Nereden başlayalım?..

04 Eylül 2017 Pazartesi

TÜSİAD olarak bilinen Türkiye’nin en büyük karma sermaye örgütü 1979 yılında memleketimizin büyük gazetelerine tam sahife bir ilan verir…

Liberal Pazar ekonomisinin faziletiyle ilgili önemli satırbaşı bilgiler…

Türk Lirası üzerinde büyük ölçekte bir değer tıraşlaması istenir. Ekonomi bütünüyle dış rekabete açılmalı. Devlet, ekonomideki ellerini geri çekmeli. Özel kesim sermaye birikiminde desteklenmeli. Piyasa mekanizmasına tam serbestlik tanınmalı ve gerçek ücret ve maaşlar da düşürülmeli vs,vs…

Bu taleplerin muhatapları, Ecevit ve Çiller olduğu gibi, ağırlıkla Demirel ve yardımcısı da Turgut Özal…

Tüsiad’ın, temel haklar ve hürriyetler skalasına göre meşruiyeti kuşkusuz bu ültimatomu, gelir kaybına uğratacağı işçi ve memurları büyük ölçüde rahatsız etti…

Tüsiad’ın bir anlamda paralel devlet intibaını veren isteklerini emir telakki edercesine harekete geçen ilk ağız politikacılarının ardından Demirel-Özal ikilisi, 24 Ocak kararlarıyla işe başlar…

Borçlanma hızımız yükselir. Hizmet sektöründe, özellikle turizm ve bankacılık alanlarında yabancı sermaye yayılmaya başlar. Ne var ki değer olarak ihracatın artış hızı ithalatın değer bazındaki artış hızının gerisinde kalır.

Yani, mal olarak çok satarsın, para olarak az kazanırsın…

Devletin elinde, devlet sıfatıyla hizmet alanında tek yetkili ve sorumlu alan olarak adliye ve güvenlik sektörleri kalmıştı ki, tam da bunları da gasbetme amacıyla patlatılan 28 Şubat bombasının geri tepişi, Tüsiad’ın söz konusu ültimatomunu bir hayli sarsaladı…

AKP’nin neşvüneva bulmasına ve oradan da bu günlere ulaşmasında ana sebep,bu sarsalanma gerçeğidir…

Günümüze gelelim. Bankacılık ve sigorta hizmet sektörlerinde hem de büyük oranda yabancılar hakim.

ABD yasalarına göre Trump’ın ülkesindeki tutukluluğuna ilaveten, Türkiye’de de kırmızı bültenle aranıp teslimatı istenenler listesinde yer alan Zarrab, Dış ödemeler açığımıza yaptığı destek masallarıyla kendini süslemesine devleti hoş baktırıyor…

  Milletin malı olarak elimizde üç banka kaldı onlara da Araplar Aport vaziyetini aldı…

   Kemal Derviş’in parçalattığı kamunun posta hizmetlerinden kapatılan payların bir kısmı da son günlerde DUBAİ’ye satılmış…

Her neyse, olan olmuş bir kez. Lakin, süt ucuzlarken et fiyatları yükseliyor, Neden böyle bir terslik olabile ki?

Bu terslik, Demirel-Özal icratından çok daha evvel aynı mantıkla yürüyenler tarafından mayalanma sürecine alınmıştı…

Devleti, giyim kuşam sektöründen sonra hayvancılık sahasından da geri çektiler. Et-Balık ve yanında yem sanayi, tarım işletmeciliği ve mandracılıktan da ayırdılar…

Süt üreticileri de, özel sektör peynircileriyle yemcilerine teslim edilince, desteksiz kaldılar…

Peynir sanayi karter anlaşmasıyla süte düşük bir borsa fiyatı koydu…

Altmış kuruş…

Üretici de ne yapsın, süt bu nalbur malı değil ki saklayasın. Mecbur aldı altmış kuruştan satmaya. Devletin emekli maaşlarına yaptığı gibi seneden seneye üç kuruş beş kuruş artırarak seksenlere kadar yükselttiler…

Çoğunlukla Müsiad-Tüsiad üyesi mandracılar düşük fiyattan kapattıkları sütleri peynire çevirdikten sonra yüksek fiyatla piyasaya verdiler…

Hayvan sahipleri de baktılar ki bu gidişin sonu yok. Devletin gözü önünde peynirciye köle olacağına hayvanını satıp bedelini de faizsiz sandıkları bankalara atıverdiler…

Oradan, gıdım gıdım bitirecekler sonrası Allah Kerim…

Şimdilerdeyse söylentilere göre, Tarım Bakanı canlı hayvan ithal izniyle et fiyatlarını düşürecekmiş…

 

  • Fatih EMLİKFatih EMLİK2 ay önce
    2.Abdulhamid hanın zam isteyen fırıncılara cevabını da yazın Atilla bey.Belki ibret alırlar.