Yükseköğretim

23 Ekim 2017 Pazartesi

Ak Parti hükümetleri birçok alanda Türkiye’ye sınıf atlatan değişimin mimarı oldular. 

Yine bu sayfalarda AK Parti’nin Türkiye’yi dönüştüren büyük performansından söz ettikten sonra yargı, yükseköğretim ve sosyal güvenlik konularında AK Parti’nin kendi vizyonunun tersine bir bakış açısına sahip olduğunu ifade etmenin üzerinden tam on yıl geçmiş.

Yargı konusundaki hatalı yaklaşım biraz da 2013 yılı sonunda başlayan FETÖ’cü darbe girişiminin etkisi ile kökünden değişti.

Bu kadar radikal değişimin bazı sancılı sonuçları oldu oluyor ama, en azından Türkiye’nin çok doğru bir istikamete döndüğünü söyleyebiliyoruz.

Sosyal güvenlik hizmetlerinde en başından itibaren büyük bir hizmet genişlemesi oldu. Hatta sağlık hizmetlerine erişim konusunda dünyanın geriye kalanının tamamından açık ara çok daha iyi hizmet kalitesine ulaşıldı. Ancak sosyal güvenlik hizmetlerinin kamu maliyesi üzerindeki baskısını azaltacak bir çözüm gelişemedi. Hâlâ devletin en önemli harcama kalemi sosyal güvenlik hizmetlerinin sübvansiyonu.

Hâlbuki kamu maliyesi üzerindeki baskıyı azaltacak rekabete açık bir piyasa inşa edilebilirdi. 

Bu sistem vatandaş için çok daha iyi. O konuda hiç sorun yok. Ancak aktüerya hesabını finanse edecek bir model inşa edilmezse bu hizmetlerin sürekli olabileceğinin bir garantisi olmaz.

Bugün Sosyal Güvenlik Sisteminin bir tek teminatı var. Recep Tayyip Erdoğan.

Yükseköğretim konusuna gelince şunu net olarak ifade etmeniz gerekiyor.

Türkiye’nin tarihinde yükseköğretim alt yapısına AK Parti hükümetleri kadar yatırım yapılmadı.

Ancak AK Parti’nin açık ara en başarısız olduğu konuda yükseköğretimdir.

AK Parti, Yükseköğretim yönetiminde kendi tercihlerinden de çok memnun gibi görünmüyor zaten.

Bilimin ve aklın birincil değer ifade etmesi ve Türkiye’nin yüz yüze olduğu sorunlara rasyonel çözüm önerileri geliştirmesi gereken yükseköğretim alanı kendi sorunlarını bile sloganik projelerle perdelemek dışında bir çözüm önerisi maalesef geliştiremedi.

Yükseköğretim Türkiye’nin içerde ve dışarda büyümesi için kaldıraç olması gerekirken kendi sorunlarının içine gömüldü gitti.

Üniversite giriş sistemi konusunda bile ne olduğu anlaşılan bir sistem geliştiremedi.

ÖSYM yönetimlerinde yaşanan rezaletin bir tek kimse hesabını vermedi.

Oysa yükseköğretim o kadar büyük bir potansiyel taşıyor ki;

Tek başına Türkiye’yi değiştirebilecek bu potansiyeli harekete geçirecek bir akıl yok maalesef. 

Yükseköğretim personel rejimi Kızılderili kabile rejimlerinden bile çok geride.

Cumhurbaşkanı deneyimli bir devlet adamı olarak işin bir yerinde bir yanlış olduğunu hissediyor ama ne zaman yanlışlıklar gündeme gelmeye başlasa bir sloganik tartışmanın geri tarafına süpürülüyor.

Üniversite giriş sistemi değiştirildi. Herkes büyük bir devrim yapmanın huzuru içinde.

Bu düzenleme işi iki üç yıl daha perdeler.

Gerçekten çok yazık.

Yükseköğretim personel rejimini değiştirecek bir tek adım atılmıyor.

Geçenlerde Abant İzzet Baysal Üniversitesi kampüsüne gitmem gerekti. 

Rektörü yeni atandı, elbette yeni rektörün bir sorumluluğu yok ama emin olun kampüsü görünce utandım.

Her yer mezbelelik. Üniversitenin içindeki yolları, bahçeleri, binaları bekâr evi gibi perperişan olan üniversitenin hiçbir şeyi doğru olamaz. 

Eski rektörü yedi yıl bu performansla görevde tutan yükseköğretim yöneticilerinin de bir sorumluluğu olmalı.

AK Parti iktidarının on beşinci yılında gündeme gelen yenilenme projesi yükseköğretim alanına da uzamalı ve sistem yeni baştan düzenlenmeli. 

ÖSYM yükseköğretimden bağımsız bir sınav kurumu olarak RTÜK benzeri bir yapı olarak düzenlenmeli.

Yabancı öğrenci kabulünü kolaylaştıracak ve artıracak bir sistem geliştirilmeli.

Üniversitelerin tamamı sermaye piyasaları araçlarıyla halka açılmalı.

Akademik yükselme üniversite yönetimlerinin inisiyatifinden çıkarılmalı. 

Daha söyleyecek çok şey var.

Ama bir an önce bir yerinden mutlaka başlanmalı.

 

  • AdıgeAdıge28 gün önce
    Dgs ye elatılmalı