Balkanlar’ın potansiyelini görmek barış için paylaşmak lazım

13 Ekim 2017 Cuma

Daha önce de yazmıştım. İnsanlarla ortaklıklarınızı geliştirmedikçe kalıcı bir ilişkiden ve hatta kalıcı bir barıştan söz edemezsiniz.

Sadece devletlerarasında değil insanlar arasında da paylaşacağınız bir şey olmayınca mutlaka kavga çıkıyor. Bazen paylaşacağınız bir şey hazırdır. Eğer hazır değilse paylaşmak için bir değer oluşturmak gerekir.

Marks gibi; “bütün davranışlarımızın kaynağını ekonomik konular oluşturuyor” demiyorum. Ama bir paylaşım olacaksa; ekonominin araçlarının paylaşma fırsatını artırdığını da kabul etmemiz gerekiyor.

Balkanlar’ın toplam nüfusu ve ekonomik büyüklüğü aşağı yukarı yarımız kadar. Avrupa kıtasının en güzel bölgesinde, doğal kaynaklar bakımından son derece zengin bir bölgeden söz ediyoruz. Doğal kaynaklar deyince aklınıza hemen petrol ve diğer değerli madenler gelmesin. Zengin su kaynakları, son derece müsait tarım alanları, enerji, tarım ve hayvancılık potansiyeli ile büyük bir ekonomi havzası Balkanlar.

Çok ciddi altyapı sorunları var. Sanayileşme çok gerilemiş. Turizm potansiyelinin çok az kısmı kullanılmış. 

Adriyatik denizinin boydan boya doğu yakasından söz ediyoruz. Dünyanın başka hiçbir yerinde bu kadar güzel bir doğa, bu kadar büyük ve egzotik bir tarih ve bu kadar güzel bir iklim birleşmemiştir.

Bazı bölge ülkeleri Avrupa Birliği üyesi.

Balkan bölgesinde büyük ve kanlı bir savaşın üzerinden henüz çeyrek asır bile geçmedi. Ama oralara bakarsanız kısa bir süre içinde yaraların sarılmış olduğunu görürüsünüz.

Bundan sonra yeni bir savaş ihtimalinden söz etmek istemiyorsak, paylaşarak büyümemiz gerekiyor. Türkiye’nin Sırbistan konusunda attığı adım son derece önemli. Düşman olmadığımızı, dost olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. 

Bu dostluk için bedel ödememiz de gerekmiyor. Sırbistan’ın potansiyelini ayağa kaldıracak kaldıraç biz olalım. Onlar da gelişsin, biz de bu ortaklıktan payımızı alalım. Birlikte kazanan ve adil bir şekilde paylaşan insanlar arasında da ülkeler arasında da düşmanlık olmaz.

Şu andaki Sırp yönetimini de yürekten kutluyorum. Kaldı ki bizim bu bölgelerle ilişkilerimizi yönetimlere endeksli olarak ele almamız da doğru değil. Yönetimleri düşmanca davranan ülkelerin halklarının gönlünü kazanacak bir bakış açısına sahip olmamız gerekiyor.

Yönetimlerin kendi halklarının talep ve arzularını görmezden gelerek ayakta kalabilecekleri süreler sınırlı. 

Kalkınma Bankası, Eximbank, KGF veya herhangi bir kurum, Balkan bölgesindeki yatırımları ve ortaklıkları destekleyen iş planı çıkarmalı.

Çevremizde Yunanistan da dahil olmak üzere tüm ülkelerde bizim işadamlarımızın yatırım ve ortaklıklarının önü açılmalı. Türkiye bu ülkelerin altyapı projelerini finanse eden bir kredi mekanizması geliştirmeli.

Hem o ülkeler altyapılarını geliştirmek suretiyle zenginliklerini artırmalı. Hem bizim işadamlarımıza yeni alanlar açılmalı. Yani hem biz hem de onlar kazanmalı. Ürettiklerimizi adil bir şekilde paylaşmalıyız.

O ülkelerden Türkiye’de yatırım yapmak isteyenlerin önünü açan bir bakış açısına da sahip olmalıyız. Sınırlarımızın içine hapsolmanın hiç kimseye faydası yok. Sınırlar istediğin zaman çıkabiliyorsan güvenliğimizi sağlamış olur. İstediğin zaman çıkamadığın sınırlar cezaevidir.

Eğer Türkiye çok yönlü bir dış politika derinliğine sahip olursa, şundan emin olun ne ABD ne de başka bir güç baskı yapabilir. Türkiye pas seçeneklerini çoğaltabilirse, bu takdirde baskı yapmaya çalışanlar yorulur.

Bugün ABD’ye hiç düşünmeden misilleme yapabiliyorsak, başka seçeneklerimiz olduğu içindir. Başka seçeneklerimiz olmasa, onların göndereceği sadakalara muhtaç olsaydık bakın o zaman sesimizi çıkarabiliyor muyduk?

Bizim seçeneklerimizi artırmamız ABD dahil herkes için çok önemli. Onlara da faydası var bunun. Türkiye’nin seçeneksiz olduğuna kanaat getirseler hem bizi hem de kendilerini savaşa mahkûm ederlerdi.

Bakım şimdi çok iyiyiz. Bizim kendilerine mahkûm olmadığımızı öğrenmeye başladılar. Dolayısıyla hadlerini bilmeleri gerektiğini de öğreniyorlar. Hadlerini bilerek davrandıklarında sadece biz değil onlar da rahat etmiş oluyorlar.

Bizim Yunanistan dahil Balkan bölgesindeki ilişkilerimizi askeri güç temelinde yapılandıran değil, barış ve ortaklık temelinde yapılandıran bir vizyon etrafında hareket etmemiz gerekir. Onların Batı sınırlarında güvenli bir bölge olarak ilişkilerimizi temellendirdiğimizde çocuklarımıza daha müreffeh bir gelecek bırakmış oluruz.

Onun için biz Balkanlar’a gidebilmeliyiz. Onlar da buralara gelebilmeli. Bir birimizden öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki?

THY o bölgelerde erişim olmayan yer bırakmamalı. 

Örneğin Novipazar. 

Örneğin Ohri. 

Örneğin Split. 

Buralara mutlaka doğrudan seferler olmalı.

Onlar bizim beş yüz yıl birlikte yaşadığımız kardeşlerimiz. 

Olaya bu gözle bakabilmeliyiz.

 

 

 

  • ismailismail1 ay önce
    osmanli köprünün iki ayagi gibi rumeli ve anadolu üzerine bina edilmistir.ortasindada asitane denilen bassehir ISTANBUL bulunmaktadir.Bu tarihi hakayiktan bihaber olan cahiller zümresirumeli tarafindan gelenleri degisik gözle görmektedir.Halbuki tarihi hakikat tam tersidir osmanli padisahlari rumeliye anadoludan daha cok ehemmiyet veririler hatta daha cok rumeli sivesiyle konusurlardi.ben Trabzonluyum ama gercekleride gözardi etmenin manasi yok