THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Kıbrıs Bakü

Şaşmış kalmışlar…

13 Kasım 2017 Pazartesi

Zamanın birinde Doğruyolculuk bir kırılma geçirdi ve korumacılıktan liberalizme saptırıldı… Demirel, bu ağır vebal yüklü sapma olayında fer’i fail olarak Turgut Özal’ı seçti ve birlikte başladılar faiz ocağının altını pompalamaya…

Gerçekten de faizler serbest bırakıldığında, piyasada yok olan ne varsa ortaya dökülüverdi. Evlerini satıp parasını bankere teslim edenler, piyasada fiyatları yükseltip döviz gelsin diyerek ucuzuna ihraç edilmesinden (edenlerden ziyade ettirenler ) ötürü, çarşı pazar ve ekonomi, bir nispet istikrara kavuştu…

Kısacası, Allah’ın belası faiz memlekete bereket getirdiğinde, yetersizlikten sallanan haneler de sulh ve huzura kavuştu…

Ogünlerde hep düşünmüşümdür…

Faiz günahtır, beladır, zehirdir ve haramdır da, fakat, nasıl oluyor da memlekete bolluk ve bereket getiriyor. Dur bakalım hele, bak sen bu işin sonuna”!…

Demirel-Özal işbirliğinin ortak ürünü faizli icraatın getirdiği her derde deva rahatlığın sonunda, deprem yemiş bir manzara ortaya çıktı. Bankalar battı ve batırıldılar. Bankerler, saf torunların paralarıyla uçuşup kaçıştılar, faizin ballı börekli ikramlarına kanarak mal ve emvalinden olanların gözleri döndü akar kokar iki çeşmeye ve rejimperestler de ağlaya sızlaya, cin çarpmış şeytana benzediler…

Xxxxxxxx

Bendeniz efendim, et ile yakın dostluğum bulunmadığından, halkın büyük çoğunluğuna eti yasaklayan fiyatlara da pek aldırmıyordum…

Lakin bir yanda insanlık var, diğer yanlarda da vatandaşlık, komşuluk var, şu var, bu var. Hepsinden ötede, Müslümanlık ve din kardeşliği var. Dolayısıyla bu pahalılık ve yoksunluk, bizi de ırgalamalıydı…

İşte bu yazımızı, Hüseyin Öztürk’ün de hoşgörülerine güvenerek, böyle bir ırgalanmanın etkisiyle yazıyoruz…

Xxxxxxxxx

Şimdiye dek gelip geçen hükümetlerin gösteremedikleri bir dirayet ve kararlılıkla ülkemizdeki etsizliğe çare arayan Tarım Bakanı Fakıbaba bir çıkış yolunu buldu. Bunun ne derecede sağlıklı ve sürdürebilir olabileceğini bilemem. Zira yakın geçmişimizde bir Demirel-Özal formülasyonu vardı…

Çarşı pazara çıkıp araştırmadım. Reaganizmin dayattığı yeni sağcılık, mahalle kültürünün temel taşlarını oluşturan bakkal ve manavlığı yok etti. BİM’de kasaya ödeme yaparken üç kuruşumuz çıkışmasa, kasadar hanım, sepetteki üç kalem makarnayı anında geriye çekiverir… 

Şimdi Türkiye’nin neresinde olursa olsun, BİM benzeri kapitalist kültüre has iki ayağın dağıtım mağazalarında yirmibeş-otuz lira civarında büyükbaş hayvan eti sebil gidiyormuş…

Afiyetle yesin millet diye…

Aceleye geldiğinden, millet bu konuda yeterince bilgilendirilmedi. Devlet laik olduğundan, haramına helaline bakmaksızın alkollü içki üretimine hem izin veriyor, hem kendisi de bizzat müskiratçılık yapıyor…

Siyasetin boynundaki laiklik halkası, hükümetlere etin de helaline haramına karışmasına karşı koyar, gibime geliyor…

Sığırların kesilmiş olarak ithal edilmesi durumunda kesim faslındaki besmele üzerinde hassasiyet göstermesine anayasa müsait olmayabilir de. Ne dersiniz?...

Şimdi, hükümetlerin plansız programsız ve çoğu yerde de hukuksuz icraatlarıyla ete süte hasret bıraktığı vasat halk ucuz eti kapılarına kadar ulaştıran hükümete ve özellikle de Tarım Bakanı Fakıbaba’ya kim bilir ne kadar derinden ve içten hayır duacılık etmektedir…

İyi amma, bu ucuz etin dünyevi ve uhrevi kimliklerinin millete bildirilmesinin de gerekli olması lazım gelmez miydi?…

Belki, alkolün de haram olmasına rağmen, alkol tüketiminin devletin önemli gelir kapılarından birini oluşturduğu düşünüldüğünde, buna gerek duyulmamış olabilmesi de mümkün…

Öyle ya, tonlarca rakı şarap, viski şampanya ve Efes Pilsenleri sadece Hristiyanlar mı içerek gezip tozuyorlar Türkiye’de? 

 

YORUM YAZ