“Kadına Şiddette” Muasır Medeniyetler Seviyesini Yakaladık mı?

19 Ekim 2017 Perşembe

Genelde kadınların kurban olduğu cinayet haberleri yayımlandığında sizi bilmem ama ben daha çok haberin diline dikkat kesilirim.  

Bu haberle asıl verilmek istenen nedir? 

“Haberi veren, bir kadının başına geleni mi anlatmak istiyor yoksa asıl amacı daha mı farklı?” 

diye düşünürüm…

Maalesef aksini iddia etseler de ülkemizde kadın cinayetleri üzerinden medyasıyla sivil toplumuyla ciddi bir erkek düşmanlığı harlanmaya çalışılıyor. 

Gizleyerek falan da değil... Alenen…  

Mesela Kanal D Ana Haberin sunucusu 17 yaşındaki gencin öldürülmesini “erkek terörü” olarak veriyor.

Böyle bir haber dili olabilir mi? 

Az sonra örneklerini göreceğimiz ülkelerin hiç birinde bu tür vakalar bir cinsin diğerine olan husumeti şeklinde haberleştirilmez. 

Haberleştiren adamı da orada tutmazlar…

Ama bu tür kişiler Türkiye’de Ana Haber yönetiyorlar maalesef…   

“Bırakın kadınların pantolonları ile uğraşmayı” deyip, köşesinde bikinili fotoğraflar yayımlamaktan imtina etmeyen Ahmet Hakan’ın kullandığı haber dili o kadar rahatsız edici ve öyle tahrik edici ki…

Amaç, haber vermekten çok kadınları erkeklere karşı kışkırtmak besbelli…

Sanki Amerikan yerleşimcilerinin kurtlara yönelik giriştikleri sistematik kıyımın bir benzeri yapılıyor ülkede. 

Sanki birileri birilerine, sadece ve sadece “kadın” oldukları gerekçesiyle şiddet uyguluyor. 

Sanki erkeklere, çocuklara, hayvanlara ve doğaya şiddet uygulanmıyor… Erkekler, çocuklar, hayvanlar öldürülmüyor, doğa katledilmiyor da yalnızca “kadına şiddet” uygulanıyor… 

İşin diğer bir yanı da bu haberler üzerinden sivil toplum kuruluşlarınca, fırsat bu fırsat diyerek ülkenin erkek yapısının hastalıklı olarak lanse edilip, ötekileştirilmesi, aşağılanması…

Bir yandan ülke erkekleri grup vitamin ‘in  “Ruhu odun, gövde kütük, kafası sunta” olan  “zonta” tiplemesine benzetilirken Avrupalı erkeklere güzellemeler yapılması…

Bu kuruluşlar alttan alta “Nerde centilmen kuzey Avrupa erkekleri nerede siz…”diyerek erkeklik mühendisliğine soyunuyorlar. 

Dizilerde kurguladıkları ya da haberlerde parlattıkları o sahte, erkeğimsi şeyi toplumun tüm erkeklerine rol model olarak sunmaya çalışıyorlar. 

E Kuzey Avrupalı olmadığımız için kaba sabayız ya…

O halde erkek evriminin son merhalesi olan(!) Kuzey Avrupa erkekleri gibi centilmenlik, kibarlık, medeniyet öğrenmeliyiz bizim Batı mütehassıslarından…

“O ülkelerin kadınları sırf o ülkede doğdukları için ne kadar da şanslılar.” değil mi ey okur? Öyleyse “Türkiye de tez elden muasır medeniyetler seviyesine çıkmalı…”

“Kadınlarımız “ora” kadınları gibi hür ve müreffeh yaşamalı…”

Peki bu haberler ne kadar gerçeği yansıtıyor.

Hadi şu ülkelere bir bakalım… 

Bakalım ki medyamızın cühela sınıfı nasıl abukluklara imza atıyor anlayalım… 

En son 2012 yılında yapılan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Dayalı Politika Uygulayan Ülkelerde Kadın ve Aile” çalışmasında 135 ülke içinde toplumsal cinsiyet ayrımcılığının en az yaşandığı ülke İzlanda olarak belirlenmiş. 

Aynı rapora göre İzlanda’yı, Finlandiya, Norveç ve İsveç izlemiş…

Tiyatroya giden, film izleyen, kitap okuyan, dans eden, spor yapan birbirinden müreffeh, medeni beyaz ülkeler…

İLK ÜLKEMİZ, İZLANDA…

Cinsiyet eşitliği ile ilgili ilk yasa 1976’da çıkarılmış İzlanda’da. 

1982’de ilk sığınma evi, 1990’da cinsel şiddet mağdurları için ilk merkez açılmış…

İzlanda’da… Cinsel şiddet…Ne günlere kaldık!

18 ila 80 yaş arasındaki üç bin kadın üzerinde yapılan ankete göre kadınların % 66’sı bir veya birden çok kez şiddet deneyimlediğini söylemiş…

Aynı kadınların %24’ü cinsel şiddete de maruz kalmışlar. 

Hürriyetin feminist yazarları küplere binecek ama tecavüz oranı 1000’de 0,286 düzeyindeymiş İzlanda’da. Tecavüz vakalarında İzlanda 50 ülke içinde 4. sırada yer alıyormuş.

 

FİNLANDİYA’ da ise 15 yaşın üzerindeki 7,213 kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre kadınların % 43’ü şiddete maruz kaldıklarını söylemiş.  

