THY- Euroleague

Hakiki manada dine hizmet yapabilmek için...

23 Aralık 2017 Cumartesi

Bilindiği gibi bütün semavi ve gerçek dinlerin sahibi HZ. ALLAH (c.c.)’dır. Hak peygamberler de Cenab-ı Hakk’ın gönderdiği, Hak dinleri insanlara tebliğ eden Allah’ın elçileridir (Resulleri). Her önüne gelen ben dine hizmet ediyorum deyip ortaya çıkması ile olmaz. Dine hizmet edebilmek için bazı meziyetlerin olması ve bazı hususlara da titizlikle riayet edilmesi icap eder.

Günümüzde Din-i Celil-i İslam’a çeşitli yollarla hizmet eden, hizmet erbabı vardır. Rabbim onların hepsinin yardımcısı olsun. Hak yolda lillah için hizmet edenlerin ayaklarının tozu olur, ellerinden öper, dualarını bekleriz.

Gerçek manada hakiki şeyh, alim, mürşid, müfessir, muhaddis, fakih ve müctehitler sahibi bizzat Hz. Allah (c.c.) olan İslam dinine hizmet etmeyi her hangi bir madde karşılığı olarak yapmazlar, yapmamalıdırlar. Sırf ebedi alemi ve Allah’ın rızasını kazanmak için yaparlar. Bugüne kadar da bu hizmetler böyle yürütülegelmiştir. Bugün de bu şerefli hizmetleri yapmaya talip olanlar, her şeyden önce çok sağlam bir inanç sahibi ve alçak gönüllü olmakla beraber kesinlikle dünyaya ve dünyanın çeşitli geçici nimetlerine sırt çevirmiş olmalıdırlar. Bazı dini hizmetleri yürüten memur veya din hizmetlilerinin maaş almalarına izin verilmiş ise de; bu da ancak zaruri ihtiyaçları karşılayacak kadar olmalıdır. Dini hizmetleri yürüten insanlar her yönleri ile diğer insanlara örnek olmalıdırlar. Dine hizmet ediyorum diye bütün inananlar için mukaddes olan değerleri istismar ederek ve dini alet ederek asla! Çıkar sağlama gayreti içine düşülmemelidir. Böyle yapanların yarın ebedi alemde cezaları çok ağır olacaktır.

Dine hizmet etmeye talip olanlar, bilhassa idare mevkiinde bulunanlar mal, mülk, servet yığma ve mevki, makam, şan, şöhret peşinden koşmamalı, isteklerini yaratılanlardan değil, bizzat Yaradan’dan beklemelidirler. Büyük İslam alimlerinden İmamı Nevevi talebelik yıllarında: medresede okurken hayır severlerin medreseye getirdikleri yemeklerden günde sadece bir defa yerdi. Fazla yemekten belki bazılarının hakları geçer diye kaçınırdı, korkardı, yemezdi. Zamanımızda bir kısım sayın hoca efendilerin yaptıkları gibi hizmet için(!) ziyarete gidecekleri yerlere önceden şu yemeği yapın, şunu yapmayın, hocamız şunlardan hoşlanır, şunlardan hoşlanmaz, kapıda şöyle karşılanmalı, yemek servisi şöyle yapılmalı, hoca efendinin yemek masasında; sağında ve solunda oturacak olan kişileri önceden tespit edilmeli, isimleri bildirilmeli, eşraftan olmalı, günlük tıraşlı, kravatlı, çok temiz giyimli olmaları önceden kendilerine hatırlatılmalıdır..

Yemek servisini yapanın üst ve başı temiz olmalı ve hazır olarak beklemelidir. Servis yapılırken tertibe, düzene dikkat edilmeli, hoca efendiyi üzecek hiçbir şey yapılmamalıdır. Geçmişte dini hizmetleri yürütenler böyle şahsi ve nefsi hiçbir istek ve talepte kesinlikle bulunmamışlardır..

