Sizin ekmeğinizi yedik amma!..

30 Aralık 2017 Cumartesi

Türkiye Cumhuriyeti bütün imkânlarını seferber ederek Kudüs’ün ABD’nin kararı ile İsrail’in başkenti olma (saçmasapan, hukuksuz ) teklifine karşı çıkıyor. Birleşmiş Milletler’de bütün ülkeler Kudüs İsrail’in başkenti değildir diye oy verirken, sadece tek başına ve yalnız kalan ABD’nin vetosu ile bilindiği gibi karar karar hükümsüz kalıyor.. Türkiye yılmıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu toplantıya çağırıyor. Birleşmiş Milletler’de, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin azimli ve gayretli çalışmaları sonucu; ABD ve İsrail’i şoke eden bir kakar çıkıyor. 128 ülke Kudüs İsrail’in başkenti değildir ve olamaz diye karar veriyor. Kudüs hiçbir zaman İsrail’in başkenti olmadı ve inşallah hiçbir zamanda Allah’ın izni ile olmayacaktır. Bizim gerçekten Hz. Musa (as)’i peygamber ve gerçek Tevrat‘ı kitap kabul eden Yahudilerle hiçbir sorunumuz yoktur. Çünkü bizler Hem Hz. Musa (as) hem de Tevrat’a iman ederiz. Peygamberlerin birini veya hak kitaplardan birini inkâr eden İslam inancına göre Müslüman olamaz. Tarihi incelediğimiz zaman Türk Milleti Yahudilere de çok yardımcı olmuştur. Çok eskiye gitmesek bile son Alman savaşında Türkiye’ye sığınan Yahudilere tabir caizse kapılarını Türkiye sonuna kadar açmıştır. Üniversitelerde hocalık dahil, bir çok vilayette ve işlerde çalıştılar. Bizim sorunumuz Siyonizm iledir. Bildiğimiz kadarı ile gerçek Yahudiler de Siyonizm’e ve İsrail devletine karşıdırlar. Türk Milleti yardımsever merhamet timsali insanlardır. Savaş meydanlarında düşmanının yarasını kendi elbisesi ile saracak kadar asil ve merhametlidir.

Bir bakıyorsunuz TC Başbakanı; bakanları ile birlikte ta Arakan’a kadar gidiyor orada mazlum Müslümanların dertleri ile ilgileniyor. Türk Milleti tarihe altın sayfalar armağan etmiş bir millet iken, çıkmış çok affedersiniz bir “zibidi” mazisi ne olduğu belli olmayan, geçmişte birçok hırsızlık ve kirli işlerde bulunduğu tarihen sabit, babası ateist, paranın şımarttığı, perde arkası gayrimüslimlerle işbirliği halinde olan; BAE Dışişleri Bakanı soysuz insan, yıllarca en zor şartlarda Medine-i Münevvere şehrini koruyan, açlıktan çekirge bile yiyen Çöl Kaplanı lakaplı Fahrettin Paşayı hırsızlıkla itham ediyor!? Dün Ortadoğu’da petrol yoktu. Bağdat ve Hicaz demir yolunu yapan kimlerdir? Fakirlik içinde kıvranan Ortadoğu başta Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’ye sürre alayları ile yardım götüren hangi millet ve hangi ülkedir? Servet içinde yüzen açlık, sıkıntı görmeyen, tarihinden bîhaber Batının sosyeteleri ile bir olup kendi dindaşlarına (!) savaş açan BAE Dışişleri Bakanının geçmişte “Düveli muazzama” diye tabir edilen Osmanlı’nın yaptıklarından haberi var mıdır?

Seksenli yıllarda dört-beş sene kadar S. Arabistan’da kalmıştım. Büyük bir Türk şirketinin yeminli tercümanlığı ve satın alma müdürlüğü yapıyordum.

LÜTFEN: Bu hatırayı sonuna kadar okuyunuz.

Bir ara firmanın sahiplerinden S: Arabistan’daki işleri koordine eden zat Cidde şantiyesinde iken beni çağırdı ve “Ali hoca Medine’den bir okul işi aldık. Oraya bir kamp kuracağız. İlk olarak siz on-onbeş işçi ile gidip otelde kalsanız ve kamp için gereken çalışmaları yapsanız olur mu? İlk aklıma gelen sen oldun. Biraz Medine-i Münevvere’de kalmak ister misin?” dedi.

