Yüz yıldan beri…

01 Ocak 2018 Pazartesi

1914 Mart’ında bir gün “Sabah” gazetesinde bir yazı yer alıyor…

“Buhar çağına kadar Osmanlı maliyesi böyle bir dengesiz durumda değildi. İhtiyaçlarımızı kendi fabrikalarımızda karşılıyorduk. Topraklarımızın ihtiyaçlarımızı, geniş ölçüde karşılama gücü bulunmaktaydı. Halkın giyim ihtiyacının neredeyse tümü yerli imalat tarafından karşılanmaktaydı. Zengin sayılmasa da Türkiye, o zamanlar mali açıdan daha istikrarlıydı”…

Sabah”ın ağzıyla, halkın bu memnuniyetini sağlayanlar ise İstanbul’un Moda ve Bebek semtleriyle İzmir’in Bornova’sına yerleşen İngiliz asıllı yerleşik ticaret kapitalistleri…

Rumlarla Ermenileri de tabii İngiliz ve Fransızlardan ayırmıyoruz. İpekçilik üretimini bunlar ellerine almış ve topraklarını tahıldan daha ziyade kazanç getiren meyve ve sebze üretimine hasretmişler…

Bunlar hızla zenginleşiyorlar, zira arkalarında uyrukları oldukları yabancı devletlerle buradaki hukuki problemlerini çözümlemede kolaylık yolunu açan konsolosluklarınca her yönden destekleniyorlardı…

İttihat ve Terakki yönetimi bu çarpıklığı düzeltmeye kalkınca ilk ağızda ekonomiyi millileştirmek ve yerli bir burjuvazi yaratma düşüncesiyle işe koyuldu. Kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırıldı. Hükümetin hazırladığı programa göre;

İşçilerle işverenler arasında iletişimi düzenleyen bir iş kanununun çıkarılması, köylüye toprak dağıtılması, düşük faizli kredi verilmesi, kadastro sistemine geçilmesi, eğitimde devlet denetiminin kurulması, devlet okullarının ayırımsız bütün çocuklara açılması ve tarımın geliştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması.

Millet büyük bir coşku seline kapılınca yabancı mallarla yabancıların dükkânlarına boykot başladı…

Ne var ki, İttihat ve Terakki’nin tepe çatısı milliyetçi-Türkçü ideolojinin tutkunu ise de, İT’in ekonomi politikasında kilit rol üstlenen Cavit Bey gibiler, bu coşkuyu sündürmekte geç kalmadılar. Maliyeci Cavit Beyi dinleyelim

“Ülkemize yabancı sermayenin girmesine karşı çıkanların sayısı yabancıların sandıklarından daha da azdır. Ülkede birikmiş sermaye ve yürütülebilecek olan bazı küçük çaplı işletmeler vardır ki, doğal olarak bunların yabancıların eline geçmesini istemeyiz. Gene de bana göre, bizim o kadar mahrum olduğumuz bir beceri, işletmecilik ve rasyonalizasyon uğruna bu işletmelerde bile yabancıları kabul etmeliyiz”... 

Prof. Niyazi Berkes, Maliyeci Cavit’in bu teslimkâr düşüncelerine bir anlamda hak veriyor. Dünya harbine takaddüm eden günlerde Osmanlı devleti kapitalist dünya ekonomisinin içine çekilmiş. Aynen günümüzün liberal kapitalizmin karanlık labirentlerinin içine bizlerin de çekildiğimiz gibi. İT’in Batıcı kanadı sanıyordu ki, örnek alarak kalkınma yoluna koyulduğumuzda, gelişmiş yabancı ekonomiler, kendilerinin model ittihaz edilişinin şanından, Türkiye’nin gelişmesine izin ve destek verecekler…

İttihat ve Terakki’nin sözcüsü “Tanin gazetesi” emperyalistlerin 1910 Ağustosunda Maliyeci Cavit”i hayal sükutuna uğratmanın infialini şöyle dile getiriyor;

“Türkiye zayıftır ve yabancı devletlerden yardım istemektedir. Amma onların yardımını siyasal ayrıcalıklarla ödeyemeyeceğine göre, taviz olarak maddi ayrıcalıklar vermek zorundadır. İşte buna HAYIR diyoruz. Böyle pazarlıklarla hiçbir işimiz olamaz. Çünkü bu, Türkiye’nin haysiyet ve bağımsızlığına zarar verir.

Türkiye’yi zayıf ve çaresiz zannederek ekonomik kazançlar uğruna siyasal yardım satmak isteyenleri uyarıyoruz. Türkiye böyle muamelelere karşı bugün sesini yükseltemeyebilir. Ancak pek yakında Türkiye silahlanmasını o derece mükemmelleştirecektir ki, en kötümser insan bile ona ‘zayıf ve çaresiz’ diyemeyecektir.”

• 

Ne çare, bir asırdır İttihat ve Terakki’nin Maliyeci Cavit’i ve Kurtuluş Savaşı yıllarında “Atatürk’ünHalide Edip gibi sivil ve politikacı askerleri” bu utandırıcı konumumuzun muhafazası için kutsanacak hiçbir değer bırakmadılar…

Sanırız, umarız ve inanırız ki, perde kapanmıştır. Topluca hal ve ahval meydanda…

 

YORUM YAZ

  • YARASI OLAN GOCUNSUN.YARASI OLAN GOCUNSUN.3 ay önce
    Allah razı olsun. Gerçekler ortada. Hilebaz, ahlâksız, başkalarına kötülük etmeyi kural hâline getiren insanlar birbirlerini gayet iyi tanırlar. Bu yüzden birbirlerini anlayışla karşılar, birbirlerine rahatsızlık verip kötülük etmekten mümkün olduğunca kaçınırlar. Yani İT İTİ ISIRMAZ. Bu yüzden ısırırsa mutlaka aşımızı yaptıralım. İtIe yatan, pireyIe kaIkar. Uzaktan havIayan it, ısırmaz. Korkmanıza gerek yok. ”BİR İTN ÖNÜNE BİR ÇUVAL ŞEKER KOYSAN BİLE, ONUN GÖNLÜ YİNE LEŞ PEŞİNDEDİR. ŞEKERDEN NE ANLAR O? NASIL OLUR DA DENİZ KÖPEĞİN AĞZINDAN PİSLENİR, NASIL OLUR DA GÜNEŞ ÜFLEMEKLE SÖNER?  (Mevlana) insanlara anladığı dilden konuşmazsan sapıtır. Allah Teala buyuruyor: İNSANLARDAN ÖYLELERİ VARDIR Kİ: "BİZ ALLAH'A VE AHİRET GÜNÜNE İMAN ETTİK" DERLER; OYSA İNANMIŞ DEĞİLLERDİR.(Bakara Suresi, 8. ayet). EY TEMİZ AKIL SAHİPLERİ, KISASTA SİZİN İÇİN HAYAT VARDIR. UMULUR Kİ SAKINIRSINIZ.(Bakara Suresi, 179. ayet). İti fazla beslerseniz, azıtır. Ayıdan, itten,şeytandan dost olmaz, domuzdan da post olmaz. Bu yüzden dostumuzu düşmanımızı iyi bellemeli ve tedbirlerimizi almalıyız. TARİH DERS ALINIRSA TEKERRÜR ETMEZ. Durmak yok, küsmek yok, pardon filmi gibi de olsa, karınca misalide olsa, dosdoğru yola devam. Allah yar ve yardımcımız olsun.