Şeker çuvalı…

28 Eylül 2017 Perşembe

Bina komşularımızdan birisi hela banyo tadilatına başlamış ki, kapı önünde çuvallar içinde inşaat molozu…

Çuvalları merak ettim…

“Nordic sugar”…

White Cyristal Sugar…

Origin, Sweden… 

Babaannem anlatırdı, eskiden bakkallarda dışarıdan ithal kelle şeker satılırmış. Ahali ellerinde çekiç, kelleleri kırıp parçalar ve böylece çayında çorbasında kullanırmış…

Sonraları, hepimizin bildiği, fakat, bilmek istemediği Sevr, Büyük Taarruz, Erzurum Sivas Kongreleri derken Türkiye’de birkaç adet bez basma ve şeker fabrikası kurulmuş.

Ve şeker, tozuyla kellesiyle Türkleşerek yerlileşmiş…

Yarım asır yerli şeker yemişiz, hatta satmışız bile dışarıya. Sonra, yatak odalarımızı teftişte kendisini yetkili kılan ve gören Amerika, yerli siyasete emretmiş;

Şeker fabrikalarınızın bir kısmını kapatın. Bizimkilere emir verdim, sizin memlekete gelerek mısır şekeri üretecekler. Hem bu sizin için daha iyi. Çünkü ucuz…

Bunun üzerine şeker fabrikalarımızın bir kısmını kapatınca köylü de, çapasıyla tırmığını pancardan geri çekmiş. Amerika’dan gelen nişastacılarıysa, Orhangazi’de İznik Gölü kıyılarındaki geniş mümbit alanlara buyur etmişiz…

Emri aldığımız o günden bu günlere yirmi yılı aşkındır, yerli şekeri azaltıyor, CAN DOSTUMUZ AMERİKA’NIN karaktersiz mısır şurubuna, aleyhimize olduğunu da bile bile piyasada alan genişletiyoruz…

Hem de hiç aksatmadan her yıl, arttıra, arttıra…

Kapı önünde inşaat atığı molozla doldurulmuş ithal şeker çuvallarını görünce, Amerikan Pragmatizmini hatırladım…

Biraz kabaca da kaçsa, çıkarımıza ters geldiğinde, deriz ki, “Bana faydası olmayan kilisenin papazına….” Pragmatizm de budur. Faydacılık. Kısacası, “Benim hırsızım iyidir” gibi…

Ya da, ABD’nin DOSTLUĞUMUZA rağmen, kendi çıkarları gereği PKK’yı her yönden beslediği gibi…

1800’lü yılların sonlarına doğru Charles S. Pierce isimli bir filozof, kendileri gibi akademik dostlarıyla birlikte “Amerika’nın politik amaçları” isimli kitap üzerinde tartışmalı bir toplantı tertip eder. Toplantıda “tanrısal donanım” kavramı tartışılır…

Toplantının başında tarihçi Fiske, evvela ABD’nin 4 Temmuz Bağımsızlık Bayramı sebebiyle seçkin beylerin düzenledikleri bir kutlama yemeğinin içki masasından işittiklerini aktarır…

Masadaki üç seçkin Amerikalıdan birisi kadehini kaldırarak;

Amerika’nın mutluluğu için içiyorum” demiştir.

Kuzeyimiz İngiliz Amerikası ile sınırlıdır. Güneyde Meksika Körfezi. Doğuda Atlas Okyanusu ve batıda da Büyük Okyanus. Amerika’nın şerefine içiyorum”…

Üç kişinin ikincisi,

Bu söyledikleriniz soruna çok dar bir çerçeveden bakmak demektir. Sınırlarımızı belirtmek istediğimizde Anglosakson ırkına sunulan büyük ve zengin geleceği de göz önüne almamız gerekir. Ben de Amerika Birleşik Devletleri’nin mutluluğu için içiyorum. Kuzeyde Kuzey Kutbu, güneyde Güney Kutbu ile doğuda Güneş, batıda ise Batan Güneş ile sınırlı bir Amerika Birleşik Devletleri”…

Uzak Batı’nın efendisi olan üçüncü kişi lafa karışır.

