Deli saçması mı?...

23 Kasım 2017 Perşembe

Temsilcileri eliyle kullanılan halkın egemenliği sisteminde siyasi partiler rol alır. Kitabiyatında halka hizmet olarak belirtilen yönetimin görevi, fiiliyatta, egemenliği kullanan temsilcinin usul ve füruğu dahil, cümlesinin geleceğini, muhkem biçimde garantilemektir...

Bunun en göze çarpan goncasıysa, mebus maaşlarına zam mevsimlerinde su üzerinde çiçek açar... 

Bu yönünden siyasi partiler, iktidar yolunda birbirleriyle kıyasıya yarışırlar. Zaman olur, gerçekleştirilmesi fiziken de imkânsız vaadler söz konusu yarış parkurunda coşkuyla ortaya dökülür...

Silahlanıp sanayileşerek kapitalistleşmesini takiben örtülü saldırılarıyla dünya halklarını kendilerine köle edinen güçler, sömürdükleri ülkelerden kendi topraklarına aktardıkları iktisadi kan nakliyle zenginleştiklerinden, üretim bantlarında oluşan emek açıkları, kriz anlamında problem yaratmaz. Yedek işgücü olarak kadınlara, “tezgâh başı” yaptırılır...

Bunların tapınak ilke ve kültürleri de esasen buna yatkındır...

Bizim gibi ülkelerdeyse sömürgeci olmadıklarından, kadınlara “tezgâh başı”, işsizlikle birlikte pahalılık ve sosyal huzursuzlukların da tek sebebidir...

Çekin kadınları emek pazarından, asgari ücrete bereket gelir... 

¥

Türkiye’de halk, eski Osmanlı kimliğini taşırken imanının gereği, sömürgecilikten kaçınmışsa da, çeşitli sebeplerden kendisini maalesef sömürülür olmaktan beri çekemeyince, devlet de iktisadi anlamda geri kalmış...

Osmanlı Devleti kimlik değiştirerek Türkiye’ye dönüşünce, sömürgeci gelişmişlerle arasındaki açığı kapatmaya yöneldi. Bu amaçla bir yandan sanayileşme diğer yandan da Batılılaşma politikasıyla hızla işe koyulundu. Ne hazin tecellidir ki, batılılaşmanın “hayat tarzı” çizgisi, “İktisadi kalkınma çizgisinin” hızını kesti...

Sosyetik gelişme, anlaşıldı ki, daha işin başındayken toplumu tüketiciliğe yönlendirmiş...

O gün bu gündür hem ana bütçe hem de ödemeler dengesindeki iflah olmaz açıklar büyüyerek kabarmakta...

¥

Çocukluk günlerimin Atatürk’lü yıllarında geçirdiğim birkaç senesini net olarak hatırlasam da, teferruatını akil baliğ olarak bizzat yaşayıp görmüşlüğüm yoktur. Görüp, işitip, duyarak bütün bildiklerim, Bayar-Menderes hareketinden bu yana akseden manzaradan ibaret...

İşte bu manzarada yer alan müsabık partiler, koltuğa oturabilme umuduyla yıldan yıla büyüyüp tehlikeli olmaya yüz tutan açıkları birbirlerine yükleyerek, sözde bela savar vaatlerle oynaşıp durdular. Halen de öyledir...

Tekil olsun kolektif olsun, bütün iktidarların öncelikli hedefleri hep halkı yaşatmak oldu...

Oysa Atatürk, yaşamayı değil ölmeyi emrediyordu, savaş günlerinde...

Bütün iktidarlar, Atatürk’ün askerlerinden! kurulmuş, ya da düşmanları iftirasıyla karalanmış olsunlar hepsi, bila istisna hepsi, açıkları kapatacaklar ve milleti de yaşatacaklar!...

Aslında, gülünmesi gerekirdi kedinin böylesine çamaşır yıkamasına. Ne var ki millet, tek parti baskısından kurtulduğunda sudan çıkmış balık misali, sevinç sendromuna tutulmuştu. Ezanına sevindi ve gerisini düşünemedi...

Politikacının istismarı, halkın idrakini kör etti...

Her neyse, işte böyle, partiler vaad ve hedefleri itibariyle hepsi aynen birbirlerinin benzeri...

Amma ne çare, yarışta ortaya konulan kupanın elden ele aktarılışının her defasında memleketin ictimai ve iktisadi atmosferi de karardı, karartıldı...

Bütün mesele, yarış kulvarında boy gösterenlerin, Atatürkvari bir üslup ve kararlılıkla millete ölümü emredememelerinde...

Arkadaş, biz sizlere en aşağı sekiz on yıl açlık, yokluk ve yoksulluk ve hemen hemen her şeylerden de yoksunluk vaat ediyoruz, bilesiniz” dememelerinde, diyememelerinde...

Dört koldan üzerimize yönelik politik saldırılar, şu an için bizleri ikinci bir Kurtuluş Savasına zorlamakta değil mi? 

¥

Yeni gençlik yıllarımda benim bir tek ceketim vardı. Eskiyince tornistan ettirdik. Sol yakadaki mendil cebi, tornistan sonucunda sağ yaka da çirkinleştiyse de, hiç ezilip büzülmeden yine onu giyerek yaşadık ve bu günlere eriştik...

Milleti yaşatacaksanız, böyle yaşatın. Zira atasözüdür...

Tatlı tatlı yedirmenin, acı acı yellendirtmesi olur... 

 

  • BİR DOSTBİR DOST1 ay önce
    İhsan hoca, Allah senin iyiliğini versin. Millet ayakta kalma derdinde sen mal derdindesin. KOYUN CAN DERDİNDE KASAP ET DERDİNDE. Millet 1400 lira ile ayakta kalmaya çalışırken senin azıcık çalışarak öğreneceğin bilgiler yerine ARMUT PİŞ AĞZIMA DÜŞ düsturun yanlış. Can boğazdan gelir, can boğazdan çıkar. BİR DİL BİR İNSAN İKİ DİL İKİ İNSAN DEMEKTİR. Bir bilim adamının çalışmayıp ağlaması kadar yanlış bir şey yok. Her şeyimiz mal mülk para olmuşsa sözün bittiği yerdeyiz. Durmak yok dosdoğru yola devam demediğimiz zaman daha çok ağlarız.