Dini hizmetleri yürütmeye çalışan A’dan Z’ye herkesin ibretle okuması ve düşünmesi gereken bir hususu kısaca buraya almak isterim: Mevlana’nın halifesi; Hüsameddin Çelebi Hazretleri evradu ezkarın yapıldığı dergaha giderken bir ibrikle abdest alma suyunu da yanında götürürdü. Oradaki vakıf suyunu kullanmaktan çekinirdi. Vakıf malı için bu kadar dikkatli ve hassastı.. Zamanımızda dine hizmet ediyorum diyenlerin ibret alması gereken çok önemli bir husus. Hele, hele lüks arabalara binenler, lüks villalar da, süit dairelerde oturanlar, hizmet için gittikleri yerlerde en lüks otellerde kalanlar, en lüks lokantalarda yemek yiyenler, hizmet ediyorum diye milletten yıllar yılı teberrular, sadakalar, zekat ve fitreler toplayanlar, toplatanlar, toplattıkları o paraları kendinde kullanma yetkisi görüp istediği gibi kullananların çok, çok daha dikkat etmeleri gerekir. Fakir fukaradan aldıklarımızı nasıl ve nerelerde harcıyoruz? Diye... Bunların hesabı yarın mahşerde bizzat HZ. ALLAH’a (cc) nasıl verilecek?. Emanetleri istismar edenler nasıl bunun hesabının vereceklerdir?

HZ. Ömer (ra) devletin işlerini görürken devletin mumunu kullandığını, kendi şahsi işlerini görürken de kendi mumunu kullandığını tevaturen dini kaynaklarımızdan öğrenmekteyiz.. Ya bugün, bu hizmetleri yapanların davranışları nasıldır?.. Dine hizmetleri sebkat eden nice Allah dostları alim ve fadıl kişiler bırakınız haramın peşinden koşmayı, onlar zaruri ihtiyaçlarının dışında helal olan şeyleri daha fazla olarak kullanmaktan kaçınırlardı.

O muhterem insanlar; fazla yemekten, süse, lükse ve lüks binalarda yaşamakta, aşırı derecede medih edilmeye hiç iltifat etmezlerdi. Sade bir hayat sürdürerek ellerinden geldiği kadarı ile Allah’ın dinine hizmet ve Resulullah Efendimizin sünnetlerini ihya etmeye çalışırlardı. Bu hizmetleri yaparken de kendilerinde hiçbir zaman bir büyüklük, baş olma, emir ve amirlik, abilik gibi sıfatları bizzat kendilerine yakıştırmaz ve herkes tarafından alkışlanma gibi bir arzu ve talepleri de olmazdı. Bu hizmetleri yapmaya bi hakkın çalışanlar ellerinden geldiğince kendilerini gizlemeye çalışırlardı. Her zaman istişareye önem verirlerdi. Zaman içinde büyük zatlar bu hizmetleri hep böyle yapmışlardır. Kendilerini bir hiç sayarlardı. Hatta bazıları; hizmetler yürüsün de benim adım hiç zikr edilmesin, ön saflarda benim ismim hiç olmasın diye söylerlerdi. Azami derecede mahviyyet içinde kendilerini yaptıkları hizmetlere riya karışmasın diye gizlemeye çalışırlardı.

Zamanının Belh sultanı iken bazı sebepler sonucu sultanlığı bırakıp derviş olan İbrahim Edhem hazretlerinin bilinen birçok ibretli kıssaları vardır. Bu mübarek zat soğuk kış gecelerinde hamam külhanlarında kül ve kömür tozları arasında yatar, kuru ekmekle karnını zar, zor doyururdu. Bu hali ile dünyaya sırtını çevirerek devamlı evrad ve ezkar ile meşgul oluyordu. Zamanımızda bazı hoca efendiler kendilerini çok, çok yüksekte görüp, mevkisi aşağıda olanlara tepeden bakıyorlar. Zaman, zaman altta idaresinde olan gariban hizmet ehline nefsi emarelerinin isteği ile fırça atıp, bağırıp, hakaretler bile yapabilirler.(Gerçek resulullah varislerini tenzih ederim.) (Terbiye tul evla di fil İslam) isimli kitapta mübarek Peygamber Efendimizin şöyle bir hadisi şerifi yer almaktadır. Mealen; “Müslüman kardeşine sürür vermen, mağfirete erişmenin vucubiyetinin sebebidir.” O halde idare ettiklerinize sevgiyle, muhabbetle, yaklaşın. Onları azarlamayın, kalplerine sürür ve neşe veriniz. Bir süre önce rahatsızlığım sebebi ile beni ziyaret için tâ evime kadar gelen arkadaşlardan dinlemiştim. Dini bir cemaatin bir bölge idarecisinin merhametsizliği, kibirli halleri ve devamlı maiyetindekilere hakaretli bir şekilde davranıldığı için üç yüz kadar gencecik çocuk (Talebe) ve yüz beş kadar hizmette görevli insan ayrılmışlardır. Başka yerlere eğitimlerini tamamlamak, hizmetlerini geliştirmek için gitmişler.. Bu nasıl bir dine hizmet anlayışıdır? HZ. Ömer (ra) hilafeti zamanında gençler; mihrin çok oluşu bu yüzden evlenmekte zorlandıklarını halifeye arz ederler ve mümkünse mihrin ölçüsünün indirilmesini talep edeler. HZ. Ömer(ra) bir Cuma günü hutbeden bu konuyu duyurup ve mihrin düşürüleceğini ilan edince arkada kadınlar tarafından bir hanım HZ. Ömer’e (ra) seslenerek, “Allah’ın koyduğu ölçüyü sen değiştiremezsin

Ya Ömer! Diyor ve kadın; Nisa suresinin 20. Ayetini okuyor. Bunun üzerine HZ. Ömer (ra) “Esabet imreetün ve ehtaa Ömer” (Kadın doğru söyledi ancak Ömer hata etti” söyledi. Buradan samimi bir şekilde sormak isterim; hangi şöhretli hoca, hangi idareci, hangi büyük(İnsan tasavvuf camiasında) hangi abi böyle bir erdemlik gösterir? Kardeşinin değil tenkidini, teklifini ve temennisini dinleme nezaketi gösterir? (Gerçek ilim erbabı ve tasavvuf ehli tenzih olunur. Bizim bahis ettiklerimiz müsvedde, sahtekar, riyakar ve istismarcılardır.)

İmamı Gazali hazretleri Bağdat’ta Nizamiye medreselerinde çok güzel mevki ve makam sahibi iken hizmet ediyordu. O medresede bir dediği iki edilmeyen ünlü bir müderristi.. O şatafatlı hayatı bırakıp Emeviye camiinin minaresinin altındaki küçük bir hücrede hayatını sürdürmüş. Gece el ayak çekilince de kalkıp caminin tuvalet ve abdest alma yerlerini temizlerdi. Kimse beni görüp de yaptığım bu hizmete riya karışmasın diye. Ancak o İmamı Gazali’nin eserleri birçok dile çevrilmiş olup bugün bütün dünya müslümanları tarafından zevkle okunmaktadır.. Allah rahmet eylesin.

Osmanlı İmparatorluğunun büyük padişahlarından birisi olan Sultan birinci Ahmed genç denecek yaşta  vefat etmişti: O zamanın büyük alimleri ve zatları ile büyük velilerden Mahmudi Hüdayı hazretleri padişahı yıkamak için bir araya gelir ve yıkanacak yere (teneşir) yatan Sultan Ahmed’in elbiseleri soymaya başlarlar ve hayret ederler: Padişahın elbiselerini soyduklarında ne görsünler?. İç fanilasının altında tam deri üzerine sert deri sicimlerinden yaptırılmış bir gömlek giyinmiş. Sebebi ise geceleri fazla uyumamak devlet ve millet işlerini yürütmenin yanında, ibadet ve taatla daha çok meşgul olabilmek içindi. Zira, o sert deri gömleği vücudu sıkıyor ve yatakta rahat yatmasına engel oluyordu. Herkes uykuda iken o kalkıp ibadet ediyor, Rabbine iltica ediyordu.

Bu hali gören büyük veli Mahmudi Hüdayı hazretlerinin gözlerinden yaşlar akarak şöyle diyordu: “Oğlum Ahmed, sen bizi geçmişsin de meğer haberimiz yokmuş” dedi. Birçok müfessir, muhaddis, fukaha ve alimler Allah'ın dinine hizmetlerinden dolayı ve yazdıkları eserleri için maddi bir karşılık talep etmemişlerdir. Mesela büyük alim Ruhul Beyan tefsirinin yazarı Bursalı İsmail Hakkı hazretleri yazdığı eseri için hiçbir maddi karşılık talep etmemiştir. O şerefli insanların bütün ticaretleri HZ. Allah (cc) ile idi. Karşılığı insanlardan değil bizzat HZ. Allah’tan (cc) bekliyorlardı.

Yine dini kaynaklardan öğrendiğimize göre: Büyük fakih imamı Şerahsi hazretleri zamanındaki, zalim idareci ve zalim rejimi tenkit ettiği için hapse atılmıştı. Hapis edildiği yer, yerin dibinde kuyu gibi bir yerdi. Talebelerine yukarıdan hocalarının yanına inmelerine izin verilmiyordu.(İnseler de başka kimse sığacak kadar bir yer değildi orası çok dardı).Pencere gibi bir yerden hocaları ile görüşür ve konuşurlardı. O küçücük pencereden talebeleri muhtasar bir küçük fıkıh kitabının metnini okurlardı. O büyük zatta aşağıdan şerh eder ve talebeleri de durmadan İmamı Şerahsı hazretlerinin söylediklerini yazarlardı. Böylece de büyük bir fıkıh külliyatı meydana gelmiştir. Ne büyük gayret!.. Ne büyük hizmet aşkı! Allah bizleri o şerefli insanların şefaatlerinden mahrum etmesin.

Günümüzde dine hizmet ediyorum diyenler de böyle bir hizmet aşkı var mıdır? Yoksa bir elleri yağda, bir elleri balda olarak dine hizmet ediyorum diye mi gözüküyorlar. Yahut dine hizmet ettiklerini mi zan ediyorlar?. (Bu arada sırf Allah rızası için malı ile canı ile kalemi ile Allah’ın dinine hizmet edenleri tebrik ve takdir ederken bu tip insanlardan onları tenzih ederim.) Şunu ifade etmeye çalışıyorum: Zaman içinde ne kadar hakiki murşit, alim, abid, zahid kimseler gelip geçmiş iseler hepsi dünyadan nefret etmişler ve hiçbir zaman fani dünyaya itibar ederek insanları aldatmamışlar ve kendilerini de yükseklerde görmemişlerdi. Müslüman ve hele, hele dine hizmet ediyorum diyenler dünya zevklerinin peşinden koşmazlar. Madde ve para peşinden koşanların, nefsi emmarelerine uyanların, insanlara tepeden bakanların daima alttakilerden alkış bekleyip (isabet buyurdunuz) denilerek her dediğini kabul etmelerini isteyen, itiraz veya teklif kabul etmeyenlerin hizmetleri hizmet olur mu?

İzin verirseniz burada tarihi bir olaya yer vermek isterim: Osmanlı padişahlarından üçüncü Selim dindar bir padişahtı. Kendi döneminden önceki dönemlerde olduğu gibi onun döneminde de savaşlarda Fetih suresi okutulurdu. Bir savaşın uzaması sebebi ile devlet ricali üçüncü Selim’e bir süre daha Fetih suresinin okunması için izin isterler. Üçüncü Selim kendine sunulan dilekçenin kenarına şöyle bir not düşmüş; “Bilmem hulus (ihlas) ile mi kıraat olmuyor, yoksa erbabına mı tesadüf olunmuyor ki bir semeresi (meyvesi) müşahade edilmiyor. Hoş şimdi altı ay ödensin. Akçası darp haneden verilsin. Akça ile olan dua böyle olur.” (Y.mecmua Osmanlıca baskı sayı 23 sayfa 449)

Görüldüğü gibi Üçüncü Selim’de ihlassızlık, samimiyetsizlikten bahis ediyor. En önemlisi akça ile yani para karşılığı yapılan dua böyle olur diyor. Şayet bazı hizmetlerde netice alınamıyorsa, hizmetler karşılığı aşırı derecede madde talep edildiğinden, maneviyat ehlinin daha çok maddeye, paraya, şana, şöhrete değer verdikleri içindir. (Milyonlarca lira para alarak TV’lerde dini program yapanlar buna örnek olsa gerek.)

Elbette müslüman işadamları, tüccarları, zenginleri de olmalıdır. Bunu derken Müslümanlar almasınlar, satmasınlar, kazanmasınlar demiyoruz. Tabii dünyalık da olacak. Ancak ben dine hizmet ediyorum diyenler kafi gelenle iktifa edip, fazlanın peşinden koşmayacaklardır. Zengin olma yarışına girmeyeceklerdir. Zaman içinde gelmiş geçmiş evliyaullah ve nice Allah dostlarını kendilerine örnek alacaklardır. Onlar nasıl yaptılarsa şimdikiler de öyle yapmaya gayret edeceklerdir.