Teklifi sevinç ve memnuniyetle kabul ettim. Zira alemler şerefine yaratılan Resulullah Efendimizin şehrinde kalacaktım. Medine-i Münevvere’de bir yıl kadar kaldım. Çok güzel ve çok unutulmaz hatıralar yaşadım o mübarek şehirde. O seneler Medene-i Münevvere’de çalışmak için bulunan Türkiye’den birçok gurbetçi kardeşimiz vardı. Kuba Mescidine yakın bir ev kiraladık. Bazı akşamlar toplanıyor güzel, güzel sohbetler yapıyorduk. Medine-i Münevvere’nin eski halini bilenler Harem-i Şerif’in arka kısmında kapalı çarşı olduğunu bilirler. Daha arka tarafta da Osmanlıdan kalma hastahane vardı.

Bir gün işçilerin bazı ihtiyaçların temin etmek üzere yolum kapalı çarşıdan geçiyordu. Elimde çantam yürürken sağ tarafımdaki bir dükkândan bir ses yükseldi. “Türki Türki teal”, yani ‘Türk gel’ diye..

Sese doğru yöneldim, baktım dükkânında oturan bembeyaz sakallı oldukça nurani yüzlü ve bir hayli yaşlı bir zat. Selam verdim selamdan sonra bana ‘Sen Türk müsün?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. Dükkân sahibi ‘Vaktin varsa biraz oturur musun?’ ‘Olur’ dedim ve oturdum. Tezgâhının üzerindeki termuzdan saplı bardağa bana naneli bir çay doldurdu. Sohbet etmeye başladık.

Adamın nurani yüzü, yürürken Türk olduğumu anlayıp ve beni çağırmasından etkilendim. Kendisine; “Bize dua et” dedim. Dükkân sahibi ihtiyar sesini biraz daha yükselterek  “Esas siz bize dua edin.” “Neden biz size dua edelim? Siz Resululah Efendimizin komşususunuz. Benim ecdadım Medine’den İstanbul’a gelen normal bir mektubu Resulullah Efendimize hürmeten abdestsiz okumazdı. “Onun için söylüyorum. Osmanlı Mekke ve Medine’ye sahip çıktı, korudu. Bizler ise; Sizin ekmeğinizi yedik amma! Yediğimiz ekmeğin hakkını ödeyemedik. Çoklarımız ihanet ettik. Yani Türkler bize dua etsin ve haklarını helal etsinler” dedi. Dükkan sahibi ihtiyar şu şekilde açıklamalarda bulundu; “Ben küçüktüm. İstanbul’dan yani hilafet merkezinden (Payitaht)tan tren Medine’ye geldiği zaman şehre girmeden düdük çalar Medine’yi ve Peygamber Efendimizi selamlardı. Trenin geldiğini haber verirdi. Tren istasyonda durduğu zaman kapılarını açardı. Trenin kapıları açılır, açılmaz Türkler bize sıcak ekmek dağıtırdı. Biz çocuklar ekmekleri alır bir yere koyar, saklar, tekrar bir daha sıraya girer, tekrar bir ekmek daha alırdık. Bunu biz Medine çocukları bir kaç fazla ekmek alabilmek için tekrar, tekrar yapardık. Ah! O günler…

Biz çocuklar için ne kadar da heyecanlı idi. Tabi bu arada gözleri de doluyordu. Anlayacağınız sizlerin ekmeğini yedik amma sonra size ihanet ettik.”

Bana ne kadar zamandan beri Medine’de olduğumu sordu cevabını verdikten sonra “Bak Medine’de bir semtin adı Ambariye’dir. Halen Ambariye diye anılır. Bu adı almanın sebebi nedir, bilir misin?” ‘Hayır’ dedim. “Oraya Ambariye denmesinin sebebi; Türkiye’den gelen yardımların muhafaza edildiği ambarlar orada olduğu içindi. O zamanlar petrol yoktu. Fakirlik vardı. Amma Osmanlı Yani Müslüman Türkler bize Sürre alayları ile her şeyi gönderdiler.. Tren yolu ile de bizleri dünyaya bağladılar. . Bizler ne yaptık?. Yardımlarınızı aldık, ekmeğinizi yedik amma size ihanet ettik. İngilizlerle bir olduk. Osmanlı’nın altın liralar sarf ettiği tren yolunun raylarını sökerek bahçelerimizin kenarına çit yaptık. Daha doğrusu başımızdakiler bizleri sattı. Aldandık. Tabi vatandaş olarak da bir şey yapamadık. Raydan bir parça söküp götürenlere İngilizler altın paralar veriyorlardı. Bizi aldattılar. Biz çocuktuk o zamanlar Fahrettin Paşa kumandasındaki Türk askerlerinin Medine şehrini ve Peygamber Efendimizi canları bahasına nasıl korudular. Biz küçük çocuktuk. Buna şehit olduk. Bugün gibi hatırlıyoruz. Siyasi olayları anlayamıyorduk ancak, Osmanlı askerinin Peygamberimizi nasıl iman ve hürmetle korumaya davrandıklarını bugün daha iyi anlıyorum.

