Emanet ve mesuliyet…

08 Kasım 2017 Çarşamba

Emanet bahsi, bizim için oldukça önemlidir. Hatta iman meselesidir. 

Emaneti korumak ile korumamak arasındaki yakıcı farkı herhalde bilmeyenimiz yoktur. Yine de hatırlatalım: Emanet, mümin ile münafık arasındaki üç büyük farktan bir tanesidir. Mümin kimse emanete ihanet etmez, etmemelidir. Münafık ise, emanete ihanet edendir. 

Emanet, sadece bir kimseye teslim edilen eşya ya da para demek değildir. Emanet dairesi, canımızdan başlar. Dinimiz, eşimiz ve çocuklarımız ile devam eder. 

Bitmedi: Kardeş, kardeşin emanettir. Arkadaş, arkadaşın emanettir. Sözler, ameller, mahrem meseleler, kardeşlere ve arkadaşlara emanet edilir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlar: ‘Emaneti, sana güvenen kimseye teslim et.’ Bilmem dikkat ettiniz mi? Burada ince bir nokta var. İtimat edilecek birini aramadan önce itimat edilir biri olmak zorundayız.

Devam edelim.

Vatan da bir emanettir. Üstelik vatan, gidenlerin geride kalanlara bıraktığı, en kutsal emanettir. Bu sebeple, “vatan sevgisi imandandır” diye kabul edilir.

Bulunduğumuz mevkiler ve yaptığımız işler de bize verilmiş emanetlerdendir. Bize emanet edilen imkânlar, babamızın değil, ümmetin malıdır. Bu sebeple, öncelikleri ve hassasiyetleri gözetmek, korumak durumundayız. Kendimizin değil, vatanın, milletin ve ümmetin öncelik ve hassasiyetlerini…

Bir de şu üç hususu, mutlaka, bünyemizde tesis etmeliyiz: Hakkaniyet, mesuliyet ve ciddiyet. Bunlar olmadan, asla kayda değer bir iş yapılamaz.

İçinde en ufak bir mesuliyet hissi bulunmayan, ciddiyet ve hakkaniyet duygusunu kaybetmiş; kendisine emanet edilen müesseseleri batırmaktan çekinmeyen, sonra hiçbir şey olmamış gibi karşımıza çıkan niceleri var. 

Onca insanın emeğini, alın terini, birikimini, umudunu yok ediyor ve sonra hiçbir mesuliyet hissetmiyorlar. Hal bu ki, tıpkı canımız gibi, mesuliyeti de en iyi şekilde taşımak ve korumak zorundayız. 

Sayın Nail Olpak, “Türkiye bir mesuliyetin adıdır” demişti. Ondan ilhamla bizde şunu söyleyelim: Türk olmak, mesuliyet sahibi olmaktır. Türk kalmak, emanete sahip çıkmaktır. Şartlar ne olursa olsun, mensubiyetimizin gereği olan, mesuliyet duygusunu ve emaneti muhafaza etmeliyiz.

Şuraya varmak istiyorum: Emanet arabayla kaza yapmak, herhalde berbat bir şey olmalı. Bu köşenin şahsıma verilmiş bir emanet araba olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, bu köşeyi güzel ve faydalı şeyler kaleme almaya, yazılarımı en iyi şekilde yazmaya gayret etmeliyim. 

Farkındayım: Dikkatli, bir o kadar da rikkatli olmalıyım. Sınır ihlali yapmamalı, kırmızı çizgiyi geçmemeliyim. Hem kul hakkı yememeye, hem de hakkı yenen kulları savunmaya gayret etmeliyim. Söylediklerimle, yazdıklarımla kimleri sevindirdiğime dikkat etmeliyim.

Bugüne kadar bir kişinin ya da makamın onayını, tebrikini ya da takdirini kazanmak için kalem oynatmadım. İbrahim Tenekeci Ağabeyden ilhamla: Allah’ın gözüne girmek için yazıyorum. Bundan sonra da böyle olacak inşallah.

İnsanlar yazılarımızı, görüşlerimizi eleştirebilir. Fakat kimseye şahsiyetimizi, ahlakımızı eleştirme fırsatı vermemeliyiz. Buna göre yaşamalıyız. Allah’a şükür.

Öte yandan: İnsanlar, insanları kandırabilir. Kara iken, kendini ak olarak takdim edebilir. Sizde inanırsınız. Çünkü “bu dünyanın en kolay şeyi, bir Müslümanı kandırmak ve kullanmaktır.” 

Atalar sözüdür: Sarmısağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış. Atalarımıza olan itimadımız, tamdır. Sarmısakta durum bu şekildeyse, varın insanın bu konudaki ‘maharetini’ siz hesap edin.

Şunu söylüyorum: Dikkatli olmak her zaman, hatta çoğu zaman yeterli olmayabilir. Hakkaniyet, mesuliyet ve ciddiyet gibi güzellikleri kaybetmiş, hiç sahip olmamış kimselerden; sütre gerisine, siperlere ya da koruganlara saklanarak korunamayız. Kötülerin şerrinden, sadece Allah’a sığınarak kurtulabiliriz. Tam da bu sebeple, ayrılırken birbirimize hep bu güzel duayı, dileği söyleriz: “Allah’a emanet ol!”

 

  • HasanHasan9 gün önce
    Başımıza ne geldiyse zaten emanete hıyanet etmemizden geldi.