Paspas kullanmak…

12 Ekim 2017 Perşembe

Nazlı Ilıcak anlatmış, Akit de ikinci elden iktibas etmiş…

Ilıcak, bir seneyi aşkın zamandan beri tutuklu  olarak cezaevinde ve paspas kullanmayı da orada öğrenmiş…

Sen talebelik hayatında Dame de sion Fransız Kız Lisesi’nde oku, memleketimizin önde gelen itibarlı gazete sahipliğini deruhte et ve aynı zamanda muharrirliğini de başarıyla yerine getir. Politikada ve yüksek sosyetede geniş bir çevren bulunsun ve en sonunda hapishane koğuşlarında,  kahyanın direktifleri uyarında, “ucunda bez bulunan sopalarla” yerleri sil süpür…

Doğumundan ölümüne kadar beşeri hayatın süregelen  grafiklerinde olduğu ve görüldüğü gibi, devletlerle ticari müesseselerin de hayat grafikleri ölümüne kadar inişli çıkışlı sert sivriliklerle devam edip gider…

Grafiği tek çizgili düz bir zeminde gösterebilmek asla mümkün değil. Esasen hayatın zevk alınacak ders kaynakları da, grafiklerdeki inişli çıkışlı bu sivriliklerdedir…

Nazlı Ilıcak’ın hayat grafiğindeki pek de hoş olmayan bu son iniş çizgisinden ötürü üzüldüğümü ve üzüleceğimi de sanmıyorum. Hayatın her adımında olduğu kadar, politik alanda çalışmayı tercih edenler için özellikle, bu tarz inişler eşyanın tabiatındandır ve pek de üzülmeyi gerektirmez…

Üzüldüm ve acıdım amma, başka sebepten…

Mert idi…

Dostuna ihaneti pek vaki değildi…

Demirel’e olan bağlılığı, bütün yardakçı dalkavuklarının, havanın kararması üzerine yanından toz olduklarında, kıl payı uzaklaşmamıştı …

Demokrasinin pek de arzu edilen bir sistem olmadığı fikrime yol açan sebeplerden birisi de, şu olmalıdır sanırım…

Demokrasi, çoğunluğun arzu ve isteklerine öncelik tanıyan, hatta kesinlikle ona yol veren bir idare biçimidir…

Çoğunluğun içerisinden bir tek kişi ya da hesaba katılamayacak cüz”i bir grup, olabilir ki, çoğunluğun hilafına düşünüyor. Bu tek kişi azınlığınının elinde güç ve kuvvet bulunsaydı, azınlığın bu gücü kullanarak çoğunluğu susturmaya hakkı bulunabilir miydi?...

Demokrasilerde, Hayır…

Aynen bunun gibi, azınlığın, tek kişi azınlığı da olsa,  itirazlarına dayanak fikirleri sadece kendileri için fayda sağlayacağının katiyetine rağmen, demokratik çoğunluğun da bunları susturmaya haklarının bulunmaması gerekir…

Amma, gerçek hayatta hiç de böyle olmuyor. Büyük ayılar, yeni yetme çaylakları bir lokmada yutuyorlar…

Bilemezsiniz, belki bu fikir, düşünce veya tasarım, önerici itirazcılara ilaveten ola ki, mutlakiyetçi çoğunluğun içinde yer alan çok büyük bir kitlenin menfaatini de gözetici bir nitelik taşımaktadır…

Reva mıdır bu durumda, onlara bu mahrumiyet cezası?...

Nazlı Ilıcak, niye içeride koğuş kahyasının güdümünde paspasla yer siliyor?...

Feto yandaşlığından ya da severliğinden, iddianameye göre böyle…

Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan, daha henüz üç-beş gün oluyor, cüsselerimizle oranlı bir “Tekalif-i Milliye” davetiyesi göndermişti, hepimize…

Savunma harcamalarında meydana gelen artışların finansmanı için yastık altlarında saklanan altın gümüş gibi hatıra yüklü birikimlerin nakde çevrilmesini, istedi…

Benzeri aynı bir istek ve talep de, 27 Mayıs’ı takiben tepeden inenlerce yapılmıştı. Hem de, karşı çıkanların arşivleneceği ima edilerek…

Yirmi yıl otuz yıl öncelerine gidelim…

Fetocu Fetullah, o günlerin hocaefendileri arasında yer alıyordu. Takipçileri nazarında Hilmi Işık,  Bediüzzaman,  S.Hilmi Tunahan ve Menzil’deki hocaefendi gibi aynı çizgi üzerinde millete hizmet verenlerin, ya da feto ve benzeri olmak kaydıyle, verdiği sanılanların, “Allah razı olsun”lu binbir teşekkürlerle elleri öpülmekteydi…

