Akıncılar ve deliler

04 Şubat 2018 Pazar

Üç kıtaya hükmeden Osmanlı Devlet-i Âli’sinin önünde durulamayan ordusunun yol açıcısı, işaret fişeği, candan ve serden geçenleriydi onlar.

İlâ-yı Kelimetullah yolunun delisi, akıncısıydı onlar. Akıncı Beyi’nin komutasında, ordunun öncüsü 20 bin akıncı vardı. Seferde, kırk bin-elli bin gönüllüye yükselirdi. İâşeleri, düşmanları sınırına kadar ocakları tarafından sağlanırdı. Kimi tımarlıydı. Zırh kuşanırlar, mızrakları, kalkanları, gürz ve kılıçları vardı. Başlarında “Toyce” denilen tımarlı bir bölük komutanı olurdu. Savaş öncesi akınlarla düşmanı hırpalar, savaşta Yeniçeri’nin önünde savaşırlardı.

Deli’lere gelince. Bunlar serhat kulları içinde gözüpek, gösterişli, teslimiyetin delice cür’etine sahip, gözünü budaktan sakınmaz, hafif atlı sınıfıydı.

Gerek tarihi kayıtlar, gerekse düşman tanıklar ve belgeler gözönüne alındığında; yaptıkları işler; işin ruhundan habersiz kişilere “delice” gelecek işlerdi.

Ordu’daki “Deli” sınıfının 15. yüzyılda ortaya çıkıp, 16. yüzyılda geliştiğini görüyoruz. Rumeli’de kurulmuştu. Sancakbeyi ve Beylerbeyi’nin buyruğu altındaydılar.

Temel düsturları “Yazılan başa gelir ya Hû…” idi. Ocaklarını, Hazret-i Ömerü’l Faruk’a bağlarlardı. Can kaygıları olmayan, kimi Türk, kimi de Müslüman olmuş Boşnak-Sırp-Hırvat’tı…

Eğri palalar, tekne kalkanlar, mızraklar, gürz, şeşber, topuz türünden bozdoğanları vardı.

Burunları sivri, mahmuzlu “serhadlik” denilen çizme giyerlerdi. Elli-altmış deli bir “bayrak” sayılır, böyle birkaç bayraktan oluşan birliği “Delibaşı” komuta ederdi. 

 

YORUM YAZ

  • Âciz KulÂciz Kul16 gün önce
    Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri, o Mücahidlere rahmet eylesin. Ruhları içün El-Fâtiha...