Allah’ın dinine ancak ihlasla hizmet edilebilinir. Riyakarlar gerçekten hizmet edemezler.

Allah’ın dinine her yönü ile adil olanlar hizmet edebilirler. Adil olmayanlar bu hizmetleri yapamazlar.

Allah’ın dinine; diline ve nefsine hakim merhametli insanlar hizmet edebilirler. Yalancılar, münafıklar madde ve zevk düşkünleri bu hizmeti yapamazlar. Hizmet ediyorum gibi gözükürler. Ancak bu sayede kasalarını, keselerini doldurur ve saf ve temiz insanları sömürüp dururlar. Böyle bir hizmet de ebedi alem de hiçbir şeye yaramaz.

Allah’ın dinine engin bilgisi, geniş tecrübesi olan, ilmi ile amil insanlar hizmet edebilirler. İnsanlara kaba davranan, merhamet sahibi olmayan, zulüm eden ve zalimlerle beraber olanlar bir kusur ve eksiklik halinde insanları bağışlayamayanlar, gerektiğinde menfaati olan insanlara menfaatim kesilmesin diye taviz verenler, af edici olmayanlar gerçek manada ne müslümanlara ve ne de Cenab-ı Hakk’ın dinine hizmet edemezler.

Etrafındakileri küçük görüp hiçe sayanlar. Kendini beğenenler, dini tekellerinde sayanlar, şeyh, mürşit, efendi, üstad, amir, emir, abi ve hazret gibi sıfatlarla kendisine hitap edildiğinde gülleri açar gibi sevinenler, hoşuna gidenler dine hizmet ettiklerini söyleyip, zan etseler de, gerçekte hem kendilerini, hem de insanları kandırmaktan öteye gidemezler.

Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, ülkemizde on beş temmuz alçaklığını, hıyanetini yaşatanlar da hep dinden, dine hizmetten bahis ederek devletimizi yıkmaya kalkmadılar mı? Hâlâ birilerinin acaba? deyip devleti tenkide kalkanlar bunca hakimin, bunca savcının, bunca emniyet mensubunun ve askerimizin, milli istihbarat teşkilatımızın oyun oynadıklarını mı zan ediyorlar?.. Heyhat! Hâlâ böyle düşünenlere yazıklar olsun!

Bir kocaman ağacın dalı, tepesi olabilmesi için hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, o ağacın toprağın derinliklerinden suyu ve besinleri emen köklere de ihtiyacı vardır. Şayet tepe kökü inkar ve red ederse tepe, tepe olarak tepede kalamaz. Aynen bunun gibi o veya bu sebeple hizmetler için tepelerde oturanlar hiçbir zaman tevazu’u elden bırakmamalı ve onları çalışıp, gayret edip tepelere kadar taşıyan alt tabakalardaki insanları daha doğrusu saf ve temiz Müslümanları unutmamalıdırlar.

Yukarıdan beri izaha çalıştığım husus şudur: İslami ve dini hizmetlerde bulunanlar, hatta baştakilerin (İdarecilerin) hiçbir zaman hislerine kapılıp hareket etmemeli, insaf ve merhametle hareket edip her kararlarında mutlaka HZ. Allah’ın(c.c) rızasını ön plana tutmaları için azami derecede gayret göstermeleri icap etmektedir.. Elinde maddi ve manevi imkan bulunan amir veya idareci durumundakiler ilahi ölçülere riayet etmez, bu kişi bana daha iyi itaat eder, emirlerime karşı gelmez, her dediğime baş üstüne der ve yakınımdır. O halde bu önemli hizmetin başına bu yakınımı veya ehil olmayanı getireyim der ve adam kayırır adaletten ayrılırsalar hizmetler ileriye gitmez, akamete uğrar. Mutlaka bu yaptıkları yanlışların hesaplarını yarın bu tip idareciler Cenab-ı Hakk’a vereceklerdir. Allahu alem bu hesaplar çok çetin ve zor olacaktır.

 HZ. ALLAH (cc) yaptıklarımızı ihlas ve samimiyetle yapabilmeyi nasip eylesin. Ondan, bundan aferin almak, şahsın rızasını kazanmak için değil, Her yaptığımızı Rıza-ı ilahi için yapabilmeyi nasip eylesin. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti