'Def’i mefsedet, celb-i menâfi’den evlâdır’

25 Kasım 2017 Cumartesi

Ülkenin zor günlerden geçtiği ‘’Derin Dünya Devleti’’nin terör örgütleri vasıtasıyla büyük bir saldırıya geçtiği, Anadolu’nun yeniden bir büyük Kurtuluş Savaşı verdiği hepimizin malumu…
FETÖ’nün eğitim sistemimizdeki zaaflardan beslendiği, hatta bu zaafların kalıcılığı ve sürekliliğinin kendi geleceğinin teminatı açısından ne kadar önemli olduğunu artık biliyoruz.

17-25 Aralık Darbe Girişimi sürecinin yaşanmasına sebep olan ve öncesinde gündemi yoğun şekilde meşgul eden Dershane Tartışmaları sürecinde ve sonrasında bu acı gerçeği yaşayarak öğrenmek zorunda kalmıştık.

17-25 Aralık sürecinin planlanandan erkene alınmasına sebep olan ‘’Dershane Tartışmaları’’, FETÖ’nün en önemli insan ve mali kaynağının kurutulmasına yönelik yediği operasyonun neticesiydi.

Meselenin anlaşılabilmesi için biraz daha gerilere gitmekte fayda vardır:

Yapılandırmacı eğitim anlayışı ile 2005 yılında başlayan asıl değişim, kademeli olarak Orta Öğretimde uygulanmaya başlanmıştı.

Bekir Gür’in Amerikan pedagojisinin ürünü olarak nitelendirdiği ilerlemecilik ve inşacılık üzerine söyledikleri önemlidir.

‘’Yapılandırmacı(inşacılara)lara göre öğrenciye hazır bilgiler aktarılamaz; öğrencinin kavramları anlaması için aktif olması gerekir; bir başka deyişle, öğretmen bilgi aktarmamalı, her bir öğrenci kendi bilgisini kendisi inşa etmelidir. Geleneksel eğitimin bilimsel bir temeli olan davranışçılık ile ondan farklı olduğunu iddia eden inşacılık aynı masalın iki farklı zamandaki sürümünden ibarettir.’’ (Eğitimle İmtihan, S. 83)

Yani küresel sermaye ve onun tüm dünyadaki yerli işbirlikçilerinin oynadıkları bir tiyatrodan ibaretti. Üzerinde durmak istediğiniz asıl nokta sürecin bizde nasıl işlediğidir.

Sorgulanması gereken nokta, süreci esas alan bu mantıkla yetiştirdiğimiz öğrencileri sıralama sınavlarıyla (OKS, TEOG, YGS ve LYS vb.) bir üst öğretim kurumuna seçme yöntemimizin mantığıdır.
O dönemde de MEB yetkilileri ısrarla MEB kitaplarına ve yöntemlerine bağlı kalınmasını, söz konusu sistemin dershanelere ihtiyaç bırakmayacağını söylemişlerdi.

Bu kitaplarda bir şey yok diyerek süreci eleştirenleri çağın gerisinde kalıp değişime direnmekle suçlayanlar, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak derdindeki veli ve öğretmenlerin ızdırabını anlayamamışlardı. Zira MEB, o dönemde çocuklarımızı ve bu sınavlara hazırlayacak dökümandan yoksundu.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi 2009 yılında Ortaöğretimde uygulamaya geçilen program-müfredat değişikliğini planlayanlar farkında olsunlar ya da olmasınlar dershanelere kaçışı tetiklemişlerdi.
Örneğin üniversitede tıp ya da mühendislik eğitimi almak isteyen öğrenciler, 11. sınıfta fizik, kimya ve biyoloji derslerinden ikisini haftada dört saat seçerken kalan birini haftada 2 saat seçmek zorunda kalmışlardı. Gerekçe: Tıp eğitimi almak isteyen öğrencinin haftada 4 saat fizik dersi okumasının gerekli olmadığı ya da mühendislik okumak isteyen bir öğrencinin haftada 4 saat biyoloji dersi okumasına gerek olmadığı şeklinde sunuldu.

Zehir, altın tepside sunulmuştu…

Dolayısıyla;

-11. Sınıftaki bir öğrencinin Fizik, Kimya ve Biyoloji derslerinden birine ait tüm kazanımların okulda alınmasının engellenmesi.
-Dershanelerde sistem eskisi gibi sınav odaklı işlemeye devam ederken, MEB yetkililerinin ısrarla MEB kitaplarına ve yöntemlerine bağlı kalınması gerektiği vurgusu,
- Zaten çok yoğun olup yetiştirilemeyen müfredat konuları

Şeklinde özetleyebileceğimiz faktörler süreci belirledi.

İster liyakatsizlik, ister öngörüsüzlük, ister ihanet olarak değerlendirin sonuçta süreç tüm ortaöğretimdeki hemen her öğrenciyi dershanelere mecbur kılmıştı.

Sonuçta dershanelere giden öğrenci sayısı hızla artmış, bu durum en çok da bu konuda hazırlıklı olan FETÖ’nün palazlanmasına yaramıştı.

Son dönemde TEOG, YGS ve LYS üzerinden yaşadığımız karmaşayı geçmişten bu günlere bakarak değerlendirmek, aynı senaryoyu farklı figüranlarla izleyip izlemediğimizi sorgulamak en doğal hakkımız değil midir?

Ya da gerçekleştirilen değişimin bir başka ekibin değirmenine su taşıyıp taşımadığını sorgulamak ilk yapmamız gereken iş değil midir?

Bu ihtimal vesilesiyle hatırlatalım,

‘’Def’-i mefsedat, celb-i menâfi’den evlâdır’’

  • OrhanOrhan1 ay önce
    Siyasi konularda yazan yazarların makalelerine bir sürü yorum yapılırken,bu konu hakkında tek bir yorum olmaması ne kadar üzücü.Ak parti hükümetlerinin en yumuşak karnıdır eğitim oysaki,liyakatsizlik,öngörüsüzlük ve ihanet sarmalında eğitim konusunda resmen ülke olarak çaktık.dershanelerin yerini etüt merkezleri aldı.Cumhurbaşkanımız bu konuda mutlaka gerekli düzenlemeleri yapmalı,yoksa güzel ülkemize yazık olur.

Alparslan Aydar