Metro İstanbul

Milli Öğretmenlik Sorunumuz

19 Haziran 2017 Pazartesi

2017-2023 yıllarını kapsayacak Öğretmen Strateji Belgesi Resmi Gazete ‘de yayınlandı. Belge öğretmenlerin mesleki ve kişisel gelişimlerini esas alan bir dizi uygulamayı öngörüyor. Strateji belgesinde öğretmenlerin 4 yılda bir “yeterlilik sınavına” tabi tutulmaları ve okul müdürü ile velilerin katıldığı bir performans değerleme sistemi oluşturulması ön plana çıkıyor.

Eğitim sisteminin temel sorunlarından birinin “öğretmenlik” olduğu muhakkak… İstediğiniz kadar derslik yapın,

En yüksek teknolojilerle donatın,

En bilimsel müfredatıhazırlayın.

Bütün aileler eğitime tam destek olsun..

Motivasyonu en yüksek öğrenciler okulları doldursun, nafile.

Donanımı yüksek öğretmenlere sahip değilseniz bütün bu unsurlar boşa çıkar.

Bu tamam.

Gelgelelim, öğretmene gelene kadar ki tablonun pek parlak olduğu da söylenemez.

Ne verimli kullanılabilen bir teknoloji var ortada.

Ne maksadı belli, düzgün bir müfredat…

Ailelerin eğitime pozitif katkısı derseniz, hak getire…

Dolayısıyla tam anlamıyla öğretilmeye açık bir öğrenci kitlesinin var olduğu da şüpheli…

Ama tek suçlu, öğretmenler…

Kimin gözünde?

Hem Milli Eğitim’in hem de toplumun…

Evet, öğretmenlerin donanım düzeyi pek iç açıcı sayılmaz.

Hatta bazı öğretmen adaylarının alan başarılarının facia olduğu bile söylenebilir.

Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi’ne göre en yüksek puanın alındığı branş Türkçe. 2016’da yapılan sınavda 50 sorudan 32’sine doğru cevap vermiş Türkçe öğretmenler adayları.

Sınıf öğretmeni adayları ise 50 sorudan 24’üne…

İlköğretim matematik öğretmeni adayları, 17.

Fen bilgisi, 16. 

Lise matematik, 9,9.

Öğrencilerin neden bir türlü matematik öğrenemedikleri, neden İngilizce konuşamadıkları gibi sorular yersiz hale geliyor bu sonuçlarla.

Öğrenciler öğrenemiyor çünkü öğretmenlerde bilmiyor.

Matematikte 50 soruda 10 ortalamayı bile tutturamayan bir matematikçiler ordusu gelecekte sınıfları dolduracak…

Biz ve bizden önceki kuşaklardan daha fazla matematik özrüne sahip bir kuşak düşünün.

Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinde dahi ancak 25 doğru yapabilen öğretmen adaylarının çocuğunuza ders verdiğini…

Peki bu strateji belgesi sorunun çözümü için kayda değer ne öngörüyor. Sınav…

Başka uygulamaları da saydıktan sonra mealen, “Şayet öğretmenleri 4 yılda bir ‘yeterlilik sınavına’ tabi tutarsak bilgilerini güncellemelerini sağlamış oluruz. Birde bunu idareci ve velilerden alınacak performans değerleme puanlarıyla birleştirirsek eğitimin aksayan yanını tadil etmiş oluruz” diye düşünüyorlar.

Doğrumu  düşünüyorlar.

Eksik düşünüyorlar…

Zaten eğitim sistemimizde ne zaman bir problem teşhis edilse sınav bir neşter gibi kullanılır.

Öğrencilerin matematik puanlarımı düşük?

İngilizcede iyi değiller mi?

Genel bir başarısızlık mı var ?

Artırın, çeşitlendirin sınavları, olsun bitsin…

****

Sınav ve öğrenme arasında ki bağıntıyı en doğru şekilde ortaya koyan şu bizim efsaneleşmiş “sürücü belgesi” sınavlarımızdır.

Düşünün Türkiye de yaklaşık 26 milyon sürücü var.

Acaba bu sürücülerden kaçı  şafttan aldığı hareketi aksa ileten güç aktarma organının adı nedir?” sorusuna doğru cevap verebilir?

Ya da şimdi bir motor sınavı yapılsa bu 26 milyon sürücünün oransal olarak yüzde kaçı başarılı olur?

İşte, sınavdan müteşekkil eğitim sistemi budur.

