Limancı Hamdi...

02 Ekim 2017 Pazartesi

Atatürk, yanında İnönü vardır, günün birinde Limancı Hamdi’yi Dolmabahçe’ye çağırır, “Limanlarda ahval nasıldır ?” öğrenmek ister…

Limancı Hamdi”, çevresinin taktığı bir mesleki kimlik. Asıl adı, Ahmet Hamdi Başar. İttihad Terakki’den geliyor, Atatürk döneminde İstanbul Limanlar Müfettişliğine tayin ediliyor…

Bu arada Serbest Fırka kurulmuş, Halk Fırkası’nı sollamakta, hükümet liman işletmelerinin tahsisatını kesmiş, genelde hal ve keyfiyet pek iç açıcı değil…

Sohbet başlıyor…

Yazıya dökerek anlatan, konuşan Ahmet Beyin kendisi…

Kitabın ismi de, “Atatürk’le üç ay”…

Serbest Fırka liman inhisarlarını kaldırmayı programına koymuş. İnhisar şirketleri üzerlerinde epeyi şikâyetler toplanmıştı. Şirketler kendi zaviyelerinden haklıydılar. İstanbul şirketine hiç para verilmemiş, binlerce mavunayı, liman vesaitini satın alıp bunların tamir ve bakımıyla uğraşmak, bütün dağınık işleri teşkilat adına yola yordama koymak, şirketin kendi varidatıyla adeta imkânsızdı…

İki şefe bu vaziyeti anlattım. İstanbul Liman İnhisar Şirketini yapayalnız ve sermayesiz bırakmak suretiyle hata işlediklerini anlattım. Her iki şefi memnun eden bu açık ifadelerim, kendilerinin emirleriyle liman inhisarından başka mevzulara da intikal etti…

Fikrimin hülasası şu idi:

Halk fırkasının büyük şehirlerde hele İstanbul’da başına inkılapçılar ve idealcilerden ziyade istismarcılar ve menfaatçiler geçiyor. Bunlar halkı ve ameleyi fırkadan soğutuyorlar. Kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmüyorlar. Bu fikrimi şeflerin müsaadesiyle açıkça ortaya attım. Evet, halk ve amele, Halk Fırkası’ndan memnun değildi. Onların Serbest Fırka’ya akış sebebipolitikacıların cahil halkı ve ameleyi iğfal etmelerinde değil, Halk Fırkası’nın politikasında idi…

Şeflerin alaka ve dikkatle sözlerimi dinlemeleri üzerine, cesaret alarak görüşlerimi şu şekilde izaha devam ettim:

Ameleye ait iki misal vereceğim. İstanbul’da liman amelesi bile Serbest Fırka’ya oy veriyor. Çünkü bu amele Halk Fırkası namına istismar ediliyor. Amelenin bir cemiyeti var. Onları korumak, hastalarına bakmak, muhtaçlarına yardım etmek için kurulmuştur. Amele yevmiyelerinden kesilen yüzde beşler buraya verilir. Cemiyetin başına Halk Fırkası tarafından reis, idare heyeti azası ve kâtip diye bir takım adamlar konmuştur. Reis, filan vekilin tanıdığı bir eski şeyhtir. Kâtip, mazul bir mülkiye memuru, azalardan biri falanın akrabası diğeri filanın. Reis dörtyüz lira, diğerleri de ikiyüzer lira aylık alırlar. Amelenin bıraktığı yüzde beşler bu maaşlara bile yetişmediğinden, yardım işini mecburen liman şirketi kendi üzerine almış. Cemiyet sadece bir yeyinti yeri olmuştur…

Bu vaziyet sadece liman amelesi için değil, bütün amele için aynidir. Gündelikleri ve kazançlarının onları ve ailelerini en sefil hayat şartlarından bile korumaktan uzak olan bu zavallıların bu gün Halk Fırkası namına istismarları acınacak bir hal almıştır…

Şeflerin derin alaka ile dinlemelerinden aldığım cesaretle devam ediyorum.

Arzettiğim, amelenin doğrudan doğruya sömürülmesidir. Şimdi müsaadelerinizle arzedeceğim nokta da yine amelenin sosyal şartlar içindeki istismarlarına bir misal olacaktır…

Devlet Denizyolları kendi vapurlarının yükleme ve boşaltma işlerini münakaşaya çıkarmaktadır. Bu usul yalnız Denizyollarına münhasır olmayıp bütün devlet daireleri bu kabil işleri eksiltmeye tabi tutarlar. İlk görüşte bundan tabii bir şey olmaz. Fakat düşünürsek eksiltmeye konan işin amele yevmiyesi olduğunu anlarız. Devlet Denizyolları mesela bizim liman şirketinin 40 kuruşa amelesine yaptırdığı iş için 20 kuruşa münakaşa ile talip bulur. Bu suretle bizim günde iki lira verdiğimiz amele orada çalışırsa ancak bir lira almış olur…

Hizmetlerin böyle eksiltme ile verilmesi (taşerona ihale) amele işinden başka hangi işte mevcuttur? Memurluk münakaşaya konuyor mu? (Maalesef günümüzde evet)…

Amele cemiyet işlerinde üzerine verilen vazifeyi görürken devletin kendisine adil ve haklı bir ücret tayin etmesini bekler…

Amele işi ile hiç meşgul olmuyoruz (buradaki takaza doğrudan ve açıktan Atatürk ile İnönü’ye) insanın insan tarafından istismar edilmesine en açık misaller veren büyük suiistimaller amele sahasında olmaktadır. İstanbul’da bu tarz istismarların ve amale sırtından geçinenlerin miktarı, hacmi ve tesiri o kadar büyüktür ki, loncaların kalkmasına rağmen şimdi lonca devrinden büyük istismar yapılmakta ve birçok yerde amele aynı şartlar altında çalıştırılmaktadır. Onun içindir ki, Serbest Fırka’nın ortaya çıkması, amelenin toplanmış ve coşmaya hazırlanmış olan dertlerinden kurtulma ümidini verdi…

Bu sohbetin üzerinden iki ay sonra Atatürk, İstanbul Valisi’nin emriyleLimancı Hamdi’yi Ankara’ya çağırıyor ve çıkacağı üç aylık Türkiye turunda kendisine müşavirlik görevini veriyor… 

Ahmet Hamdi Başar 50’li yıllarda Bayar Menderes günlerinin DP mebuslarındandır. 27 Mayıs İhtilaline gerekçe gösterilen Meclis Tahkikat Komisyonu başkanlığından ötürü sanıyorum, Yassıada mahkemesinde idamla yargılandı…

Atatürkle Üç Ay” isimli kitap, o da mevcut ise eğer, kütüphanelerin “nadir bulunan eserler” bölümünde yer aldığından, evlere verilmemekte. Meraklısına özellikle tavsiye ederiz…

HAMİŞ:

Limancı Hamdi’nin, davet üzerine çağrılı olarak gittiği Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk ve İsmet İnönü’nün dikkatlerine sunduğu resim, sanki günümüzün emek-taşeron ilişkilerindeki vicdansızlığın, hissikablelvukuundan bir yankılanma…