İçimizdeki Sırplar

22 Kasım 2017 Çarşamba

Batılılar bizi (Osmanlı’yı) bölemediler, sadece parçaladılar. Ailemiz dağıldı, fakat aramızdaki irtibat ve muhabbet kopmadı. Mesela, Bosna’ya gidemedik, fakat Yenibosna’yı kurduk. Bir örnek daha verelim: Türkiye’deki Aliya İzetbegoviç parkı, caddesi, kültür merkezi sayısı, Bosna’daki ve Sancak’takinden daha fazladır.

Bugün aramızda birtakım sınırlar olabilir, kâğıt üzerinde ayrı görünebiliriz. Ama ailemizin fertlerinden bir tanesi haksızlığa maruz kaldığı zaman, o haksızlığı kendimize yapılmış sayıyoruz. 

En ufak bir olayda, ailemiz yine az çok bir araya geliyor. Filistinlilerle, Arnavutlarla, Boşnaklarla ayrı düştük, fakat kalbimiz hâlâ birlikte atıyor.

İstiklal Marşımız “Yurdumu alçaklara uğratma sakın” diyor. Bizler, Endonezya’dan Bosna’ya kadar, tüm Müslümanları kardeşimiz, kardeşlerimizin yaşadığı her yeri yurdumuz olarak görüyor, biliyoruz. Ve yurdumuza, kardeşlerimize saldıran herkesi de alçak...

Müslüman Türk milletinin birer ferdi olan bizler, her fırsatta şunu diyoruz: Anadolu’nun savunması Azerbaycan’dan, Bağdat’tan, Kudüs’ten, Bosna’dan başlar. Bunu, laf olsun diye söylemiyoruz. Saraybosna’nın kaderini İstanbul’dan, Kudüs’ün kaderini Bursa’dan ayrı görmüyoruz.

Sırp saldırısı başladığı zaman, içindeki cihat çağrısına uyan birçok Müslüman, işini gücünü bırakıp Bosna’ya koşmuştu. Gittiler ve oradaki güvenliği sağladılar.

Elbette bu, tek taraflı bir ilgi ve sevgi değil. Ne zaman başımız dara düşse, Gazze’den ya da Yeni Pazar’dan destek (dua) alırız. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Karadağ İslam Meşihatı Başkanı Rifat ef. Feyziç, birkaç yıl önce şu fetvayı yayınlamıştı: “Türkiye için dua etmek farzdır.”

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sancak’ta nasıl karşılandığını hep birlikte görmüştük. Novi Pazar, Anadolu’da bir şehir gibi süslenmişti. Her taraf ay yıldızlı bayraklar ve pankartlar ile donatılmıştı. İşte o pankartlardan bir tanesi: “Buralar seni özledi Reis!”

Bir örnek daha verelim. Türk milli takımı Avrupa şampiyonasında Hırvatistan’ı yenince, Boşnaklar Türk bayrakları ile sokaklara dökülmüş, sevinç gösterileri yapmıştı.

Elbette her şey sorunsuz işlemiyor. Zaman zaman kardeşliğimizi, bilerek ya da bilmeyerek, dinamitlemek isteyen girişimler de oluyor. 

Madem futboldan bir örnek verdik, oradan devam edelim. Yanılmıyorsam, 2008 senesiydi. Türkiye-Bosna futbol milli takımları karşı karşıya gelmişti. Maçta, ilk dakikadan itibaren, Bosnalı futbolcular ‘seyircimiz’ tarafından sürekli ıslıklanmış, yuhalanmıştı. İlk on dakikadan sonra maçı izlemekten vazgeçmiştik.

Bize göre, milli demek, dini demektir. Belli ki bu nasipsizler, milli ve dini duygulardan habersiz oldukları gibi, tarih bilgisinden de yoksundular.

Nereye varmaya çalıştığımı hemen söyleyeyim: Bir köşe yazarı, Boşnak kardeşlerimizi aşağılayan, dini ve milli geleneğimizde yeri olmayan sözler söyledi. Açtığı şey, ağzı değil, ahlaksızlığın vanasıydı.

Şuna inanıyoruz: Bir Müslüman için “namaz beş vakit, ahlak ise yirmi dört saat farzdır.”

‘Adam’ın yaptığı, söylediği her açıdan ahlaksızlıktır. Bu doğru. Fakat sessiz kalmak da aynı şeydir. Bizler olan bitene seyirce kaldıkça, koltukları “içimizdeki bilmem neler” doldurmaya devam edecektir.

En basit kural: Ahlaksız insan, dünya güzeli seçilse dahi, çirkindir. Çirkine de gölgesi bile düşmandır. 

Yeri gelmişken: Ülkemize sığınan Suriyeli kardeşlerimizi geri göndermeyi seçim vaadi yapanlar ile bu sözü söyleyen arasında hiçbir fark yoktur. 

En kutsal kavramlar ve en mümtaz şahsiyetler dâhil, önlerine gelen herkesi ve her şeyi kırmaktan, hatırları yıkmaktan çekinmeyenler; kardeşlik hakkına çok büyük zarar verdiler, veriyorlar. 

Ne yapmalıyız? Şunu: İnsanoğluna ve kardeşliğe mahsus bütün incelikleri dışarıda bırakan “içimizdeki Sırpları”, biz de hayatımızın dışına çıkarmalıyız. 

 

  • Cihandağ YeşilseverCihandağ Yeşilsever12 gün önce
    Bosna-Hersek yapılanması oradaki Fetö ayaklarını zombilerini de yazmanı bekliyoruz!