Kazığın kök dalları…

11 Eylül 2017 Pazartesi

Şirketlerin borçları arttıkça finansman giderleri de büyümüş…

Büyüklü küçüklü olarak şirketlerin ödenmiş öz sermayelerine nisbet ortalama net kârlılığı % 15’ler civarında. Bunlar küçüldükçe kârlılıkları azalıyor, büyüdükçe de artıyor. Kâr kaynakları sadece üretim alanıyla da sınırlı değil. Net kârlarının % 30’u üretim dışı faaliyetlerinden geliyor…

Üretim dışı faaliyetler ise, pazarlama ve sermaye veriminin üretime nisbet daha yükseklerde seyreden para piyasasına dalmak, yani bankerliğe saparak faize yatırım yapmak…

Şirketler, üretimde kullanmak amacıyla içeriden ve dışarıdan borçlanıyorlar…

İçeriye ve dışarıya satışların beklentileri karşılamadığını gördüklerinde, ellerindeki sermayenin bir kısmını faize yatırarak değerlendiriyorlar. Bilfarz, yüzde beşle aldıklarını yüzde dörtle faize yatırmanın verdiği zararı da, mamullerinin fiyatını yükselterek tüketici sırtından kapatıyorlar…

Bankalar, şirketlere yüzde beşle verdiği borç parayı yüzde dörtle geri almanın ekstra kazancının dışında, tarım, emlak ve siyasetin bütçe açıklarını denkleştirme politikasının hazırda beklettiği potansiyel müşterilerine ciro ederek günde beş öğünlük kaymaklı ekmek kadayıfının doyulmaz lezzetine kavuşuyorlar…

Ekran başı dizi koliklerinin dikkatlerine çarpmış olmalıdır.

Seyircilerini sersemleştirdikten sonra kerim devlete şükreyleterek kanaatkârlıktan saptırtan film ve dizilerde köy hayatıyla ilgili ve kenar semtlerin zengin kız fakir oğlan hikâyelerine artık yer verilmiyor…

Varsa da yoksa da şirketler aleminden iğrenç kumpas hikâyeleri, konfor yüklü şahane akıllı mekanlar, varsıllar dünyasından şeytani zekâ ürünü sermaye dolandırıcılıklarıyla kadın erkek ilişkilerinin meşru kepazelikleri ve her neviden tüketim teşvikçiliği…

Bu da, beşeri ilişkiler çarkını poyrasından kırıp parçalıyor…

Kazım Karabekir Paşa, “İstiklal Harbimiz” isimli kitabında şöyle yazıyor…

İngiliz muhipleri cemiyeti programını yeni neslimiz görsün isterim. Erzurum’da millet, istiklali için Erzurum Kongresi toplama kararını verirken, İstanbul’da milletin kanını emmeğe çalışan tufeyliler Türk’ün geleceği nelerle meşgul olmuşlar. Yeni nesle ibret olsun ki, emre ram olan menfaatperest mahlûklarla bu milletin yolu bir uçurumda son bulacak gibi görünüyor. Kendi bağrında ve kendi hür evlatlarıyla kendi hükümetini kurmadıkça, her millette olduğu gibi Türk milletine de istiklal yoktur”…

Kısa kesmekte fayda var… 

Gelişme ekonomimizi dışarıya mülk satışıyla lüks ve israfatı basın ve ekran üzerinden borçlanmaya bağlatan faiz üzerine inşa edilen uçurum yolundan paçayı kurtarabilme, pek de kolay görülmüyor…

Hali hazır Türkiye’sinin tutkunca benimsediği hayat felsefesi zaviyesinden de, imkânsız…

Ta ki, kendi bağrından ve kendi hür evlatlarıyla kurduğu kendi hükümetinin, bu yolda karşılaşacağı tüm zorlukları, imkânsızmış intibaını verecek her türden yoksunlukları, olanca samimiyetiyle kendi milletine açık açık söyleyerek, her alanda topyekûn seferberliğe kalkışmadıkça, maalesef, ne mümkün !...

Şimdiye dek hiçbir hükümet; bizleri, halkımızı ve milleti, Arakan Müslümanlarının bugün yüz yüze gelerek yaşamaya zorlandığı dayanılamaz görünümlü yalnızlık ve yoksunluk felaketlerine karşı, bağımsızlık ve istiklal seferberliğine hazırlamadı…

Bütün söylemler, zenginleşiyoruz, kalkınıyoruz, tünelin ucu göründü, ha az kaldı, az…

AKP de dahil…

 

  • timurtimur2 ay önce
    Oldukca bilgilendirici bir yazi