Kader böyle imiş

25 Ekim 2017 Çarşamba

Bugünlerde, üç türkü mırıldanıyorum. Türkü dediğin, mırıldanmaz, çığırılır ya da yakılır. Ne var ki ben buradan öteye geçemem. Bir de aslında her üçü de marş. Fakat ben onları türkü olarak kabul ediyorum. Marşların içli olduğu görülmemiştir. Bunlar çok dertliler. 

Birincisi, Çırpınırdı Karadeniz… Sözleri Ahmet Cevad Ahandzade’ye ait. 15 Aralık 1914’te Gence’de yazmış. Bu şiiri, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na katılmasını büyük bir heyecanla takip ederken, kaleme almış. Ahmet Cevad, aynı zamanda Azerbaycan milli marşının da şairidir. 

Bu marş, Şehit Nuri Paşa komutasındaki ordumuzun Azerbaycan Türklerini soykırımdan kurtarmak amacıyla bölgeye gönderilmesi üzerine, 1918 yılında bestelemiş. Besteleyen de, Azerbaycanlı bestecisi ve fikir adamı Üzeyir Hacıbeyli.

Şehit Enver Paşa, aynı yıl Yavuz zırhlısı ile Batum’a geldiğinde, bölge halkı hep bir ağızdan bu marşı söylerler: “Çırpınırdı Karadeniz / Bakıp Türkün bayrağına / Ah ölmeden bir görseydim / Düşebilsem toprağına / Ayrı düştüm dost elinden / Yıllar var ki çarpar sinem / Vefalı Türk geldi yine / Selam Türkün bayrağına...”

Oldukça anlamlıdır: Türk Ordusu Cerablus, El Bab ve İdlib gibi ‘sınır dışı’ bir operasyona başlayınca, yine bu marş gündeme geldi, geliyor.

Gelelim ikinci marşa…

Batum’da ağabeylerini karşılayan Azerbaycan Türkleri, bir marş daha söylerler: Enver Paşa Marşı. Sözleri şöyledir: “Hoş gelişler ola, kahraman Enver Paşa / Bir emir ver orduna, Kafkas dağını aşa / Askerin, milletin, bayrağınla çok yaşa / Cephede mitralyöz ayna gibi parlıyor / Türkistan Türkleri bayrak açmış bekliyor.”

Bu mısraları okuduktan sonra, ‘bu marş böyle değil’ diyebilirsiniz. Doğru, böyle değil. Mustafa Kemal, 1924 yılında Kars vilayetimizi ziyaret ettiği esnada, bu marşın sözleri değiştirilmiştir. Enver Paşa gitmiş, yerine Mustafa Kemal gelmiştir: “Hoş gelişler ola, Mustafa Kemal Paşa.” 

Ne derler bilirsiniz: “Kral öldü, yaşasın yeni Kral!”  Varsın, desinler. 

Marşın iki farklı uyarlaması olsa da, ortak bir noktası vardır: Azerbaycanlı kardeşlerimizin, ay yıldıza olan saygı, sevgi ve hürmetleri. Nitekim Azerbaycan bayrağında, kırmızı zemin üzerinde, ay ve yıldız yer almaktadır.

Üç tane demiştik. İşte üçüncüsü: Kafkasya Marşı. Şöyle başlıyor: “Kafkasya dağlarında çiçekler açar / Altın güneş orda, sırmalar saçar / Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar.”

Bu da mı tanıdık? Yine haklısınız, oldukça tanıdık. Bu marşta çiçekler, İzmir’de değil, Kafkasya’da açıyor. Bazıları için şaşırtıcı olabilir ama durum bu şekildedir.

Biraz daha açık ifade edelim.

Birçok kişi, bu marşı, İzmir Marşı olarak biliyor. Aslında bu marş, Birinci Dünya Savaşı esnasında, Kafkas İslam Ordusu ve Enver Paşa’ya ithafla yazılmış. İzzettin Hümayi Elçioğlu tarafından bestelendiği söyleniyor. Bestecisinin Elçioğlu olmadığını söyleyenler de var. Burası mühim değil. Şurası mühim: Bu marş, bir milletin, beka mücadelesi esnasında yaşadığı zorlukları anlatıyor: “Kafkasya dağlarında oturdum kaldım / Şehit olanları deftere yazdım / Öksüz yavruları ben bağrıma bastım.”

Bu marş, memleket uğruna gözünü kırpmadan ölüme atılan vatanseverleri anlatıyor:“Türk oğluyum ben ölmek isterim / Toprak diken olsa yatağım yerim / Allah’tan utansın dönenler geri.”

Bu marş, bugün vatanımız üzerine kirli hesap yapanların oyunlarını da gözler önüne seriyor: “Kafkasya dağlarına bomba koydular / Türk’ün sancağını öne koydular.”

Bu sıkıntıları yaşamamış olsan bile bileceksin ki, neyi kaybettiğini hatırlayasın. Daha nelerine göz koyduklarını fark edebilesin. 

Velhasıl: Marşta ‘Kafkasya’ diyor ama biz Irak ve Suriye diye de okuyoruz. Ne diyelim: “Kader böyle imiş ey garip ana / Kanım helâl olsun güzel vatana.”

Rahmetli Nurettin Topçu ne güzel söylemiş: “Üç hâkimin hükmünde hata aranmaz: Kalbin, kaderin ve ölümün.”

 

  • Hamit ÇelebiHamit Çelebi27 gün önce
    Sizin gibi yazarlara çok ihtiyacımız var.Tarihin saklı gerçekleri gün yüzüne çıkmalı. Daha neler var.