Finlandiya 1000’de 0,141 tecavüz oranıyla 50 ülke arasında 7. sırada yer almış. 

“Ejderha Dövmeli Kız”ın şiddet edebiyatına armağan edildiği Norveç’te de durum hayli ilginçmiş…

Oslo’da ülkenin en büyük kadın sığınma evini yöneten  W. Allersen yönettiği ev ile ilgili şunları söylemiş: “Her yıl merkezimize 350 kadın ve 300 çocuk geliyor. Bunların %70’i gelmeden önce, en az dört yıl boyunca cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış.

2005 ile 2011 arasında Norveç’te rapor edilen aile içi şiddet vakaları- sıkı durun- % 500 artış göstermiş. 

Kadınların %28’i eşleri tarafından fiziksel ve cinsel şiddete maruz bırakıldıklarını ifade etmişler.  

İSVEÇ’TE 15 YAŞINDAN BÜYÜK KADINLARIN %64’Ü ŞİDDETE MARUZ KALMIŞ. 

Daha ilginci, tüm kadınların %56’sı cinsel tacize uğramış. Araştırmaya katılan kadınların %64’ü ise şiddeti bir defadan fazla deneyimlediğini söylemiş. 

Ve kadınların yarısının boşanma nedeni şiddetmiş…

En fazla şiddete uğrayan kadınlar yalnız yaşayan ve çalışan kadınlarmış. 

Ülkede her yıl yüz bin (rakamla 100,000) kadın şiddete uğruyor ve 14 bini ayakta tedavi görüyormuş. 

İsveç’te taciz, saldırı ve hırsızlık korkusuyla akşamları tek başlarına dışarı çıkmaktan kaçınan kadınların oranı %41’miş… 

Şuraya bakın İsveç değil, sanki Türkiye!…

Daha feci bir istatistikse şöyle…

Araştırmanın yapıldığı yıl 15 yaş altındaki çocuklara yapılan 9,600 saldırı kayıtlara geçmiş. En çok bildirilen suç türü ise cinsel tacizmiş

Daha bitmedi…

TECAVÜZ, BÜTÜN SUÇLARIN %38’İNİ OLUŞTURUYORMUŞ İSVEÇ’TE…

Tecavüzlerin 4’te 1’i, 15 yaş altındaki çocuklara yapılıyormuş. 

Erkeklere yapılan tecavüzler ise toplam tecavüzün %10’unu oluşturuyormuş. 

Stockholm metro istasyonundan çıkan bir kadının 5 kişinin tecavüzüne uğraması gibi olaylar ülkede sıkça karşılaşılan olaylarmış…

Şiddete maruz kalan kadınların %80’inin polise başvurmadığı da Suçluluğu Önleme Konseyi tarafından özellikle belirtilmiş. 

BEN OLSAM, 

bu istatistiklerden sonrakadın erkek ilişkisi için ülke insanına Batı standartlarını hedef göstermekten vazgeçerdim. 

Her ne kadar mesele haber bültenlerine “kadına yönelik şiddet” şeklinde taşınsa da bunun meselenin sadece bir boyutu olduğunu düşünürdüm. 

Meselenin diğer yanı olan, modern toplumun hayatı yaşanamaz hale getirmesi nedeniyle, şiddetin bir dil haline geldiğine, insanların kendilerini giderek daha fazla şiddetle ifade ettikleri gerçeğine odaklanırdım, yani,şiddetin bir tür tıkanma göstergesi olduğuna… 

Bir takım erkeklerin eşlerine veya kadınlara şiddet uyguladıklarını ama aynı erkeklerin başka erkeklere de, çocuklara da, ihtiyarlara da, hayvanlara da, çevreye de düşünmeden şiddet uyguladıklarını göz önünde bulundururdum. 

Şiddet gösterenin yalnızca erkekler olmadığını kadınların da şiddet ya da psikolojik şiddet uygulamaya eğilimli olduklarını, hatta önce kendi bedenlerine, ardından eşlerine, çocuklarına ve diğerlerine olmak üzere şiddet sarmalını sürdürdüklerini aklımdan çıkarmazdım. 

Avrupa örneği üzerinden ülke insanını küçümseme bayağılığına başvururken de popüler kültürün istila ettiği Avrupa birliğinde 3 kadından 1’inin yani yaklaşık 62 milyon kadının şiddet ve cinsel şiddet gördüğü gerçeğini de birilerinin yüzüme çarpabileceğini sezer ve temkinli olurdum. 

Ve bu tür durumlarda tek seçeneğin popüler kültüre bir set çekerekköklü referanslarımıza dönmek olduğunu, hatta başka ciddi hiçbir şansımızın bulunmadığını ifade eden akit yazarına da kulak verirdim. 

BEN OLSAM, BÖYLE YAPARDIM… 

Ama onlar yapmayacaklar, inat ve ısrarla bu konuda da “muasır medeniyetler” seviyesini(!) tutturmamız gerektiğini söyleyecekler…

E sayelerinde, son sürat ilerliyoruz… 

 

  • davincidavinci1 ay önce
    ne yapalım ortadoğu medeniyetlerinin seviyesine ulaşıp sonra işid- el kaide ..... kadınları ayaklarından zincirleyip 50-300 dolar arasında satışını mı yapalım.birde arabistan var tabi.onlar zincirlemeden satıyor.avrupa olmadı onların seviyesine inelim.