KHK tartışmaları temelinde meşru müdafaa ve müdahale hakkı

01 Ocak 2018 Pazartesi

İlginçtir, son KHK’nın en az tartışılması gereken kısmı tartışmaların merkezine oturdu.

Türkiye’de muhalefetin rasyonalitenin ne kadar uzağında olduğunu gösteren bundan daha belirgin örnek olamaz.

Sadece muhalefet partileri değil, kendisine macera arayan AK PARTİ eski tüfeklerinin kalibresini anlamamıza da yardımcı oluyor bu tartışmalar.

Milletin her seferinde iyi ki Recep Tayyip Erdoğan var demesinin nedenini fazla araştırmaya gerek yok. 

Ne içerden ne dışardan aklın ve mantığın kenarından geçen bir muhalefet gelişemiyor.

Son KHK ile getirilen düzenlemede 15-16 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ve devamındaki terör eylemlerine karşı koymak anacıyla gerçekleşen fiiller ceza sorumluluğu dışına taşındı.

Tartışmalar; DEVAMINDA GERÇEKLEŞEN TERÖR EYLEMLERİ ifadesi ile, 15 Temmuz darbe girişimi ile sınırlı olmayan bir sivil müdahale yolunun açıldığı iddiasına dayandırılıyor.

Hani bunu hayatında hukuk ve yargı kavramı nedir bilmeyen birileri konuşsa, bir derecede tolere edip konuyu anlatırız da yasama meclisinde görev yapmış hatta Cumhurbaşkanlığı yapmış biri söyleyince insan gerçekten memleketin haline üzülüyor.

Bu düzenleme yapılmamış olsaydı darbe veya terör eylemine vatandaşın müdahale etmesi suç mu olacaktı?

Yav sizin etrafınızda ceza kanununu ve ceza muhakemesi kanununu okuyan bir tek hukukçu yok mu?

Gerek Türk Ceza Kanunu gerekse de Ceza Muhakemesi Kanunu darbe ve terör suçlarıyla da sınırlı olmaksızın suça müdahale yetkisini bütün vatandaşlara veriyor zaten.

Darbeyi veya terörü bırakın komşunuzun kızına biri tecavüze yeltense buna müdahale yetkimiz yok mu yani?

Türk Ceza Kanunu’nun Meşru Savunma ve Zorunluk Hali başlıklı 25. Maddesi aynen şu şekilde: 

“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”

Türk Ceza Kanunu’ndaki bu cezasızlık hali KHK ile genişletiliyor mu? Hayır. Hatta burada müdahale için eylemin darbe veya terör eylemi olmasına gerek var mı? Yok. Peki, niye bu tartışmalar çıkıyor? Çünkü maalesef ortada akıl yok.

Bir de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 90/1. Maddesi var.

“Aşağıda belirtilen hallerde herkes tarafından yakalama yapılabilir:

a- Kişiye suç işlerken rastlanması, 

b- Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması.”

KHK’ya falan gerek yok. Kendisine veya bir başkasına karşı suç işlendiğini gören vatandaşın müdahalesi hakkı kanunlarımızda zaten var.

Hatta bazı durumlarda vatandaşın müdahale etmemesi suçtur.

Türk Ceza Kanunu’nun ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yukarıda alıntıladığım meşru müdafaa ve müdahale hakkına ilişkin hükümleri Meclis’te oynanırken hem CHP’nin hem de bir önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kanun düzenlemesini desteklediğinin de altını çizeyim.

Kim neyi tartışıyor kendilerinin de farkında olduklarını sanmıyorum. 

Ne dediğini, dediğinin ne sonuca varacağını görebilecek kadar birikimi olmayan hatta çevresinde de bunu anlayacak bir akıl kırıntısı barındırmayanların bırakın memleketi ve milleti, kendilerine de bir hayrı olmaz.

 

YORUM YAZ