Tutku, bambaşka bir cazibe gücüdür. Bağlanıp tutulmaya bakar bir kez, gerisi çorap söküğü  misali ömrü billah uzayıp gider…

Bendiniz efendim bu bakımdan Nazlı Ilıcak’ı beğenip takdir ederim…

Haa, iyi amma, suç işlemiş!…

Demokrasi ve hürriyet rejimi, suç işleme hak ve hürriyetini de veriyor…

Amma tek şartla. İşlediğinizde çekmek kaydıyla…

Bugün öyledir, bakarsınız duruşmalar sonucu yarın ak pak edilerek salıverilir… 

 

Kim bilir, aramızda Ilıcak’ın insani tutkusuna eşdeğer olmasa dahi, benzerlik gösteren nice tutkulu insanlar var idi ki, evini barkını satıp Bank Asya’yı çöküşten kurtarma isteğinin kurbanı oldular…

Bilmeksizin, pisi pisine …

Esasen bu kurban oluşların yol açtığı ve muhtemelen açabileceği istenmeyen yaralarının sarılması için, yargılamaların bir an evvel bitirilmesi, iktidar olsun muhalefet olsun, siyasetin ortak arzu ve isteği değil mi?

Çok istemiş idim Adıyaman’a gitmeyi. Arkadaşlarımın ısrarları üzerine karar vermiştik. Menzil’e gidecektik. Olmadı işte. Allah rahmet eylesin, bizim paşa kızı da çok isterdi Hacca gitmeyi. Gel velakin hesap kitaba uymuyordu gidiş geliş…

Hiç anlayamadım, Hikmet-i Hüda, nasıl oldu bilemiyorum. Osmanbey’deki çalıştığım iş yeri piyasa koşullarından ansızın kapanıverdi. On beş senelik tazminatla bi gittik, bi de geldik…

Her şey nasip ile… 

 

  • VatandasVatandas9 gün önce
    Atila abi hirsiz içerden oldumu kapi kilit tutmuyor
  • mustafa nacimustafa naci9 gün önce
    Abi senin yazilar son zamanda pek bi guzel olmaya basladi. Ekonomik konularin getirdigi o akademik ve agir dili biraktin sanki. Iyi de oldu. Zira herkesin anlayacagi hafiflikte mevzular degildi. Boyle devammmm Atilla Abi. Allah razi olsun. Allah eline diline bedenine uzun ve saglikli omurler versin...
  • GERÇEKÇİ OLMAK ZORUNDAYIZGERÇEKÇİ OLMAK ZORUNDAYIZ9 gün önce
    Allah razı olsun hocam. Dosdoğru konuşmanın işimize geldiğinde yerden göğe kadar dosdoğru olduğunu kabul ederken işimize glmediğinde akla gelen en kötü lafların ardı ardına sıralandığı ve yeri zamanını olmamasından insanı yerin dibine sokabildiğimiz dönemdeyiz. Demokrasi işte budur. Yeri gelir yükseltir, yeri gelir çökertir. GÜÇLÜNÜN ZAYIFI EZDİĞİ YOKSAYDIĞI REJİMİN ADINA DEMOKRASİ DİYORUZ. Hiç kendimizi kandırmayalım. Düşünce özgürlüğü filan faso fiso. İster iktidarda CHP olsun, isterse başka bir parti olsun. Şimdiye kadar demokrasi hep böyle uygulandı ve uygulanmayada devam ediyor. Sadece oy atarken sözün geçer. İktidarı ele geçirirsen demokrasiyi rafa kaldırırsın. İstersen halkı oyuna bile getirebilirsin, istersen gaza bile getirebilirsin. Bu yüzden ülkede iyi işler yapılmasını isteniyorsa her şey gelen kadrolara bağlıdır. Kadro iyi ise ülke iyiye gider, kötü ise ülke kötüye gider. Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az. Arkasıda var. Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür . Deveye sormuşlar : "Boynun neden egri ?" deve de "nerem dogru ki ?" demiş.Tencere dibin kara, seninki benden kara . .... Çözüm caydırıcı cezalarla çabuklaşır. Fırkalaşmayı değil fırkaların birliği çözümdür. Küstürmek değil gönüle girmek marifettir. Çözüm isteyenlere tavsiyemdir. Sayın hocam ne olur ne olmaz sana hediye edilen hainin kitaplarını yoketmenizde yarar var. Sonra başına çorap örülebilir. Dosdoğru yaşamak kolay değil yaşayanlardan Allah razı olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun.