THY - Kastamonu

Derdimiz, dermanımızdır

14 Şubat 2018 Çarşamba

Somut örnekler vermeyince, derdimi anlatamıyorum. Verince de insanlar beni anlamıyor. Varsın, anlamasınlar. Biz, Şah Hatayi’ye kulak verelim: “Bir derdim var, bin dermana değişmem.”

Her neyse, lafı uzatmayalım, bir örnekle derdimizi açalım. 

Şehirde yaşıyorsunuz. Eskimiş bir oturma grubunuz var. Artık ihtiyacınıza cevap vermiyor. Evinizde de kötü bir görüntü oluşturuyor. 

Yapmanız gereken bellidir: Oturma grubunu çöpe atıp, ondan kurtulmak. Fakat hiçbir çöp kamyonu onu almaya yanaşmaz. 

Bir fakire vermeyi düşünseniz, almaz. Eskici de almaz. Alsalar ne yapacaklar, ne işlerine yarayacak?

Oturma grubunu parçalayıp yakmayı deneseniz de olmaz, eviniz doğalgazlı. Bir gece yarısı oturduğunuz sokağın tenha bir yerine bırakmayı düşünürsünüz ama bir tanıdık görür diye cesaret edemezsiniz.

Kamyonet tutup, gecenin bir vaktinde, ıssız bir yol kenarına bırakmayı deneseniz, gene olmaz. Neticede işin içinde yakalanmak, “kaçak moloz dökmekten” ceza yeme ihtimaliniz var. Kamyonetin ücretini de unutmamak lazım. Astarı yüzünden daha pahalıya gelecek.

Kısacası, bir imkân olmaktan çıkan, oturma grubu artık sabırla imtihana dönüşmüştür. Çaresiz bir şekilde, sırf eski oturma grubundan kurtulmak için adına, mobilya kampanyaları takip etmeye başlarsınız. Sonunda o malum kampanyalardan birine dâhil olursunuz: “Eski oturma grubunuzu getirin, şu kadara sayalım, yeni oturma grubunuzu verelim.”

Eski oturma grubunuzu evinizden alırlar, yerine yenisini verirler. Artık eski oturma grubundan kurtulmuşsunuzdur. Burası iyidir. Fakat yeni bir borcun altına girmişsinizdir. Burası da kötüdür.

Bizim Batılılaşma hikâyemiz, Batılılar ile olan ilişkimiz de böyledir. 

Batıya elinizi verdiniz mi, kolunuzu kurtaramazsınız. Batılılara yakanızı kaptırdınız mı, artık ondan kurtuluş oldukça zordur. Atsanız atılmaz, satsanız satılmaz. 

Batıdan aldığınızı elden çıkarmak için, yine Batıdan bir şey alırsınız. Mesela, İsviçre’den ithal ettiğiniz kanunlardan memnun değilseniz, yenisi için Fransa’nın kapısını çalarsınız. 

Batıdan kurtulmak için, isteseniz de istemeseniz de, yine Batıya gidersiniz. Mesela, Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’dan kurtulmak için Almanya’ya gidilmiştir. 

Kuşkusuz bu örnekleri çoğaltabiliriz. 

Boşnaklar, Hollandalı ‘barış gücü’ askerlerinin ihaneti neticesinde, Sırp Çetniklerin Srebrenitsa’da gerçekleştirdiği soykırımı şikâyet etmek için Hollanda’nın Lahey şehrindeki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesine gitmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan, başörtüsü ya da Batı Trakya Türk Azınlığı’na yönelik hak ihlalleri davaları da bu konuya örnek olabilir.

Devam edelim.

Batılıların şerrinden korunmak için, yine Batılılara müracaat edersiniz. Almanya’dan aldığınız tank ya da Amerika’dan aldığınız uçak eskimiş ise, yenisini Fransa’dan ya da İtalya’dan alırsınız. 

Hadi, bir örnek daha verelim: Amerika ülkemizin talep ettiği füze savunma sistemini satmak istemeyince, bu ihtiyaç Rusya’nın S 400’leri ile giderildi.

Bir şey daha…

Batıdan aldığınız borcu ödemek için, yine ondan borç alırsınız. Borcun faizi de hesaba katılınca, borcunuza yeni borç eklenir. Ödedikçe, ödemeniz gereken miktar azalmak yerine artar.

Hal böyle olunca, soru da şu oluyor: Dert belliyse, derman nedir? Bu kısır döngüden kurtulamaz mıyız? 

Tarihe baktığımız zaman, karşımıza çıkan bu örnekler, bizi karamsarlığa sevk ediyor. Ancak Müslüman karamsar olmaz, olmamalıdır. 

Şuna inanıyoruz: “İman varsa, imkân da vardır.” Gâvura fırsat vermezsek, her şey düzelir. Ruhumuzu ve ritmimizi muhafaza edersek, kaldığımız yerden, yola devam ederiz.

Bugün, elhamdülillah, düne göre daha iyi bir noktadayız. Bununla birlikte, elbette, dertsiz değiliz. Dertliyiz ama ümitsiz değiliz. Heyecan ve ümit verici, diriltici haberler alıyoruz. Kendi helikopterimizi, topumuzu, tüfeğimizi ve mermimizi üretiyoruz. 

Kimin ne söylediğine değil, işimize bakıyoruz. Gösterilene değil, gereken istikamete yöneliyoruz. “Dur” denildiğinde değil, biz istediğimizde duruyoruz.

Yazımızı Muhyi’nin bir dörtlüğü ile noktalayalım: “Sayılmayız parmağıle / Tükenmeyiz kırmağile / Taşramızdan sormağıle / Kimse bilmez ahvalimiz.”

 

YORUM YAZ