Geçmişi ve şimdiyi arkamıza bırakırsam, yurtsever Amerikalı olarak, tanrısal donanımızın göz önüne serdiği dar sınırlarla niçin yetinmek zorunda kalalım? 

Ben de Amerika Birleşik Devletleri’nin mutluluğu için içiyorum. Kuzeyde Kuzey Işığı, güneyde Güney Işığı, doğuda ve batıda ise Kıyamet Günü ile sınırlı bir Amerika, ben de işte bunun için içiyorum”…

19. asrın sonlarına doğru ABD’nin 4 Temmuz Bağımsızlık Günü münasebetiyle içki masası donatan ABD’li filozofların bütün globu kavrayacak ABD tasavvurları günümüzde gerçekleşmiş görünüyor…

Kozmik varlıkta globun dışına taşan kutup ışıklarını da sınırları içine alacak bir ABD tahayyülü de, korkarım, gerçekleşme aşamasının belki de son evresinde…

Bina komşumun hela banyo tadilatından çıkan molozlarını doldurduğu ithal şeker çuvalları, bana bunu düşündürüyor…

Yanılıyor olmayı can-ı gönülden isterdim, istemesine de, mevcutlarına ilaveten yeni bir Coca Cola fabrikası daha açıldı memleketimizde, geçenlerde…

Beher karış toprağımız, Atatürk resimleriyle donatılsa ne fayda, makam duvarlarından indirilse ne zarar!...

Dolayısıyla, Sevr’i, Büyük Taarruz’u, Erzurum ve Sivas Kongrelerini ve dahi Cennetmekan Abdülhamid’in Yıldız Porselen Fabrikası’nın yanında, erken Cumhuriyet’in fabrikalarını da, behemehal bilebilmeliyiz…

 

  • DURMAK YOK YOLA DEVAMDURMAK YOK YOLA DEVAM1 ay önce
    "Mehmet Mehmet" adlı kardeşim alakayı Fatih Sultan Mehmet'in vasiyetnamesini okursan anlarsın. Fatih Sultan Mehmet'in vasiyetnamesini okursan başımıza gelenleri, gelecekleri daha iyi anlarsın. Şeytanın oyuncağı olmamak, sömürülmemekadı gibi yaşamakla olur. Yoksa dini yaşıyorum ayaklarıyla daha çok kazanırken, küstürürken, günahlara batarken veballerden kurtulamayız. Dosdoğru yaşayamazsak daha çok dünyaya tapacak şekilde yaşar, yaşamaya mecbur bırakılır ve dünyaya tapmamız için dinikullananlarla muhatap olur, koyundan farkımız olmaz, koyun gibi yaşamaya devam ederiz. Koyun gibi yaşamak güdenleri sevindirir. Sorgularsan, doğrultursan, şimdi yeri mi,sırası mı,diye dikkat çeker, kara listeye alınır, daha da ileriye gidersen başına örülmedik çorap kalmaz, gelmedik iftira kalmaz, olmadığın yapmadığın halt kalmaz. Hainde olursun, katilde olursun. Çamur at izi kalsın yapılırsınki ya susacaksın, ya yamulup yalaka olacaksın yada başına gelenlere kabullenmeyip sabrederek çekeceksin. TARİH DERS ALINIRSA YOL GÖSTERİR. AYIDAN DOST DEĞİL PUŞT OLUR. DOMUZDAN DA POST DEĞİL PİSLİK OLUR. Allah herkese akıl fikir versin. Allah bizleri cehennemden korusun, kul hakkına girmekten korusun, hidayetinden ayırmasın. DURMAK YOK DOSDOĞRU YOLA DİKENLİ DE OLSA DEVAM.