Yalan yok, dolan yok

08 Nisan 2017 Cumartesi

“Geçen gün Amerika devlet başkanı Donald Trump’la kahvaltıda beraberdik. Çok ısrar edince kıramamış gitmiştim. Tayyip Reis’in artık kendilerine eyvallahı olmadığını, sesinin de çok çıktığından yakındı.

Türkiye’yi ağrısız pansumansız ele geçirmeye çalışıp teknik nakavt yapamadıklarını, 15 Temmuz’da silahlı kuvvetler içine sızmış şakirtler üzerinden darbesel nakavt yapmayı denediklerini fakat başaramadıklarını, şimdi de ekonomi üzerinden finansal nakavt yapmaya çalıştıklarını sonucun yine negatif olduğunu söyledi ve sitemlerini iletti.

Bir an önce kendilerine itaatte kusur etmeyecek birinin devletin başına geçmesi gerektiğini söyledi. Ben de saygılarımı iletip beni tarif ettiklerini söyledim. Türkiye’ye gelip “Hayır”sız konsorsiyuma katılmak istedi fakat ben zahmet etmemesini söyleyip teşekkür ettim…

Dönüş yolunda telefonum çaldı. Arayan İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth bana sitem ediyordu: Üstümüzden geçiyorsun da bir kahvemizi içmiyorsun. Bu nazik davete yok diyemezdim. Ayaküstü uğrayıp çıkayım dedim.

Kahveleri içerken bizim Reis’ten dert yandı. Artık Türkiye’nin yönetilen değil yöneten pozisyonuna geçtiğini, bunun da Kraliyet ailesini ve İngiliz halkını rahatsız ettiğini söyledi.

Ülkede bulutlu havanın, gerilimin, spekülatif söylemin, gri alanın tavan yaptırıldığını, şüphe girdabının sürekli büyütüldüğünü, karanlıklar içerisinde gaipten gelen sesler oluşturulduğunu, insanların sıkıntılı bir atmosferde bunalırken benim de daha şantajlı, montajlı söylemler geliştirerek saldırıları artırmamı istedi.


Ben de yedi seçim kaybettiğimi fakat referandumda reylerimi binde birlik bir oranda artırabileceğimi ve zaferin bizim olacağını söyledim. Gülümseyerek bana olan inancını teyit etti, bu da beni ziyadesiyle memnun etti.

“Hayır”sız kampanyamız için İngiliz istihbarat birimi MI5’in destek verebileceğini söyledi fakat ihtiyaç olmadığını söyleyip teşekkür ettim…


Acele etmeliydim. Öğlen Almanya’daki kaçakları, örgüt üyelerini, vatan hainlerini ziyaret edip teşekkürlerimi sunacak, ihanet çalışmalarını izleyecektim. Hem Almanya şansölyesi Angela Merkel’le ve BND Başkanı Bruno Kahl’e Türkiye’den götürdüğüm yalan çiçeklerini sunacaktım.

Angela; Türkiye ile uğraşmaktan kendilerine gına geldiğini, artık ek desteğe ihtiyaç duyduklarını dile getirdi. Reis’in keskin zekâsı ve okşayıcı bakışlarının kendisini bitirdiğini, dayanamayacağını ve 17 Nisan’a kadar uyku seansına gireceğini söyledi. Ben de onaylayıp rahatlaması için kendisine dua edeceğimi (çaktırmayın hiç yapmadığım bir şeyi yalanı) söyleyip ayrıldım.

Almanya’ya gidip de Adolf’u ziyaret etmemek olmazdı tabi. Adolf kim mi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bizim Adolf yani Hitler. Adolf’a gitmek de bir mesele yani. Cehennemin gayya kuyusuna ancak “ufo”larla gidilebiliyordu ve her zaman ufo bulmak zor meseleydi. Allah’tan ne kadar Türk düşmanı, Türkiye hasmı, Müslüman karşıtı varsa dostum olurdu. NASA bu işi çözebilecek en yetkili kurumdu ve bir telefonla o işi de hallettik.

Ebedi yurdum sayılan gayyaya gittiğimde zebanilerle maç yapılıyordu ve Adolf ve ekibinin durumu içler acısıydı. Adolf dünyada tatlı tatlı yediği nanelerin hesabını acı acı veriyordu. Doğrusu ürperdim ve bir an önce içine düştüğüm bu “hayır”sız işlerden kurtarmalıyım diye düşündüm. Fakat can dostum, “kardeşim” şeytan hemen devreye girdi.

Aziz dostum şeytan devreye girince akan sular durur tabi. Aklımdaki bütün iyi niyetleri, olumlu fikirleri hemen sildim ve özüme döndüm, aslıma rücu ettim. Ziyaretin kısası makbuldür diyerek bu ziyareti kısa kestim ve ufoya koştum.

Bir sürü tanıdık sima, eski dostun feryadını duyuyor, acı içinde çırpınışları görüyordum. Fakat benim takatim kesilmişti. Eski dostlar Şimon Peres, Ariel Şaron, David Rockefeller sesi en çok çıkanlardandı. Görmezden gelip günü kurtarmalıydım. 

Akşam babadan sabıkalı aziz dost Esed’e uğrayacak, kullandığı “sarin” gazlardan dolayı tebriklerimi sunacaktım. Fakat okyanus ötesinden gelen mesaj başımı döndürmüştü.

Ağlayan bülbüldüm yolunmuş kaza döndüm rumuzlu arkadaşım pardon, patronum bana dayayıp, döşüyordu.
Biz seni şantaj, montaj kaset operasyonu ile lider yaptık, sen horoz dövüştüren ring siyasetçisi oldun da, dondurulmuş beyninle günü kurtarmaya çalışıyorsun da, daha neler neler.

Muhalefet etmek için her şeye hayır demem gerektiğini, popülizme ek olarak sövmeyi, iftirayı, hakareti, karalama kampanyalarını, yalanı propaganda malzemesi olarak bolca kullanmamı, ilkesizliği ve ahlaksızlığı meşrulaştırmam gerektiğini kutuplaştırıcı, tahrik edici bir siyaset izlemem gerektiğini emrediyordu.
Haddini bil diye de bitiriyordu” diye not düşüyordu günlüğüne.

Kimden mi bahsediyorum? Aklınıza gelen ilk isim. Türk siyasi tarihine yön vermeye çalışan siyasi deha!
Hem de yalansız dolansız…

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum: “…Sayın Cumhurbaşkanım; Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum: Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik. Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz. Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler: Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.