Dalkavukluk…

14 Eylül 2017 Perşembe

Montesquieu’nin tarifine göre dalkavukluk, “Devlet adamlarının çevresinde bir çember”…

Kişinin, çevresinde yer aldığı devlet adamının her lafını tasdiklemesi…

İkiyüzlü hokkabazlık gibisinden, karakter düşüklüğü…

Dalkavukluk, devlet adamlarının çevresinde bir çember olunca, dalkavuklar da ekseri devlet adamlarının muhitinde toplanmış olurlar. Zerre miskal güç kaybına uğrayacağına ihtimal verilmeyenlerin yanında, geleceğin iktidarına kesin gözüyle bakılanların da dünyasında bitiverirler…

Kısacası, her devrin adamıdırlar…

Dalkavuklar, şahsi çıkar umuduyla iktidarı övdükleri gibi, menfaatine ket vurulduğunda kin ve intikam amacıyla yergicilikte de ustadırlar…

Osmanlı döneminin meşhur dalkavukları arasında ikisi pek namlıdır. Figani ve Nef’i… İkisi de yergilerinden ötürü sadrazamlar tarafından boğdurularak cezalandırılmış…

“Bir Halil, evvel gelip asnamı kılmıştı şikest,

Sen Halil’im, şimdi geldin halkı kıldın putperest”…

(Sen eskiden Halil Peygamber gibi putları kırmıştın)

(Şimdi İbrahim Paşa olup, heykel dikerek halkı putperest kıldın)…

Vak-ti istibdatta söz söylemek, memnu idi,

Ağlatırdı ağzını açsan hükümet, ananı,

“Devr-i hürriyetteyiz şimdi, değişti kaide,

Söyletirler evvela, sonra s…ler ananı”…

Neyzen Tevfik, Erken Cumhuriyetle Osmanlı sonlarının hicviyecileri arasında ustabaşı mevkiine yükselmiş bir şair…

Konservatuar kadrosundan kendisine ödenen 140 liralık ücret ödenmediğinde, bu kesintinin vali bey tarafından yaptırıldığını düşünür…

“Sı…tın İstanbul’a K… lütfü’yü vali diye,

Bir tüy tak da uçur aleme karşı bokunu,

Milletin hışmını teskin edemezsin, teresin,

Kıçına so.. da eğer, partinin altı okunu”…

Devletin idari kadrolarında vazifelendirilecek kişilerde liyakatın esas alınmadığını, bu buna karşılık kavuk sallayan dalkavuklara fırsat tanınmasının yaygınlaşması üzerine, diyeceklerini net bir şekilde ortaya dökmüştür…

“Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır,

Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır,

Geçmez ele bir paye, kavuk sallamayınca,

Liyakat görmesi, pezevenk puşt olanındır “…

Zaman zaman meydana gelen uçak kazalarında tayyarelerin yere çakılmasındaki sebepleri araştıran uzmanlar “maden yorgunluğundan” bahsederler…

Herhangi bir madeni levhanın veya çubuğun sık aralıklarla ve ters yönlü kıvırma hareketleri o maden çekirdeğinin hararetini yükseltiyor. Bu yüksek ısı o nesnenin kopma ve parçalanmaya karşı direncini zayıflattığı anda da söz konusu madde kırılıp dökülüyor…

Eşyanın fiziki tabiatı hükmünü böyle icra ediyor işte…

Yüzlerce yolcusuyla birlikte devasa tayyareyi dağlık bölgelerde kayaların üzerine çakıvererek…

Kadro üzerinde meydana gelebilecek bir yüksek hararet, politik fiziğin doğal tabiatına uyduğunda kamu uçağının yere çarpma ihtimaline karşı, Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan son günlerde maden yorgunluğunu dillendirmeye başlamıştı…

Bunda, bizim mahalle sakinlerinin son zamanlardaki açıktan açığa sergiledikleri Neyzenvari üflemelerin de payları yok mudur yani?

Mesela Neyzen’inkisi gibi…

“Bir hazakatzedeyim, midemi tıp tepti benim,

Kırk katır tepseydi, yıkılmazdı bu nazik bedenim…

İstiyor ki Tayyip Erdoğan, katırlar,kemali nezaketle kendiliğinden “bye, bye” çeksinler…

İyi de ne olacak, var ise götürdükleri kul hakları?...

HAMİŞ;

Ben bir Müslümanım ve Türküm. Yeme içmede prensip sahibiyim. Vatanımı severim. Hemen hemen çocukluk yaşlarımdayken gönüllü olarak Kore’ye gittim ve dahi, yerli mallarcı’yım

Coca Cola ve benzerlerine tövbeli olup, Burger’cilerin kapı önlerinden de geçmem…

 

  • Ercan GüvenErcan Güven2 ay önce
    Sayın editor. Benim yorumun neresini beğenmedin. Yazdıklarımın hangisi yanlış. Lütfen e-mail gönderin ben de yanlışımı anlayayım.