Yeni Akit - M&S Asistans

Egemenlik üzerine...

08 Şubat 2018 Perşembe

Egemenlik dediğimiz hakimiyet hakkı, itikadi bir kavram olarak Allah’ımızındır. Cemiyet hayatının dirlik ve düzenliği anlamındaysa, toplumun ekonomik kaynaklarının kontrol ve denetimindeki yetki sahipliğidir. Medeni hukukta buna rüştüne erişme hali deniliyor. Bunu da belirli bir yaş sınırına bağlamışlar. 18 yaşını idrak edenler cezai ehliyetini haiz fail-i muhtar kişi addediliyor...

Egemenliğine sahip kişi ya da toplum, kendisiyle ilgili kararları alabilmeli ve bu hakkını kendinden başka hiçbir kişi veya kuruma danışmadan kullanabilmeli... 

Bir ülkede toplum adına alınacak kararlarda yetki sahibi kişi, tek olabilir. Bu tek kişi egemenlik hakkını silah zoruyla olduğu gibi toplumu ikna metoduyla da elde edebilir. Her ne şekilde olursa olsun, tek kişinin egemenliği, en hafif tabiriyle diktatörlüktür. Eğer o ülkede alınacak kararlar belirli bir zümre tarafından belirleniyorsa, diktatörlük, yerini oligarşinin egemenliğine terk etmiş olur. Halkın belirli vasıfları haiz ve de rüştüne ermiş çoğunluğu, egemenlik hakkını kendi adına vekaleten temsilcilerine bırakmış ise, bu durumda halk, bu hakkını temsilcisi parlamento eliyle kullanır...

Ne var ki halkın belirli vasıfları haiz çoğunluğunun bir kısmı çeşitli sebeplerden, mesela bir sınıf ya da gruba mensubiyeti veya cinsiyeti itibariyle siyasete katılma hakları sınırlanmış ise, parlamenter sistem oligarşiye dönüşür...

Mesela, erken cumhuriyet döneminde halkın egemenlik hakkı, sandık yolunun kadınlara açılmasına kadar, sözü edilen parlamenter cumhuriyet, salt erkeklerden mürekkep bir zümre oligarşizmi idi...

¥

Soyut anlamında egemenlik, aidiyeti itibariyle bir yana, toplumun organize somut varlığı üzerinden devletin sahipliğine bakalım...

Üretilen milli gelirin sınıflara dağılımındaki nisbetlenmesi, ekonomik güçlerini kullanarak devleti sahiplenen sınıfları gösterir. Devletin kanun yapma ve uygulama mekanizması kimlerin yararına işliyor, işletiliyorsa, devlet de kendilerine nimet dağıtımında öncelik verdiği bu sınıf ve sınıfların devleti demektir...

Türkiye’de devlet, enflasyona açık bir konumdadır. Tüketimi, fiili üretim kapasitesinin üzerinde olup, dış ticaret hacmi de sürekli açık vermektedir. Enflasyondan kaçınmak için kamu ve özel sektör harcamalarda tasarrufa gidilmesi ve devletin de, vergi gelirlerini arttırması öncelikli önlemlerin başında yer alır. Beri yanda halk egemenliğin halka aidiyetine göre düzenlenerek yürürlüğe konulan anayasa ise, vatandaşların, ekonomik güçlerine göre vergilendirilmesini emreder...

¥

Son zamanlarda futbol sektörünün içine düştüğü-düşürüldüğü ağır borç girdabından afaka yayılan yardım çığlıkları, Akit gazetemizde bile birkaç makaleye konu edildi. Spor dünyasının çeşitli amatör dallarına hayat hakkı tanımamacasına kendini sporun tek hakimi pozisyonunda gören futbol şirketleri istiyor ki, devlet ve hükümet, boyunlarınca battıkları borç batağından kendilerine yardım elini uzatsın. Bu amaçla futbol kulüplerine (şirketlerine), bir sefere mahsus olmak üzere kamu bankalarından kredi verilsin...

Yenilerde sütten kesilmiş pıytıraklardan tutun, tepeden tabana seçmeninden seçilenine, askerinden siviline ve yöneteninden yönetilenine kadar milletin tümüyle futbol gevezeliğiyle iğdiş edilmişliği dikkate alındığında, bu batağın sektörün kendi günahının eseri olduğunu, ayrıca teröre karşı sürdürülen savaşın bütçeye yükleyeceği yükün ağırlığını da bilerek, hükümetin istenilen biberonu hazırlayıp vereceğine, maalesef ne şüphe! 

Milyonlar ve milyar dolarların tedavüllerinde sektörün alıcı verici, komisyoncu ve kiralamacılarına lütfedilmiş vergi muafiyetlerine ilaveten, geriye iadesi de, diğer sektörlerde açık misallerinin şahidi olduğumuz şüphe yüklü” bu kredi biberonu verildiğinde, devlet de, asgari ücretli vergi mükellefinin devleti olmaktan çıkar...

Yanılıyor muyuz...?

 

YORUM YAZ