Defterdar Sarı Mehmet Paşa...

05 Ekim 2017 Perşembe

Osmanlı Döneminin önemli devlet adamlarından Sarı Mehmet Paşa 1700’lü yılların ilk başlarında Maliye Nazırı iken, “Devlet Adamlarına Öğütler” adını verdiği kitabını, adeta 2000’lerin Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine armağan etmiş…

“Devlet hizmeti rüşvetle verildiğinde, Allah saklasın o kimse, halka çeşitli zulüm yapmaya devlet tarafından yetkilendirilmiş olur. Zulüm ve yolsuzluklar fakir fukara halkı ateşlere atarken, mülkü de viran eder.”… 

Bilgi kaynaklarımız geçmişin edep ve ahlakından dem vururken, riayeti mecburi bir geleneği şöyle aktarırdılar;

Görev istenilmez, verilir.”…

Demek ki bu içtimai edeb kuralının miladı Osmanlı Maliye Bakanı Sarı Mehmet Paşa’dan daha önceki   derinliklerden geliyor.

“Hiç kimse, yeterli olduğu rütbe için istekte bulunma külfet ve zahmetine, mal, hediye ve rüşvet vermeye muhtaç değildir”…

“Müslümanlara, dine ve devlete, zarar verebilecek unsurlar içerisinde rüşvetten daha tehlikeli olanı yoktur.  Kanunsuzlukları, adaletsizliği ve zulmü üreten bir makinadır rüşvet. İnancı ve devleti kökünden yıkar”…

Günümüzün vükelası da böyle mi düşünüyor acaba?

Nurettin Canikli eski Türkiye zamanında İstanbul Defterdarlığı’nı deruhte etmekteydi. O yıllarda şöyle konuşur;

“Ülke son derece büyük bir krize girmiş. Tüm dengeler alt-üst olmuş. İşletmeler allak bullak. Bütün bankacılık sektörü çökmüş. Bu arada bir anda birisi ortaya çıkıyor. İnanılmaz yetkilerle ülkenin başına getiriliyor. Şu anda fiilen başbakanlık yapıyor…

Kemal Derviş’in talebi dışında herhangi bir karar alınabiliyor mu? “15 Kanun” dedi; Başbakan açıklama yapıyor, “hepsi çıkacak” diye. Düşünebiliyor musunuz bunların ekonomiyle alakası olmasın? Ekonomiden sorumlu olsa da fiilen siyasette de başbakanlık yapıyor. Tüm bu yetkilerle getiriliyor…

Kim olduğunu bilmiyoruz. Toplum tanımıyor. Bu insan Türkiye’yi yönetiyor. Geçmişte neler yapmıştır?, bilmiyoruz. Getirilişini demokrasi ile bağlandırmak mümkün değil. Çünkü ne seçilmiş ne de bir bürokrat. Kim getirdiyse çok akıllıca planlamış. Bugün, Derviş’in milletin menfaatine bir politika izlemediği çok açık bir şekilde bellidir”

Nurettin Canikli’nin resmettiği manzaraya bakarsanız, o günlerin memleket yöneticileri, seçilmiş olsunlar atanmış olsunlar, hiçbirisi Osmanlı”nın  Defterdar Sarı Mehmet Paşa’yı ne duymuş ne de okumuşlar, çünkü MÜLK, bütünüyle viraneye döndürülmüş…

Asırlar öncesinde kendisini, dünya bir kenara, tüm kainatın efendisi konumuna hazırlayan Amerika’nın Türkiye’den gerçekleştirilmesini talep ettiği 15 kanunun izahını yaparken, Canikli, en önemlisi addettiği Kamu Bankaları konusunda şu açıklamada bulunuyor;

“Merkez Bankası 1990’lı yıllardan önce Hazine’ye toplam bütçe ödeneklerinin % 15’i kadar kısa vadeli avans verebiliyordu. Avans idi amma bu para sonra ödenmiyordu. Merkez Bankası para basarak bunu karşılıyordu. Bu kısıtlandı, % 15’den % 3’e düşürüldü. Bu şu demektir.

