gitsin gitsin iyidir!

Yeni ittifakların kurulduğu, hemen yanıbaşımızda ve sınırlarımızda “paylaşım” planlarının yapıldığı, koalisyon ortaklarının cirit attığı bir dönemde Türkiye bu oyunun dışında kalamaz. Elbet bir gün esas oyun kurucu Türkiye olacak, lakin bugün itibariyle en azından başrol oynaması gerekir ve buna engel olmaya çalışanlara karşı da seçilmiş hükümetimiz kesinlikle eli bağlıymış gibi bekleyemez.

100 yıl önceki antlaşmalara; sağırların, körlerin, sarhoşların, berduşların, elitlerin, ne olduğu belirsiz bir takım zevatın yaptığı bazı antlaşmalara “mahkûm” olmak zorunda değiliz!

Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok!

Türkiye’deki “cumhurun gerçek devrimi” tarihimizin bütün safhalarını ilgilendirir.

Türkiye Kudüs’ten, Şam’dan, Trablusgarp’tan, Mekke’den, Kırım’dan vazgeçemeyeceği gibi Selanik’ten, Üsküp’ten, Hersek’ten, Viyana’dan ve Roma’dan da vazgeçmeyecektir!

Berlin’deki, Tel Aviv’deki, Londra ve Washington’daki üst akıl müdavimlerinin esas korkusu da budur! Onlar korkuyor diye Türkiye geri adım atamaz. Furkan için, Esma için, Mehmet için, Erol, Hüseyin, Ahmet ve aziz şehitlerin ruhunu dahi feda etmeye hazır olduğu bu “kutlu yol” için geri adım atmak asla mümkün olmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelleri “Bu dünyaya niçin geldiğini unutan” adamlar yüzünden sarsılmıştır. Ne zamanki “Zalimin zulmüne boyun eğmeyen” Fatih’ler, Erdoğan’lar, Erbakan’lar gelmişse biz yükseliyoruz.

Zalimler istemese de içeride ve dışarıda Türkiye’nin dönemi başlamıştır.

Mesele ölmek değil; mesele bayrağı yere düşürmeden, insanlık onurunu zedelemeden, mazlumun kolundan tutarak ve kol kola tutunarak yaşamaktır! 

 

  • Sessiz çığlık. Sessiz çığlık. 3 ay önce
    Hacı Bey okadar içten ve samimisiniz ki çünkü bu yazdıklarınızı taki üç beşgün öncesine kadar ben savunuyordum. Sizin ne hissettiğinizi gerçekten anlıyorum. Ama şimdi tam da tersini düşünüyorum. Neden biliyormusunuz sizin gündeme getirdiğiniz çok ta haklı olduğunuz malum konu varya o konu cumhurbaşkanına ulaştı aylarca bekletildi. Cumhurbaşkanımanasıl da güvenmişsemtamam o böyle yanlışlara asla müsaade etmezhatta bu derece yanlışların yapıldığı olayda asıl suçun yapanlarda olduğunu farkeder asla buna müsaade etmez sandım.Maalesef öyle bir yanılgı içine düşmüşüm ki rüyamdan uyandım şükür. Öyle kimsenin umurunda değilmiş hak yerini bulsun güzel şeyler olsun.