6284 zulmü ve şaşkın Ankara Barosu!

13 Kasım 2017 Pazartesi

2012 yılında “bizim için hiçbir halta yaramayan Avrupa Konseyi’nin” önerdiği maddelerin kanunlaşmasıyla yürürlüğü giren 6284 Sayılı “Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun” şu anda kötüye kullanılıyor. Şiddeti önleyelim derken maalesef yeni mağdurlar üretildi. En son arkadaşımız Faruk Arslan dün ayrıntılarıyla konuyu haberleştirdi. Kadını koruyalım derken bu kez erkekler mağdur olmaya başladı. Olay şu: Kadın mahkemeye başvurup ‘Eşim şiddet uyguladı’ diyor; mahkeme ise sadece kadının beyanıyla anında uzaklaştırma cezası veriyor. Ya kadın olayı abartıyorsa ki böyle şeyler örnekleriyle mevcut!

Kanunun aldığı önlemlerin tamamı neredeyse aileyi yıkmak ve boşanmalarını sağlamak üzere tesis edilmiş. Aralarında sorun yaşayan eşler “barışsınlar” diye düşünülmüş madde yok!

Bazı “iş-güzar” ve “para-güzar” avukatların bu durumdan faydalanmaya çalıştığını cümle alem biliyor. Eskiden avukatlık yapmış olan ve etik olarak yanlış bulduğu için hiç boşanma davasına bakmamış olan Ali İhsan Karahasanoğlu ağabey de bu durumu dile getirmiş.

Ankara Barosu bu kadarcık “eleştiriye” bile tahammül edememiş ve “jet bir açıklama” yaparak olaya balıklama dalmış. Hakarete varan sözlerin yer aldığı açıklamanın maksadı öyle görülüyor ki üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek! Demek ki bu yazılar, haberler öyle etkili oldu ki Ali İhsan Karahasanoğlu’nun bahsettiği bazı avukatlar hemen pire gibi yerlerinden zıplamaya başladılar. Baronun açıklaması hem hukuki dilden hem de bilimsellikten uzak; kaba bir dil! Sanki güya kabadayılık etmişler! “Mesnetsiz, edep sınırlarını aşan, hukukçuluktan uzak, çirkin yaklaşım, nasıl bir zihniyetin ürünü” gibi ifadeler bir Baro Başkanlığı’na yakışıyor mu? 

Avukatlık mesleği eleştirilemez kutsallar bütünü mü, baro başkanlıkları dokunulamaz birer ibadethane mi? Kendinizi ne zannediyorsunuz da bizleri “nasıl bir zihniyetin ürünü” diyerek aşağılamaya kalkıyorsunuz? Asıl bu açıklamayı yazma cüretinde bulunan sizler nasıl bir zihniyetin ürünü, mamulü, kıvam artırıcısı, asitlik düzenleyicisi olduğunuzu belli etmiş oluyorsunuz? Her mesleğin çıkarcıları vardır, ama meslek kuruluşları bu çıkarcıları korumak için kurulmamıştır! Ankara Barosu’nda bu ilkeyi pek göremiyoruz.

OLDU MU ŞİMDİ ÇİVRİL KAYMAKAMI?

10 Kasım bu sene Cuma’ya denk geldi biliyorsunuz. Denizli’nin Çivril ilçesinde ise her Cuma semt pazarı kurulur. Gazetemizde Burak Battal’ın haberine göre semt pazarı açılırken cami imamı Hüseyin Cengiz dua okurmuş. Allah razı olsun, ne güzel bir uygulama; bir imamın kalkıp pazara gelmesi, bereket için dualar etmesi, ellerin açılıp “âmin”ler ile işe başlanması çok güzel!

10 Kasım’ın Cuma’sında da imam Hüseyin Cengiz duasını okumuş, ama saatler 9’u gösterdiği için birileri “Atatürk’e saygı duruşu yapılamadı” diye şikâyetçi olmuş. 

Bu şikâyetler üzerine İlçe Kaymakamı Armağan Önal skandal bir kararla imam Cengiz’i görevden almış. Bravo Kaymakam Efendi, tebrikler sana, acayip büyük bir iş becerdin, ilçeyi büyük bir tehlikeden kurtardın!

Bu kaymakamın mantığındaki kişilerin devlette hala görev almasına şaşırıyorum. Bir heykel karşısında dikilmek çağdaşlık mıdır Biz bu tartışmaları çoktan aştık ama kaymakam bey gibi kendisini 28 Şubat’ta zannedenler hâlâ devletin çeşitli “üst kademelerinde” duruyor demek ki!

İsteyen heykeller karşısında saatlerce dikilebilir; ancak biz bunu yapmak zorunda değiliz. Biz sizin istediğniiz gibi hareket etmek zorunda değiliz. Biz sizin kafanızda tasarladığınız ilahlara tapmak zorunda değiliz!

OHAL’DE BAZI POLİSLERE DİKKAT!

Olağanüstü Hal gerçekten vatandaş tarafından hissedilmedi. Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti hükümetini, kanun koyucuları, uygulayıcıları, emniyet güçlerimizi tebrik etmeliyiz.

Ancak bu OHAL sebebiyle bazı kendini bilmez zevat da türeyebiliyor. Şahit olduğum bir örnek: Havaalanında başörtülü bir kadın ve 3 çocuğu arabada bekliyor. Yanlış yere park etmişler. Polis yanlarına gelmiş. Polisin ne yapması gerekir? Ya ceza yazıp aracın oradan çıkmasını isteyeceksin yahut uyarıp göndereceksin. Ama polis üniformasının verdiği yetkiyi çok aşağılık bir biçimde kullanan bu alçak şahıs; kadına çocuklarının yanında “Terörist gibi ne bekliyorsun burada” diyor.

Bir de muhabir arkadaşın başına geleni anlatayım: Kaldırımda yürürken Kızılay’da polis durduruyor, kimlik istiyor. Normalde çok ilkel olan bu “yolda yürürken kimlik sorma olayı” ülkemiz OHAL’de olduğu için sükunetle karşılanıyor. Muhabir arkadaş “Başbakanlık Sarı Basın Kartı”nı gösteriyor. Polis üniforması giymiş olan kişi; “Başbakanlık falan bizi ilgilendirmez, normal kimliği ver” diyerek çok kaba bir davranış sergiliyor.

Emniyet güçlerimiz, askerlerimiz, polislerimiz gerçekten zor bir görevi ifa ediyor, Allah yar ve yardımcıları olsun. Lakin araya karışmış bazı kendini bilmezler de var. 

Bunlar tertemiz suları maalesef bulandırabiliyor. 

Yukarıdaki örnekler münferit ve basit gelebilir; ama bu durdurulmazsa daha büyük durumlara sebebiyet verir. Dikkat etmekte fayda var.

 

  • İlyas İlyas 2 ay önce
    Oda birseymi eşimin avukatı bana küfür etti telefonda şikayet ettim baroya da savciya da sonuç0 artık avukat vesareti başlamış bunlar ne isterse yapar herseyi yapmaya söylemeye yetkileri var