AĞAÇ AŞ

İsraf ve kalkınma…

25 Aralık 2017 Pazartesi

Kalkınma, durgunluğun zıddıdır. Pazarda yaprak kımıldamıyorsa, tüketimin yavaşlamasından. Halk tüketecek ki, bakkal amca da dükkânda azalan makarnayı toptancısından isteyecek, o da fabrikasından…

İçten patlarlı motorlarda da kalkınma şeması böyle çizilmiştir. Emme supabı açılır ve tozutulmuş benzini içeri çeker. Volana bir hareket vereceksiniz piston benzin buharını sıkıştıracak. Sıkıştığı anda bobin de çakmağını çakar ve içeriye sıçrayan kıvılcım tozutulmuş benzini patlatır. Yanan benzinden çıkan duman ise açılıveren egzoz supabı tarafından dışarıya verilir. Bundan sonra da işler, aynı sıra takibince devam eder. Tabii neticede depodaki benzin de azalır. Arabanın sahibi mecbur kalır, benzinciye gitmeye…

Patlamalar birbirlerini kovalarken araba sahibi de benzincinin peşini bırakmadığı için tüketim süreçleri kendilerini sür git devam ettirirler. Bununla bağlantılı kalkınma süreçlerine yol açılır…

Ekonominin doğal kanunu işte böyledir. Tüketeceksin ve yerine yenisini koyabilirsen iktisaden kalkınmış olursun. Bu durumda rüzgâr esmiş ve yaprak da kımıldamış sayılır…

Rüzgâr, her ne kadar İlahi İradeye dayalı fıtri bir oluşum ise, ekonominin rüzgârları da beşeri iradenin eseridir. Zaman gelir imbat ve meltem esintileri fırtınalara dönüşebilir…

Enflasyonlar, fırtınalaşmış birer meltemdir…

Hz. Allah, kullarını israftan men ediyor. Seksenleri, yüzleri aşan fırtınalar çınarları devirir. Bunun beşer alemindeki karşılığı, aşırı ve yersiz israfçılıktır, kaynakları kurutur…

Deniliyor ki, aslında gerçeğin de tam ifadesidir ya, “ihtiyaçlar sonuz, kaynaklar sınırlıdır”…

Tesbit doğrudur fakat sınır ihlallerine karşı önerilen koruyucu formüller, Hz. Allah’ın Rezzak sıfatını tanımazlık içerir…

Evet, Hz. Yezdan kullarının rızkını tekeffül ediyor etmesine de, niye etsin ortaokul talebesinin elindeki aynalı telefonu…

Nüfusa oranlı aynalı telefon tüketen ülkelerin arasında dünya şampiyonuyuz. Sonra da pahalılıktan, maaş ve ücretlerin yetmezliği ile asgarinin de azlığından şikâyet ederiz…

İsraf ve kalkınma, birbirlerini tetikleyen iki zıt kuvvet.

İktisat disiplini, kalkınmayı; piyasada dönen paranın bir yıl içinde meydana getirdiği toplam işlem sayısıyla açıklıyor. Bir yıl öncesiyle sonrasının sayıları arasındaki oranlama, o yılın kalkınmışlık ya da geri kalmışlığını ve hızlarını gösteriyor. Bu göstergelerin içinde kerhanecinin cirosu gibi, müskirat pazarında el değiştiren paranın da miktarı yer alıyor… 

Analar, babalar misali sözde özel günlerle, hediyeli tüketim festivallerinde yaptırılan harcamaların hepsi, kalkınma hızının belirleyici yapı taşlarıdır…

Eski dünyanın hayat, kültür ve sofra geleneğinde artık lokma bırakılmaz ve bıraktırılmazdı. “Allah taş eder” denilirdi. Onun içinmiş her halde, vatan kurtarıcı lafazan taraftarlar, iki lafın arasında döküverir dillerindeki zehri…

Yeni Türkiye kurulduğunda ocağında od, toprağında ot yoktu, yokluk yoksulluk içinde bir Türkiye devraldı Cumhuriyet”!…

Şimdi hocaefendiler söyleyedursunlar “Ekmek israfı haramdır günahtır, sonra onu da bulamazsınız” diye…

“Yalan söylüyor hocalar, yalan. Hep boşa konuşuyorlar, boşa

Baksanıza, ekmek çöpleri dağ gibi yığılmış amma, her şeyimiz var”…

Somun ekmeğin yanında kullanım ömrü henüz üzerinde değerler dağ gibi yığılıyken her şeyimizin var oluşu, demektir ki, İslam’ın içindeyiz zannıyla dışına kayışımızın farkına varamadan, vardırılmadan keyfema yeşa, sürüklenip gidiyoruz.

Nereye mi?...

Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, oğlunu kaybetmiş ve bizzat kendi eliyle de kabrine yerleştirmiş. Acıdır ve tahammülü de zordur elbet… 

Yurt dışından dönüş yapan Mesut Bey ve ailesi efradı, yedi yıldır tedavisiyle uğraştıkları oğullarının o ana kadar haberdar olmadıkları ölüm haberiyle istikbal edilmişler. 

Mesut bey, yakın zaman öncesine dek sırtındaki küfede topluma hizmet yükünün siyaseten sorumluluğunu taşıyordu. Şimdi hiç değilse, bu boş küfede, vasat halkın yıllardır hastanelerde çocuklarına aradıkları ilgiyi göremeyip zat-ı alileri gibi şifasını da bulamayanların mağduriyetleri yüklü değil…

Ya bir de sadarette bulunuyor olsaydı! Yanar idi behemehâl başarısızlığının utancından. Buna da şükreyleye…

Bizlere düşen ise, sabır selamet ve metanet dilemek.

 

YORUM YAZ