Şimdi birçoğumuz oynanan oyunları anladık amma ne yazık çok zaman geçti. Hatta bize Türkler Müslümanlıktan çıktı bile dediler. Onun için ben Türkleri çok severim ve çocuklarıma da trenden nasıl ekmek aldığımı anlatırım. Seni yürürken gördüm. Türk ve Müslüman olduğunu tahmin ettim onun için çağırdım ve beraberce dertleştik. Vaktin olursa beklerim” dedi.

Müsaade isteyerek yaşlının yanından ayrıldım. Bu konuşmayı yaptığımız zaman oldukça yaşlı idi. Allahu alem ölmüştür. Cenab-ı Hak gani gani rahmet eylesin. Ne dersiniz dün dünya Müslümanlarını Osmanlı’dan soğutanlar, kendilerinde hâlâ krallıkları yaşatırken bizde hilafeti yasak edenlerin, kaldıranların niyetleri acaba Türklere hizmet mi idi? Yoksa Müslümanları birbirlerine düşürmek sureti ile yeraltı servetlerini elde etmek mi idi?.  Oynanan bütün oyunlar ortada…

Acaba Irakta niçin bu kadar Müslüman kanı aktı? Afganistan’da oynanan oyun neyin nesi? Ya Filistin’e, Gazze’ye ne dersiniz? Suriye’de neden bu kadar kan akıyor? Neden bu kadar Müslüman göçmen durumunda (muhacir). Trump’ı anladık. Dini başka, dili başka, ırkı başka. Ya BAE idarecilerine, sözde bir kısım Müslüman devlet başkanlarına ne diyelim? Onların dedeleri deve yarışında iken, çölde avcılık yaparken, çadırda, sigarasını ve kafa bulduran yeşil otunu çiğnerken, Osmanlı’ya ihanet planları hazırlarken; Fahrettin Paşa ve askerleri şerefli ecdadımız Medine’nin korumasında idiler. Şimdikilerin dedeleri İngiliz’le işbirliği yapıp altın devşirirken, ecdadımız Kutul Amare ve Yemen’de kan akıtıyordu. Kan!.. Onlara dil uzatmaya hakkınız yoktur. Hepsini rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Büyük bir gizlilik içinde o dış güçler ellerinden geldiği kadarı ile yine Türkler ve Müslümanların aralarını açmaya çalışıyorlar.

Çok amma çok uyanık olmamız lazımdır. Temennimiz bir daha yeryüzündeki Müslümanlar böyle adi ve sinsi oyunlara gelmemeleri ve tuzaklara düşmemeleridir. Rabbim; devletimizin, milletimizin ve tüm alemi İslam’ın yardımcısı olsun. İnşallah. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

1982 yılında çektiğim Medine tren istasyonunun önden görünüşü.

 İstasyonda Osmanlılar tarafından yapılmış Osmanlı mescidi.

  • AhmetAhmet14 gün önce
    Hem perhizli hemde lahana turşulu bir yazı. Benim güzel ve temiz ecdadım.osmanlıya ihanet eden İngiliz keferesinin ürettiği vehhabiliktir vehhabilerdir. Yani islamı ayakta tutan Sünniliğin ve tasavvufun düşmanlarıdır. Sende ve senin destekleyip peşinden gittiklerinde arka sokakdadolaylı olarak,hainliğinden veya gafilliğinden dolayı onlarla beraber olanlardan olmayasın Ve olmasınlar. İyi düşün. Firasetli ol. Görünüşde hakk, gerçekde batıl ile beraber olma. Yani çorba içtiğin taşa sende vehhabiler gibi işeme. قل الحق ولو كان مرا