Türkiye’de Muhafazakar İzleyici Var mı?

26 Ekim 2017 Perşembe

On yıllardır kurulan sağ partilere ve mevcut sandık sonuçlarına bakılırsa Türkiye’de hatırı sayılır bir muhafazakar nüfus var.

Peki aynı şeyi reyting sonuçlarına bakarak da söylemek mümkün mü?

Yani en çok dinlenilen müzikler listesine,

en çok izlenen klipler listesine,

en çok tıklanan haberler listesine bakarak da Türkiye’de muhafazakarlar olduğunu, hatta çoğunluğu oluşturduklarını söyleyebilir miyiz?

Müzik, sinema ve televizyon yayınları söz konusu olduğunda maalesef sandık sonuçlarının tamamen zıddı bir sonuç ortaya çıkıyor.

Bakıyorsunuz adam bir şarkı mırıldanıyor Yolla, yolla kaderim yolla. Acıları bana yolla” 

Soruyorum:  Kadere mi “ Acıları yolla” diyorsun?

Meydan mı okuyorsun?

Yoksa bela mı arıyorsun?

Ya da Allah’la dalga mı geçiyorsun?

Adam bön bön bakarak “şarkı söylüyorum” diyor…

Bu, hapşırdığında “Elhamdülillah” diyen, Cuma namazlarını sektirmeyen, orucunu tutan, başörtüsüyle ilgili sarsılmaz kanaatleri olan muhafazakarlardan sadece biri…

Akşama kadar inandığını söylediği değerlere küfreden, hakaret eden, alay eden şarkıları söyleyip, dizileri seyrederek hala kaya gibi imanlı kaldığını düşünen uyur gezer toplumumuzun sıradan bir üyesi…

O isyan kokan şarkıları söyleyip, şehvetperest dizileri izleyerek şeytani sistemin finansörlüğünü yaptığını bilemeyecek, düşünemeyecek kadar “gaflet, hıyanet ve dalalet” içinde…

Maalesef bugün ülkemizdeki insan manzarası atom bombası atılmış Hiroşima’dan daha içler acısı bir manzara arz ediyor…

Türkiye’de cehaletin, ahlaksızlığın, aptallaşmanın, onursuzlaşmanın kaynağı, olmayan kütüphaneler ya da yoksulluk değil, televizyon ve internet…

EN ÇOK İZLENEN KANALLARDA OTUZ DİZİ YAYIMLANIYOR.

Bu dizilerin yalnıza 4-5 tanesi kısmen milli veya yerli motifler işliyor.

Geri kalan dizilerin tamamına yakını Müslümanın dünya görüşüne zıt, çarpıtılmış kadın erkek ilişkilerinin her türlüsünü, her biçimini görselleştiriyor.

Artık dizi dendiğinde nihilist karakterli, teneke kutu gibi boş insanların yalılı, plazalı, yatlı, gıybetli, iftiralı, soyunmalı, özentili dünyalarını anlatan “Aşk!” formatı kastedilir oldu.

“Aşk”tan kasıtsa, çiftleşme öncesi ritüellerinden başka bir şey değil…

Olur olmaz soyunmalar, baştan sona sergilenen giyinmeler, duş alma seansları, bornozla yapılan teşhirler, erotik imalar bu diziler için vakayi adiyeden kabul ediliyor.

Beyinler o kadar dumura uğramış ki kimse “Neden otuz dizinin bir kısmı polisiye, bir kısmı korku, bir kısmı bilim kurgu, bir kısmı politika, bir kısmı dini içerikli değil…” diye bile sormuyor, soramıyor.

İstatistikler, seks ve şiddetin reytingleri gözle görülür şekilde arttırdığını söylüyor.

Bu yüzden diziler yatak odalarıyla, yoğun bakım üniteleri ve mezarlıklar arasında dönüp dolaşıyor…

Dizilerde tek bir inançlı karaktere, ahlaki prensipleri olan tek bir kişiliğe, insanı yüce duygularla buluşturan küçük bir enstantaneye dahi rastlanmıyor…

Bunun yerine Türk kızlarına cinselliklerini nasıl bir statü yükseltme aygıtına dönüştürecekleri, erkeklereyse hayatlarını “Aşk”a vakfetme dersleri veriliyor.

Metres ilişkisi nasıl kurulur?  Eş nasıl ekarte edilir? Aldatmanın incelikleri nelerdir?

daha iyi anlaşılsın diye örneklerle, tatbikatlı olarak anlatılıyor…

CAHİLİYE DÖNEMİ PUTPERESTLİĞİ PUTLARIYLA ODALARIMIZA TRANSFER OLUYOR.

