AĞAÇ AŞ

BİZ, DÜN GAZZE’DEYDİK(2)

30 Temmuz 2017 Pazar

Gazze semâlarında güneş iyice kendini gösterdiği zaman, doğudan ve çok yakından toplar gürlemeye başlamıştı. Bunun üzerine 125. Alay Kumandanı, 1. Taburuna şu emri verdi:

- Gazze’ye hakim Mantartepe düşmandan temizlenecektir!.. 

Çok geçmemişti ki, şarapnel ve obüs yağmuru altında süngüleri parlayan Mehmetçiklerin, düşmana doğru atıldıkları görüldü.

Osmanlı’nın fedakâr evlâtları, birer ikişer, kanlar içinde yere serilirken, arkadan gelenler, ateş ve ölüme karşı korkusuzca ilerliyorlardı.

Tabur Yaveri İhtiyat Mülâzım (Yedek Asteğmen) Akif Efendi, emir götürmek üzere ileriye gitmişti.

Cesur genç yedek subay, emri tebliğ ettiği kıt’anın fedakârlığını görünce gözleri yaşardı.

Henüz hücumun başlangıcında, bir takıma komuta eden, Tarsus’un Ali Fakih kariyesinden Mustafa oğlu Ali Çavuş’u kanlar içinde yerde görünce dayanamayıp:

- Çavuş, silâhını bana verir misin? Senin yerine ben gideyim, teklifine, son anlarını yaşayan çavuştan:

- Ali Efendi, ben kana kana öldüremedim. Sen benim için öldür!.. Cevabını almıştı.

Şimdi Mülâzım Âkif Efendi, elinde süngüsü takılı tüfeği ile, askerin önünde, Mantartepe’ye tırmanıyordu.

Çok geçmeden istenilen tepe işgal edilip, süngülenen İngilizlerden arta kalanlar esir alındı.

Bu suretle genç subay, Ali Çavuş’un vasiyetini yerine getirmiş oluyordu.

Mülâzım Âkif Bey, tepenin alındığını geriye bildirmek üzereyken, yanında patlayan bir obüs, onu da şehitler ordusuna katmıştı.

Bölük Komutanı, Alay karargâhına, o günün sonucunu telgrafla bildirdi:

“Tepeyi aldık, lâkin Âkif’i verdik!”

 

YORUM YAZ