“Devletin ihtiyacı olduğunda borçlanması” demektir. Çünkü böyle bir kaynak (Merkez Bankası gibi), kurutulunca, geriye gidebileceği tek kaynak kalıyor: 

Bankalar…

“Kamu bankaları bu düzenlemenin önünde engeldi. Özellikle 1996-1997’de Refahyol hükümeti bunu deldi. Kamu bankaları aracılığıyla Merkez Bankası’nın kaynaklarını kullandı. Böylece, mümkün olduğunca borçlanmamaya çalıştı. Ödenen borç mikdarı GSMH’nın bir önceki dönemde % 10’du. Refahyol döneminde % 3’e düştü. Bir sonraki hükümette % 11’e çıktı…

“Bütün bankalar likidite sıkıntısı içerisindeler. Merkez Bankası, kasıtlı diyebileceğimiz bir tavırla bunların likitide ihtiyaçlarını karşılamıyor. Şu anda kamu bankalarının açıklarının esas kaynağı bu görev zararlarıdır. Bankalara bu açıkları verilmediği zaman çok büyük fiyatlarla özel bankalardan sağladılar. Halbuki, görev zararlarına ödenecek para bütçede var. Bunlar zamanında ödenseydi kamu bankaları bu kadar açıkla karşı karşıya kalmayacaktı. Kamu bankalarının, son üç yılda hatalı siyasi yönlendirmeler dolayısıyla yanlış yerde kullanılması da önemli bir etkendir…

(Bir kamu bankası olarak) “A bankası, hükümetin baskısıyla usulsüz krediler vermiş. Bakanın; genel müdürünün talimatıyla çok kaynak böyle heba edilmiştir. Bütün bunlarla, sanki planlı bir şekilde özelleştirilmesi gerekir, kanısını güçlendirmişler. Kasıtlı dediğim şey, bu…

xxxxxxxx

Atatürk’ün. Türk milleti çalışkandır’ın ardından, “az zamanda büyük işler başardık” diyerek gururlandığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kısa zamanda çöküntüye sürükleme başarısını gösterenlerin elinden viraneyi devralan hükümet ki, başlarında Devlet BaşkanlarıTayyip Erdoğan olmak üzere tüm vüzera, muhtemelen laik şamatayla karşılaşmamak için, Peygamber tavsiyeleriyle Kur’an-ı Kerim ayetlerini kendilerine referans almak istemeyebilirler…

İşte karşılarında dünkü günün Defterdar Sarı Mehmet Paşa’sının bu günlere hazırladığı taze uyarılarıyla, içinde bulunduğumuz maddi ve manevi çok yönlü çöküntü ve yıkıntılar

Sanılmasın ki beşeri ahlak ve devlet-i Ala’daki bu tahribatta rüşvet bombaları kullanılmamıştır!…

Umudumuz ve hatta arzu ve isteğimize gelelim…

Yarınki günlerde karar süreçlerin politik şartları Nurettin Canikli kardeşimizin etkinliğini gerekli kılması durumunda, 2001 yılındaki REFA-İ çizgisini şaşırmamasıdır…

HAMİŞ: Doğru söyleyenler dokuz köyden kovulduklarından, rüşvetin musibetlerinden saydığı devletteki çöküş ve çözülmeyi ele alan bu vezirin de akıbeti sadrazam tarafından boğdurulması oldu…

Günümüzde de özellikle bu türden ahlaksızlıkları görüp dile getirenler fiziken idam edilmeseler dahi, siyaseten azil ve idam tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklarından, gözlerini kapayıp sessizcesine şekerlemeyi tercih ediyorlar…

 

  • hamidhamid1 ay önce
    BELLİKİ KAMUNUN IÇİNDE VE DIŞINDASUÇUNU İYİ BİLEN FAKAT CEZA GÖRMEYEN MAZZAF VE EMEKLİ ÇOOK SAYIDA İFRAZAT DEVLETTEN YEMEYE ,GEÇİNMEYE DEVAM EDİYOR.