Türkiye’de eğitim sistemi, içinde onlarca türünün kaynaştığı sınav denilen bir kandırmacaya teslim edilmiştir.

Bu, eğitimi talep eden veliyle eğimi tasarlayan bürokrasi arasındaki anlaşmalı bir kandırmacadır.     

26 milyon ehliyetli sürücü olduğu ve bu ehliyet sahipleri sınavdan başarılı çıkarak ehliyet almaya hak kazandıkları halde, çok azı cevabın “diferansiyel” olduğunu bilebilir.

Çünkü onca dersten sonra dahi aks’ın, şaft’ın, diferansiyel’in ne olduğunu kimse öğrenmemiştir. Herkes sadece ezberlemiştir. Sistem de bunu yeterli görmüştür. 

Bizde eğitim sistemi, ezberleyecek kadar sabırlı ve hafızası kuvvetli öğrencilere yöneliktir.

Ne düşünmeyi öğretir, ne de sorgulamayı…

Ezberlemeniz  yeterlidir.

Sınıf mı geçmek istiyorsunuz?

Doktor mu olmak istiyorsunuz?

Yoksa mühendis mi?

Uzun bir ezberleme süreci önünüzde uzanır.          Sınavdan sonra unutmak üzere bilgileri zihninize tıkıştırmak bizde bir sisteme dönüştürülmüştür.

****

Bu yüzden memleketin bütün kademeleri zamanında çok şey ezberlemiş olan ama bugün çok az şey bilen eğitimli insanlarla dolu.

Ezberci eğitim, bir şekilde atlanması gereken“12 yıllık bir formaliten” ibaret sanki.

Aday öğretmenlerin gösterdikleri başarı da bu ezberci sistemin bir sonucu değil mi?

Sakat bırakan ameliyatlar,

iyi hesaplanmamış inşaatlar,

tefekkürsüz bürokratlar, diplomatlar aynı sistemin sonuçları değil mi?

Toplumun bütününe şamil bir iş bilmezlik fark edilmeyecek gibi mi?

Ortalığın diplomalı acemilerden geçilmediği görülmüyor mu?

Bu eğitim sisteminin eğitmediği, öğretmediği yalnızca ezberlettiği çok açık değil mi?

Durum böyleyken bu sorunlu sistemin içinden yalnızca öğretmenleri cımbızla çekip almak…Ve aynı öğretmenleri yığınla bürokratik saçmalıklarla meşgul ettikten sonra ucube bir  sınav metoduyla güncellemeye çalışmak yersiz bir çaba gibi görünüyor.

30 yıl önceki malumatıyla maaş alan ve değişime kapalı öğretmenlerin varlığı haklı nedenler olarak kabul edilse de bu teşhis sorunu tam olarak kavrayamamaktır.

Şurası açık ki öğretmenlik mesleği büyük bir değişime ihtiyaç duymaktadır.

Ancak bütün değişimler gibi buda müstakil olamayacak kadar çok katmana ve çok bileşene nüfuz eden bir değişim olmalıdır.

Çünkü öğretmenlik, eğitim sisteminin merkezi öğesidir…

Müfredatı yeniden yapılandırmadan bu değişim mümkün müdür?

Ya da öğretmenliği adaylar için “garanti iş” kategorisinden çıkarmadan?

Veya sosyal medya kullanma yaşının 6’ ya kadar düşmesinin getirdiği, öğrenmeye elverişsizlik problemlerini sağaltmadan.

 Çocuğunu dokunulmaz ilan etmiş aile faktörünü elimine etmeden makul, sürdürülebilir, köklü bir değişim mümkün müdür?

Andres Sclacher’ın “Dünyanın hiçbir yerinde eğitim sisteminin kalitesi öğretmenlerin kalitesini geçmiyor” sözü kuşkusuz bir gerçeği yansıtıyor.  

Ancak söz konusu kalite bu konuda varılması gereken bir toplumsal mutabakatla ancak yakalanabilir. Sorun zincirindeki tek halkayı sağlamlaştırarak değil!

  • SerenSeren4 ay önce
    Ben öğretmenlik okuyorum malesef bu ezber sistemi üniversitede de devam ediyor ve çocuklara öğretmeyeceğimiz bizim bile öğrenemediğimiz ağır ve ezbere dayalı bilgiler görüyoruz ileride öğretmen olursam üniversitede öğrendiklerimin(ders olarak) %30 bile etkili olur mu emin değilim