Bu içerikteki dizilerin izlenme rakamlarıysa hisseden her yüreğe ateşten bir kıymık gibi batacak cinsten… 

Geçtiğimiz günlerde paylaşılan izlenme rakamları Pazartesi akşamı yayımlanan “Söz” dizisinin yedi milyon takipçisi olduğunu ortaya koydu.

İnternetten yayımlanan ve cinsellikle ön plana çıkması dışında hiçbir yetkinlik barındırmayan “Fi” dizisi ise on milyon kişi tarafından elli milyon kez izlenmiş.

Şeytani işlerin yüceltildiği on milyon kişilik bir ayin düşünün…

Bu girizgahtan sonra yazının başındaki soruya dönelim.

Medyanın sabahtan gece yarısına kadar sadece baştan çıkarma seanslarına benzeyen yapımlar yaptığı bu ülkede muhafazakarların da yaşadığını söylemek mümkün mü?

Değerli okuyucular, kültür endüstrisinin işgaline karşı vurdumduymazlığımız öyle bir noktaya geldi ki Amerikan’dan “Sex and City/ Şehir ve Seks” dizisini alıp kendi oyuncularınızla çekmek kaydıyla Türkiye’de yayımlayabiliyorsunuz. Çünkü kadın-erkek ilişkilerimiz ve değer yargılarımız ABD, Güney Kore gibi Hristiyan ülkelerden pek farklı değil bugün.

Artık, Alparslan’ın çocukları ile Diyojen’in çocukları arasında herhangi bir ihtilaf kalmadı…

Şayet Türkiye’de İslam’ı, ahlaki bir tutum olarak gören insanların oranı dişe dokunur bir noktada olsaydı ya da dindarlar dindarlıklarında ciddi! olsalardı, toplumda bu kadar rahat yozlaştırıcı yayınlar yapılabilir miydi?

Emin olun, öyle bir toplumda günah bu kadar açık, göz göre göre övülemez, toplumun bel kemiği olan aile ve gençlik bu kadar aleni zehirlenemezdi…

İllaki birileri çıkar, dinin her inanana yüklediği “İyiliği emredip, kötülükten alıkoyma” ödevinden dolayı ayağa kalkar ve toplumda bir şuur, reaksiyon oluşurdu…

Ama muhafazakarlar da şuursuzluk öyle derin ki fasulye ayıklayan teyze survivor’u izler namaza durur… Esnaf kepengi besmeleyle açıp akşama kadar klip izler… Aile erotik dizi izler babanın sesi çıkmaz…Gençlik zehirlenir ama gazetecisinden siyasetçisine kadar herkes uyanılmayacak kadar derin bir gaflet uykusundadır…   

BU TABLOYA BAKARAK,

Türkiye’deki muhafazakarların toplumsal ahlakı, alacakları evin metrekaresi kadar önemsemediklerini; ülkede gençleri şeytanlaştırmak için aralıksız sürdürülen propagandayı ticaret ve makamları kadar ciddiye almadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Evet bugün muhafazakarlık politik iktidardan başka kültürel hiçbir hedefi olmayan sığ bir tavırdan ibarettir .

Muhafazakarların on yıllarca verdikleri kimlik mücadelesinin politik bir meşruiyet arayışından öte bir amacı olmadığı ortaya çıkmıştır. (Kültür bakanlığı bir tenzili rütbe yeridir hala…)

Ak parti iktidarı ve Anadolu muhafazakarlığını oluşturan milyonlar bunun en bariz delilidir.

Şayet muhafazakarlığın iktidarcılık dışında ahlaki kıstasları ve özgün bir dünya tezi olmuş olsaydı medyanın pompaladığı rezilliğin bu kadar çok müşterisi, hiç değilse muhafazakar müşterisi bulunmayacaktı.

Net olarak anlaşılıyor ki,

Türkiye’de medya ürünleriyle ilişkimizi düzenleyen bir muhafazakarlık anlayışı yoktur…

Türkiye’de muhafazakar insanların sinema ve dizi yoluyla kendi dünya görüşlerini anlatmak gibi bir kaygı ve arzuları da yoktur…

Dahası böyle bir durum umurlarında bile değildir…

Muhteşem Süleyman’ı dört yıl boyunca Musevi bir yapımcının gözünden izlediği için utanç duymaktan bile aciz bir muhafazakarlıktan bahsediyoruz…

Sonra adam mırıldanmaya devam ediyor…

“Yolla! Yolla kaderim yolla… “

Yollayacak, bekleyin…

  • ErkamErkam22 gün önce
    Allah gani gani razı olsun