THY- Güney Avrupa Haziran

FETÖ-terör dâvâlarına katılma

24 Kasım 2017 Cuma

Eskiden savcılarımız “müdde-i umumi” idi. Umum yani kamu adına iddia eden. Yirmi yıl önce mevzuatımızda yer alan müdde-i umumi kavramını bugün hukuk öğrencileri bile anlayamıyor. Dildeki yozlaşmanın ortaya çıkardığı savrulmayı yaşıyoruz. Öyle anlaşılıyor ki daha da yaşayacağız. Ama esas konumuz bu değil.

Suç sayılan eylemler meydana geldiğinde konuyu değerlendirerek, mahkemelerde dava açma yetkisi savcılarımıza verilmiş. Savcılar, suçlanan kimselerin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak bir değerlendirme yapmak zorundalar. Suçun işlendiği konusunda makul bir şüphe varsa, yargılamayı yapmak üzere iddianame düzenleyerek yargılama yapmakla görevli mahkemeye gönderiyorlar.

Ağır ceza mahkemelerinde yargılamaya bir cumhuriyet savcısı da katılıyor. Asliye ceza mahkemelerinde artık yargılamalar savcılar katılmadan yürütülüyor.

Kamu davası açılmış ise, davanın bir tarafı suçlanan kimse yani sanık oluyor. Diğer tarafı ise kamu. Kamu dediğimiz yani millet. Kamu davasında milleti temsil eden makam ise savcılık.

Davacı olarak taraf durumunda olan savcının yargılamada üstlendiği rol sürekli tartışma konusu oluyor. Eğer savcı davanın tarafı ise, yargılama faaliyetine yargılamayı yapan mahkemenin bir parçası gibi katılması adil olur mu sorusu gündeme geliyor.

Bir yönüyle de yargılama konusu eylem nedeniyle kişisel bir bağı bulunmayan savcının, herhangi bir davada kişisel hak talebinde bulunan davacı gibi nitelenmesi de haksızlık oluyor.

Kamu davası açma yetkine sahip olan savcı, davada verilen kararlar aleyhine itiraz veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma yetkisine de sahip.

Ancak bir tarafıyla yargılamanın parçası haline getirilen savcının, mahkeme kararları ile ilgili itiraz ve temyiz gibi kanun yollarına başvurma eğilimleri uygulamadan görüyoruz ki son derece sınırlı.

Suçtan zarar görenlere kamu davasına taraf olarak katılma imkanı tanınıyor. Yaralanan, saldırıya uğrayan veya başka suç sayılan eylem nedeniyle kişisel hakları zarar gören kimse, yargılama aşamasında mahkemeye başvurup, kamu davasına katılma talebinde bulunarak davanın tarafı haline gelme hakkına sahip. Kamu davasının tarafı haline gelince de, savcıdan bağımsız olarak verilen karara itiraz temyiz gibi kanun yollarına başvurma hakkını da kazanmış oluyor.

Kanun yollarına başvurma hakkının savcı dışında suçtan zarar görenlere de tanınması, kanun yollarındaki denetimde son derece etkili bir fonksiyon görüyor.

Elimde bir istatistiki veri yok ama ceza yargılamalarında kanun yolu başvurularının sanıyorum ancak yüzde biri savcılarca, yüzde doksan dokuzu ise suçtan zarar gördükleri için kamu davasına katılanlarca yapılmıştır.

Kanun yolu başvurularında itiraz veya temyiz edilen kararların bozma oranı da oldukça yüksek. Suçtan zarar görenlerin kararlara karşı itiraz ve temyiz yetkisi olmasaydı birçok hukuka aykırı karar kesinleşecekti.

Onun için darbe davalarında suçtan zarar gören anayasal kurumlar adına avukatlar davaları takip ediyor. Savcılarımızın insanüstü gayretini takdir ediyorum. Keza mahkeme heyetlerinin çok büyük bir fedakarlık yaptığını görüyorum. Ama darbe davalarında bir üçüncü göz olarak avukatların varlığı, hatalı uygulama ihtimalini ortadan kaldırıyor.

Aynı duyarlılığa FETÖ davalarında da ihtiyaç var. Ortada bir terör örgütü ve bir terör faaliyeti varsa, terör örgütünün hedef aldığı bir devlet düzeni de var. Devletin anayasal kurumlarının bu davalarda avukatlar vasıtasıyla temsil edilmesi, bazı kararların hakim savcı arasında kalarak kesinleşmesinin önüne geçer ve daha uzman mahkemeler olan istinaf ve temyiz mahkemelerinin denetiminden de geçmesine yardımcı olur.

Cinsel saldırı ve istismar davalarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı taraf haline geldikten sonra, bu davalarda kanun yolu başvuruları belki on katına çıktı. Demek ki daha önce birçok dosya hatalı kararlarla kapatılıyordu. 

FETÖ davalarında da devlet kurumları taraf olarak bu davaları izlemeli ve gerektiğinde kanun yolu başvuruları yapılabilmeli.

FETÖ davaları artık il merkezlerinde görülüyor. Devleti ilde temsil eden makam valilik. Gerekli yasal değişiklikler yapılarak, il valiliklerinde bu davaları izleyen bir birim kurulmalı. Valilikler terör davalarına katılmalı. Valilikleri temsil edenler, hatalı bir karar verildiğinde itiraz ve temyiz yetkisine sahip olmalı.

 

YORUM YAZ