THY- Banjul

Batı’nın karnı niye ağrıyor?

11 Mart 2017 Cumartesi

Doktora eğitimi için Amerika’da bulunan yeğenimle telefonda konuşuyoruz.

“Amca Almanya’dan gelen Türk grubun toplantısı varmış, özel araçlarla insanları konferans salonuna taşıyorlar” deyince doğrusu işkillendim. Biraz araştırma yapınca meselenin doğrusunu da öğrendim. 

Son zamanlarda Türkiye düşmanlığında sınırları zorlayan Almanya; koruyup kolladığı FETÖ’cülere altı yüz kişilik özel uçak tahsis edip Amerika’ya konferansa göndermiş.

İhanet şebekesinin A klasmanında koşturan Zekeriya Öz moderatörlüğünde altı yüz kişilik grup, yaklaşık yüz ülkenin basın grubunun bulunduğu bir organizede, Türkiye aleyhine atıp tutmuşlar.

Özel korumayla Amerika’ya gönderilen ihanet şebekesi elemanları içlerindeki kini başpapaz gözetiminde yandaş “haçlı basın ordusu” elemanlarına boşaltıp, sağ salim Almanya’ya dönmüşler.     

Tarihimizin en ağır, en sinsi hesaplaşmasıyla karşı karşıyayız. 

Dinsizliğin ismini medeniyet, vahşetin ismini demokrasi diye değiştiren Batı; yüzlerce yıllık hesapla Türk/İslam düşmanlığını yeniden sahneye koyup, ona göre pozisyon almaya başladı.

İkiyüzlü davranan vahşi Batı “İslamifobia”yı körüklüyor, “Türkfobia”yı kışkırtıyor,  Müslümanlara “çifte standart” uyguluyor, mülteci deyince sinir uçları geriliyor.

Türkiye’ye aleyhine tırmandırdıkları gerilim, çıkarlarını ve derin ilişkileri tehdit edecek boyuta varıyor. DHKP-C’ye, PKK’ya, FETÖ’nün kaçaklarını kucaklayan, Türkiye aleyhtarı her kaçağı, her teröristi, ya da örgütü baş tacı eden Batı; derin bir siyasi hesap görmekte, bir proje uygulamakta.

Ne zamanki, İslam topraklarında bir direniş, bir diriliş, bir uyanış baş gösterse, karşısına emperyalist Batının senaryoları, organizatör, destekleyici gizli güç, üst aklın kontrol ve denetiminde barış turları, mekik diplomasisi, birbirini izleyen iktisadi, ticari, siyasi görüşmeler, tartışmalar başlıyor.

Türkiye’nin kendilerine bağımlı olmasını/kalmasını isteyen Avrupa, Türkiye’nin ekonomisiyle, askeri gücüyle dünyada söz sahibi haline gelmesine kuduruyor. Büyüyen, güçlenen Türkiye’yi sınırlamak, dizginlemek, kontrol altına almak gibi meselesi var artık Avrupa’nın.

Türkiye’yi oyun kurucu değil de yönetilebilir taşeron ülke gibi görmeye alışmış Batı; tersini görünce vicdanıyla değil de çıkarları doğrultusunda hareket edip, strateji belirliyor. Türkiye’yi durdurmak en büyük hedefleri haline geldi.

Türkiye’yi yeniden kontrol altına almaya, küçültmeye, sınırlandırmaya, yönetilebilir alana çekmeye dönük çabalar sadece Türkiye değil, bütün coğrafya üzerinde derin izler bırakacak gibi görünüyor. Her türlü hinliği, örtülü operasyonu, fitneyi kullanıyorlar.

Türkiye, faşist Avrupa’da seçimlerin ana malzemesi olmuş durumda. İç politikaları, seçim kampanyaları, medya tartışmaları, entelektüel kavgaları Türkiye üzerinden yürüyor.

Siyasetçiler İslam’a, Müslümana, Türk’e ve Türkiye’ye dokunarak halktan oy topluyor. Aleyhtar konuşmalar, propagandalar bir süre sonra şiddet sarmalı olarak geri dönüyor.

PKK’dan DHKP-C’ye, Almanya’dan, Hollanda’ya, Avusturya’ya, FETÖ’den Atlantik İttifakı içindeki karanlık merkezlere kadar herkes bu “şer cephesi”nin içinde.

Sermaye baskılarıyla, fonladıkları STK’larla, oluşturmaya çalıştıkları siyasi dalgalarla Türkiye ile aralarına kalın duvarlar örmeye çalışıyorlar.

Hastalıklı ruh halinde bile birbirlerine hasım görünenler, kara kin besleyenler konu ülkemiz olunca, nasıl da hısım haline geliyorlar, can ciğer kuzu sarmasına dönüşüyorlar. Yani küfür tek millet oluyor.

Bizim  tarih sahnesine yeniden hafızamızla, tarihi derinliğimizle, siyasi hesaplarımızla dönmemizden korkuyorlar, ürküyorlar. Osmanlının yeniden dirilişi düşüncesi uykularını kaçırıyor.

Ali İmran 118. Ayetinde bu gerçek açık açık ortaya konmaktadır. “Onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür.”

Karşımızda oluşturulan şer ittifakı, oynanan kirli oyun çetin bir mücadelenin içinden geçtiğimizin göstergesi. 

Sahnelenen her çirkin oyun, şahit olduğumuz her türlü şer ittifakı, derin siyasi hesaplar birliğimizi, dirliğimizi perçinliyor, dirilişimizi hızlandırıyor.   

Milletimiz için, ümmetimiz için, dinimiz için, yaşadığımız coğrafyada artık yüzlerin gülmesi, gönüllerin coşması için yeniden doğruluyoruz inşallah.  

La ilahe illallah” sedasının yükseldiği her toprakta kan, gözyaşı ve barut kokusu var. İşgalle, sömürüyle, katliamla hayat bulan, adaletsizlikle, huzursuzlukla, vahşetle dünyanın dengesini bozan Batıya dur diyebilmek için dualarla anılıyoruz.  

Özümüze döndükçe, ellerimiz ve gönüllerimiz kenetlendikçe Batının güç aparatlarını devre dışı bırakıyor ve büyüyoruz. 

Haçlı Siyonist ortaklığının bütün hileleri, kurnazlıkları ve ikiyüzlü politikaları deşifre oldu artık. Titreyip kendimize döndüğümüzde “zafer” elbet bizim elbet bizim olacaktır. İslam’a, Kur’an’a sarıldıkça “ebed” bizim olacaktır.

 

YORUM YAZ