15 Temmuz

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Bundan bir yıl önce, 15 Temmuz gecesi, Türkiye büyük bir ölümden döndü.  ‘İyilik hareketi’ olduğunu söyleyenler, bu toprakların bugüne kadar gördüğü en büyük kötülüklerden birine yeltendiler. ‘Tek Türkiye’ diye film çekenler, Türkiye’yi dipsiz bir kuyuya itmek istediler. 

‘Arkalı köpek, kurdu boğar’ derler. Bu kez öyle olmadı, böyle oldu. Kan verildi ama bir karış toprak verilmedi. Can verildi ama istiklalimiz verilmedi.

Milletlerin hayatında önemli dönüm noktaları vardır. Milletimiz ve memleketimiz, bin yılda birçok kez bu durumu yaşamıştır. Malazgirt, Mohaç, Kosova, Çaldıran, Mercidabık, Sarıkamış ve Çanakkale. Bu zincirin son halkası, 15 Temmuz oldu. Her seferinde Anadolu’yu yurt tutmayı, ona tutunmayı başardık. Şükürler olsun ki, hâlâ buradayız.

Ülkemizin nereden döndüğünü her geçen gün daha iyi anlıyoruz. Anladığımız budur: Allah vatanımızı korudu, kolladı. Çok şükür, kötüye fırsat vermedi. 

Bilmeyen, duymayan yoktur: Bülbülü altın kafese koymuşlar, illa da ‘vatanım’ demiş. Bülbülün istediği bir başka kafes midir? Elbette, hayır. Vatan denilen şey, bağımsızlık ve hürriyettir.
O gece öldürülmek istenen, sadece milletimizin fertleri değildi. Asıl hedef vatanımızdı. Öldürmek kastıyla, ülkemize ateş ettiler. Soruları çalanlar, memleketimizi de çalmak istediler. 

Şunu da ekleyelim: Vatan en kıymetli emanettir. Bu memleket bize emanettir. Sana, bana, hepimize. Mümin ile münafık arasındaki üç temel farktan biri emanet bahsidir. Emanete hıyanet olmaz. Hıyanet eden ise mümin olamaz. 

Vatana ihanet ve millete düşmanlık edenlerin geldikleri noktaya bakın. Yaban elde, yabancılara uşaklık ediyorlar. 

Kumpas kuranlar, sahte delil üretenler ve düzmece mahkemelerde insanların hayatını karartanlar, “Türkiye’de adil bir yargılama olamayacağını” söylüyorlar. Hatta hâlâ ülkemize tehditler savurabiliyorlar. 

Bu cüret kendilerinden kaynaklanmıyor. Hainlere güç veren, umut veren Batı dünyasıdır.

Darbe girişimi için ciddi bir medya ve istihbarat hazırlığına giriştiği anlaşılan Batılıların, darbecilere nasıl destek verdiklerini görüyoruz. Katledilen yüzlerce sivili ve milletimizin şanlı direnişini değil de darbecilerin durumlarını gündem yapıyorlar.

Yeri gelmişken, önemli bir ayrıntıya değinmek gerekiyor: Darbelerden çok çekmiş olan Yunanistan, darbecileri neden iade etmiyor? Özgürlüğün heykelini bile diken ABD, hürriyetimize kast eden terörist başını neden barındırıyor? 

Bu soruların basit bir cevabı var: Batı dünyası, daima ülkemiz aleyhine çalışanların, Türkiye düşmanlarının anavatanı olmuştur. Batılılar, bu hainleri barındırarak, diğer hainlerin cesaret ve direncinin kırılmasını önlemek istiyorlar.

Batı dünyasının, bize karşı tutumu genellikle budur. Asırlardan beri böyledir. Avrupa’nın gerçek yüzünü görmenin, anlamanın yegâne yolu Endülüs’ün akıbetini öğrenmek, Afrika ve Amerika topraklarında nelerin yaşandığını bilmekten geçer.

Bir örnek verelim: Balkan Harbi esnasında, Avrupa’da yayın yapan gazeteler, Sırp, Bulgar ve Yunanlıların Müslümanlara yaptığı mezalimi neredeyse görmezden gelmiştir. Buna karşılık yapmadıklarımızı ‘yaptı’ diye göstermişlerdir. Ayrıntıları merak edenler, savaşa gazeteci olarak katılan Leon Troçki’nin Bir Asır Sonra Balkan Savaşları isimli kitabını okuyabilirler.

Bir örnek daha: Yunan işgal kuvvetleri, İstiklal Harbi esnasında Anadolu’nun dörtte birini yakıp yıkmışlardır. Aynı Yunanlar, 27 Haziran 1944’ten Mart 1945’e kadar geçen sürede, 3 bin 242 Çameryalı Arnavut sivili katletmiştir.

Son bir örnek: Sırplar, 11 Temmuz 1995’de Srebrenitsa’da 8 bin 372 Bosnalı Boşnak sivile soykırım uyguladılar. Hollandalı askerler oradaydılar. Sonrasında hükümetlerinden madalya aldılar.

Şurası kesin: Bize insanlık dersi vermeye çalışanların, önce kendilerine bakmaları gerekiyor. İnsan haklarından en fazla dem vuranlar, en çok insan öldürenlerdir. Demokrasi diyenler, menfaatleri söz konusu olduğunda, pekâlâ darbecileri ya da teröristleri destekleyebiliyorlar. Bakınız: Mısır’daki Sisi darbesi. Bir kez daha bakınız: ABD ve PKK/PYD işbirliği. Tıpkı Fransa’nın, Adana ilimizi işgali esnasında, Ermenilerden oluşan gönüllü birlikleri kullanması gibi.

Kesin olan bir şey daha: Şu saatten sonra hainlere ve zalimlere gösterilen merhamet, mazlumlara zulüm olur. Felaketimiz olur.