THY- Euroleague

2019 seçimleri için sağlam bir yükseköğretim reformu bile yeterli olur

13 Kasım 2017 Pazartesi

Yükseköğretim deyince aklımıza sadece üniversiteye giriş sistemi geliyor değil mi?

Oysa giriş sistemi sorunun ek basit tarafı.

Haddizatında yükseköğretime giriş sistemi bir yükseköğretim sorunu olup olmadığı bile tartışılır.

Giriş sistemi iki kişi arasından hangisinin yükseköğretime giriş hakkına sahip olduğunu tespit etmeye yarayan bir ölçme değerlendirme düzeni. 

Asıl sorun üniversiteye girdikten sonra başlıyor.

Hatta asıl sorun yükseköğretime ayrılan kaynağın kullanılmasında düğümleniyor.

Son 15 yılda üniversite sayısı aşağı yukarı dört katına çıktı. 

Tarihinde görülmeyen kadar büyük kaynak transferi yapıldı. 

Geldiğimiz noktada yüksek öğretimin yöneticileri de dahil olmak üzere durumdan memnun olan bir tek kişi var mı?

Üniversiteye giriş sistemi konusundaki tartışmalar yükseköğretimin temel birçok sorununu perdeliyor ve bu tartışmalar yükseköğretim yöneticilerinin işine de geliyor. 

Üniversiteye A şahsı yerine B şahsının girmesini sağlayacak bir değişiklik temel bir değişiklik olabilir mi yani.

Bunu bile eline yüzüne bulaştıran bir yönetim var ama şimdilik orayı geçelim.

Devlet yükseköğretim düzenini temelden değiştirecek bir adım atmadıkça bu karanlık kuyu daha çok kaynağı yutacaktır.

Yükseköğretim kurumlarının devletin sağladığı imkanlarla oluşturduğu kaynaklarının toplam değeri minimum üç yüz milyar dolar civarındadır.

Üniversiteler Sermaye Piyasası mevzuatına göre şirket haline dönüşüp halka açılmalı. 

Üniversitelerin hisselerinin bir bölümü yönetim payı olarak devlete ait olmalı.

Devlet adına bu payların bir bölümü merkezi yükseköğretim kuruluna bir kısmı da yerel yönetimlere verilebilir.

Bir kısmını ortaklık payı karşılığında YÖK tarafından bir kısmı yerel yönetimlerce, bir kısmı da parayı verip üniversiteye ortak olanlar tarafından seçilen karma yönetim kurullarınca yönetilmeli.

Ortaklık düzeni sağlam bir regülasyona bağlanabilir.

Yabancı ortaklık için de kapı aralanabilir.

Devletin atıl kaynakları kullanılarak halka açık hisseler karşılığında yaklaşık iki yüz milyar dolar kaynak oluşturulmuş olur.

Devlet üniversiteleri değil, performansı finanse etmeli. 

Üniversiteye giriş sınavı, devlet desteği kazanacak öğrencileri belirlemek için yapılmalı.

Devlet stratejik değeri olan proje ve eğitim programlarını nasıl finanse edeceğine karar vermeli.

Yükseköğretim kurulu regülasyon ve denetlemeyi yapmalı.

Bağımsız bir akreditasyon kurumu da kurulmalı.

Devlet her yıl verdiği milyarlarca dolar kaynağın çok daha azına daha kaliteli bir yükseköğretim düzeni kurabilir.

Üniversitelerin yönetiminde para vererek ortak olanların iradesi geçerli olmalı.

Hem tasarruf teşvik edilmiş hem atıl bir kaynak ekonomiye kazandırılmış hem de devlet önemli bir harcama yükünden kurtulmuş olur.

Ekonomiye iki yüz milyar dolar civarında kaynak girişi olursa önümüzdeki üç yılda ekonomi yaklaşık yüzde yirmi beş ek büyüme sağlamış olur.

Üç yılda ortalama yüzde yirmibeş ekonomik büyüme okursa emin olun 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde minimum yüzde altmış oy ile Recep Tayyip Erdoğan seçimi kazanır. 

Siyasi konular elbette önemlidir ama 2019 seçimleri için en temel aracın ekonomik büyüme olduğunu asla unutmamamız gerekiyor.

Türkiye, hazine borçlanma limitlerini de uluslararası kabul edilen şekilde kullanırsa emin olun seçimleri hiç düşünmenize gerek yok.

 

YORUM YAZ