Sayın Cumhurbaşkanım, Basra Harap Olduktan Sonra…

23 Ekim 2017 Pazartesi

Bad-el harab-ül Basra, demiş eskiler…

Olan olduktan, iş işten geçtikten sonra, ah vah etmenin faydasızlığı üzerine söylemişler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta sonu İstanbul’a dair yaptığı açıklamayı dinlerken gayri ihtiyari dilimin ucuna geldi bu söz.

“Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum.”dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan.

 Herhalde bu kadar net ve en yetkili ağızdan yapılmış, en ciddi itiraftı bu… 

CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI BİR KERE.  

İstanbul’u neredeyse yirmi küsur yıldır yönetiyoruz…

İstanbul’u mimarisiyle, ulaşımıyla, pahalılığıyla Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle “kimya bozan” bir şehir haline getirdik.

Bu durumu her aklı başında vatandaş gibi görüyor, dilimiz döndüğünce söylüyor ancak menfi tepkiler alıyorduk.

Maalesef Cumhurbaşkanımız ifade edene dek hiçbir gerçeğe, “gerçek” muamelesi yapılmaz hale geldi memlekette… 

İstanbul, herkesin gözleri önünde gerçekten büyük, çok büyük bir beton ormanına döndükten sonra söyledi bu sözleri Cumhurbaşkanımız…

İstanbul’a adım başı AVM dikilişine yıllar yılı övgüler düzüldükten sonra…

Orman gibi doğal alanlarımız müteahhitlere yağmalattırıldıktan sonra…

Anadolu yakasına, Avrupa yakasından görülebilen kuleler inşa edildikten sonra…

İstanbullular 15 yıldır dev bir şantiyede yaşamaya mahkum edilip akıl sağlıklarını kaybetmeye başladıktan sonra…

İstanbullular trafik terörüyle rehin alınıp şehir tımarhaneye çevrildikten sonra…

 “Bu şehre ihanet ettik, etmeye de devam ediyoruz.” dedi Cumhurbaşkanı konuşmasında…

Ne zaman dedi?

Basra harap olduktan sonra…

İstanbul, gözünü para hırsı bürümüş, acemi ve estetik düşmanı müteahhitlerce katledilmesine göz yumulan en talihsiz şehirlerden biridir…

Ve Viyana’ya, Londra’ya, Paris’e layık görülmeyen bu zulüm “Fatih’in emanetine” reva görülmüştür…

Bizim sayemizde…

EKSİK BIRAKILAN KOMPOZİSYONU TAMAMLAMAK…

Cumhurbaşkanı ortada bir “ihanet” olduğunu ve bu “ihanet”ten kendisinin de sorumlu olduğunu deklare etti.

Nasıl bir sorumluluktur, ne ölçüye kadar sorumluluk söz konusudur, bunu kendisi açıklayana kadar bilemeyeceğiz.

Kadir Topbaş’ın istifası bununla ilgili midir mesela?

Bilemiyoruz…

Eğer Kadir Topbaş bu “ihanet”ten dolayı görevinden olduysa, sırada İstanbul’u yöneten ilçe belediye başkanlarından bazıları da var mıdır acaba?

Örneğin, İstanbul mimarisindeki kabus estetiğine hayat veren imar komisyonu dahil midir bu işe?

Sorumluluk silsilesi Sayın Cumhurbaşkanımızın deyimiyle, kendisinden başlayıp İBB Başkanına kadar ilerliyorsa, oradan da aşağıya, her biri orta ölçekli Anadolu şehrinden büyük ilçelere kadar da ilerleyecek midir?

Bunu yakında mı öğreneceğiz yoksa? 

İçimden bir ses, Cumhurbaşkanı Erdoğan “İhanet”i affetmeyeceği için büyük şehirlerin ardından İstanbul merkezli bir istifa operasyonu başlatabilir diyor…

Cumhurbaşkanının açıklamasından sonra aklıma bu “ihanet”in yalnızca mimariyle sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağına dair de bir soru düştü.

Aslında “ihanet” itiraflarına kulak vermemi sağlayan, beni asıl ilgilendiren de işin bu yönü. 

Yani, birbirini tamamlayan, ayrılmaz iki unsur olan mimaride ihanet söz konusu da kültürde değil mi?

Şehri toplama kampını andıran modern mağaralarla donattık ama bu sürede şehrin kültürünü ihya mı ettik?  

Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyla alakalı ne düşünmektedir?

Kastım öyle restorasyon çalışmaları falan da değil.

Altına her çeşit etkinliğin doldurulduğu, İstanbulluların kültür hayatlarını zenginleştirmek için belediyeler tarafından tasarlanan programlar var ya, onları kastediyorum…

2004’ten bu yana İstanbul’u yöneten partimizin kültür işleriyle ilgili harcadığı paranın nihai olarak “ne işe yaradığını” her İstanbullu gibi bende merak ediyorum.

(Her belediyenin yılda en az beş milyon liralık kültür harcaması yaptığını varsayarsak, on küsur yılda elli milyondan fazla bir rakama tekabül eder yalnızca bir belediye için.

Ve İstanbul’da kaç AK Partili belediye olduğu malum…

13 yılda İstanbul için harcanan toplam rakamı hesap edin lütfen.)

Acaba harcanan bu korkunç rakama karşılık, vatandaşın satın alarak yayın hayatını sürdürmesini sağladığı kaç kurumsal kültür sanat dergisi kazandırılmıştır şehre?

Bu kadar bütçe ile İstanbul’u dünyaya açacak, adamakıllı prodüksiyonlar yapılabilirdi pekala, acaba kaç adet yapılmıştır?

Harcanan bunca bütçe ve zamana karşılık AK Partili ilçelerdenkaç sanat adamı, yönetmen, senarist ve besteci yetiştirilmiştir?

İstanbul merkezli kaç amatör tiyatro desteklenmiş ve büyüyüp serpilmesine vesile olunmuştur?

İstanbulluların kültüre rağbeti artmış mıdır bizimle birlikte?

İstanbul pozisyonuna uygun bir biçimde aynı zamanda bir kültür şehri olmuş mudur?

Merak ediyorum…

Okullara taşınan ve başarıyla sürdürülen kültür sanat faaliyetlerini, konferans, seminer, panel gibi mütevazı ama tesirli lokal etkinlikleri kastetmiyorum…

Ancak hamsi, keşkek, çay, sucuk gibi festivallere harcanan paralar, şehre ihanetten söz eden Cumhurbaşkanımızca nasıl değerlendirilecektir merak ediyorum?

  • ZehraZehra11 gün önce
    Aleni olarak “......yükseliyor” diye slogan tutturan belediyeler var ve sonuçları da ortada: çirkin bir bina yığını ve iğrenç bir trafik ve ciddi bir park sorunu. Hayır bide bilmem ne kadar kentsel dönüşüm gerçekleştirdik diye de hava atıyorlar ya, ağlayasım geliyor