THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Üniversiteler halka açılmalı

22 Aralık 2017 Cuma

Türkiye’de üniversite sayısı 200 civarında.

Üniversitelere 2017 yılındaki devlet katkısı yaklaşık 25 Milyar TL civarında 

Mal varlıklarının toplam değeri ile ilgili bir araştırma yok ama şöyle bir ortalama bir hesap ile yaklaşık 350 Milyar TL civarında olduğunu söyleyebiliriz.

Örgün öğretimde kayıtlı öğrenci sayısı ise yaklaşık beş milyon civarında.

Bu rakamın yaklaşık üç buçuk milyonu devlet üniversitelerinde okuyor.

Devlet üniversitelerinde okuyan her bir öğrencinin devlete yıllık gerçek maliyeti, hesaplanan maliyetin en az dört katıdır.

Öğrenci harcının hesaplanmasında esas bir maliyet hesabı tablosu var aslında ama bu hesaplama gerçek giderin hesabını çıkaran bir tablo değil. 

Devlet üniversitelerine yapılan hazine katkısını öğrenci sayısına böler ve yatırım harcamalarının amortisman veya kira bedellerini de hesaba dahil ederseniz, hesabın en azından dört katı bir maliyetle karşılaşacağınızı görürsünüz. 

Devletim yüksek öğretim alanındaki harcamaları ile üretilen hizmet arasında akıllara sığmayacak asimetri var.

Devlet kesinlikle harcamalarının karşılığı olan verimi alamıyor.

Sorun üniversitelerin çokluğu sorunu değil, Türkiye gerek iç potansiyeli ve gerekse çevre bölgelerdeki potansiyel ile çok daha fazla üniversiteye ihtiyaç duyan bir ülke

Üniversitelerin finansmanı konusunda yeni bir bakış açısı getirmeden üniversite yönetim kalitesini geliştirmek mümkün değildir.

Üniversitelerin yönetiminin yerelleştirilmesi

konusunda daha önce gerçekçi olmayan birçok model tartışıldı ana uygulamanın teknik detayları tartışılmaya başlanınca, açmazlar nedeniyle mecburen vazgeçildi.

Bir ara çözüm olan vakıf yükseköğretim kurumlarının statüsü ise problemi azaltmadı artırdı.

Kazanç elde etmek amacıyla kurulması yasaklanan vakıf yükseköğretim kurumlarının statüsü yükseköğretimin tüm taraflarını sahteciliğe mecbur ediyor.

Adam kaynak ayırmış üniversite kurmuş yatırım yapmış ama kazanç elde etmesi yasak, böyle bir bakış, insan tabiatına temelden aykırı bir bakıştır.

Temel sorunlardan biri ise yönetim ve denetimin tek elde toplanmasıdır. 

YÖK Yükseköğretimi hem yönetiyor hem de denetliyor.

Yargı denetimi sınırlara bağlanmış, buna bir de yargı mensuplarının hatalı bakışı eklenince, savcılıkların denetim yetkisi nerdeyse sıfırlanmış durumda.

Yüksek öğretimin finansmanı bir sorun, akademik bağımsızlığı başka bir sorun, yönetiminin sivilleşmesi başka bir sorun, yönetimi başka bir sorun, denetlenmesi bir başka sorun, akreditasyonu ise başka bir sorun.

Daha önce yazdım…

Bu sorunların tamamının bir tek hareketle çözümü için üniversiteler halka açılmalı.

Tüm üniversiteler Sermaye Piyasası mevzuatına göre anonim şirket haline dönüştürülmeli. 

Şirket haline dönüştürülen üniversitelerin hisselerinin minimum yarısı halka arz edilmeli.

Yüksek öğretim yönetim merkezi ile akreditasyon ve denetim merkezi bir birinden ayrılmalı.

Halka arz edilmeyen hisselerin bir bölümü yükseköğretim yönetim merkezine, bir kısmı ise yerel yönetimlere verilmeli. 

Merkezi yönetim yerel yönetim ve hissedarların katılımı ile ortak yönetim kurulmalı.

Devlet üniversiteleri değil başarılı öğrencileri ve başarılı projeleri finanse etmeli.

Devlet hem büyük bir kaynağı ekonomiye kazandırmış hem büyük bir harcama yükünden kurtulmuş hem de yönetim konusunda kim para veriyorsa ancak o konuşmuş olur.

YORUM YAZ