THY - İmaj

Kadına Şiddete Hayır, Erkeğe Şiddete Evet!

27 Kasım 2017 Pazartesi

Günlerdir “Kadına Şiddete Hayır” kampanyaları düzenleniyor…

Çeşitli popçuların, alışveriş merkezlerinin ve markaların da konuya el atmasıyla mesele hiç olmadığı kadar sulandırıldı.

En son Bakan Hanım, Galatasaray- Alanyaspor maçı için statta toplanmış insanlara “Kadına Şiddete Hayır ”demek suretiyle “farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını” söyledi.

Tam bir Türkiye klasiği…

Kadına Şiddete Hayır diyerek slogan attığınızda “farkındalık” oluşturmuş oluyorsunuz.

Kampanya genel olarak bu yüzeysellik üzerinden sürdürüldü.

Konu yüzeysellik olunca sürü kültürünün baş müdavimi sanatçı tayfası kampanyaya paylaşımlarıyla destek oldular.  

Tabii kampanyada, feminist örgüt faktörü de mevcuttu.

Atılan sloganların, yayımlanan filmlerin merkezine oturtulan nefret söylemi başka bir anlama gelmiyordu.

KADEM’in mutad olarak gerçekleştirdiği filmler mesela.

Geçtiğimiz yıl erkeklere “Adamsan!”, ”Erkeksen!” şeklinde efelenmişti KADEM

Bu yıl ise yayımladıkları filmlerle erkeklere “Ayı” kadar olamıyorsunuz! diyorlar.

Kadın, erkek ve şiddet kombinasyonunu çözümleyen muhakemeleri, bu düzeyde…

Erkekler de dahil herkese ve her şeye karşı şiddet uygulamaya meyyal bazı erkeklerin, bazı kadınlara uyguladıkları şiddetten yola çıkarak tüm erkekleri töhmet altında bırakan bir düşmanlığı körüklüyorlar. Bütün erkekleri, kadın gördü mü dayanamayıp döven maganda gibi konumlandırıyorlar. Dolayısıyla “Kurt”a bak da ibret al! demeye getiriyorlar…

Türkiye’de kadın meselesini provoke eden lobi öylesine güçlü ve profesyonel ki, protestolara coşkuyla destek verenler, asıl maksadı kendine has kimyası olan Türk ailesini temelinden yıkmak olan yabancı menşeli örgütlerin değirmenine su taşıdıklarını göremiyorlar.

KİTLE NEYE ALET EDİLİYOR?

Bu konuda sürü kültürünün baskısı öyle yoğun ki bir yandan erkeklik tarihsel rolüyle tahrip edilirken kadına, sırf kadın olmasından mütevellit sorgulanamaz, dokunulamaz bir alan açılmaya çalışılıyor ve manipüle edilen kitle bu yıkıma alet ediliyor.

Konunun kadın olmadığı, örgütlerin de bu konuda samimiyetsiz olduğu çok açık.

Nereden mi biliyorum? Bugün muhafazakar kadınların iktidar alanını kullanarak erkek nefretini körükleyenler, dün 28 Şubat’ta, kadınlara yönelik şiddetin ya bizzat uygulayıcısı ya da izleyicisiydiler.

Daha geçen hafta 4 çocuk annesi ve camide Kur’an-ı Kerim dersi verdiği için hapis cezası alan ve koçbaşıyla kapısı kırılmak suretiyle tutuklanan engelli Ayşan Orakçı’yla ilgili bu örgütlerin kılını kıpırdattığını gördünüz mü? 

Biz şu köşede, kadını seks nesnesi gibi sunarak onu cinsel şiddet eylemlerinin hedefi haline getiren televizyon yayımlarıyla ilgili veryansın ederken bir tane kadın hakları örgütünün “Evet, asıl şiddet, aşağılama TV’deki bu kadın tipinin yaygınlaştırılmasıdır. “diyerek destek çıktıklarını gördünüz mü?

Ya da televizyon programları, internet yayınlarındaki aşağılayıcı kadın sunumunu protesto ettiklerini…

Göremezsiniz çünkü onların amacı kadına şiddeti engellemek değil, cani ruhlu bir takım insanların işlediği şiddet fiillerini istismar ederek şiddet sever erkek algısının toplumda içselleştirilmesini sağlayıp evliliği heyulaya dönüştürmek…

Bu konuda bazı erkeklerin, kadınlardan daha fazla erkek düşmanı kesilmeleri depsikolojik dayatmanın ne kadar içselleştirildiğiyle izah edilebilir ancak…

ERKEĞİ EVLİLİK MÜESSESİNİN YASAL KÖLESİ HALİNE GETİRMEK…

Konu erkek düşmanlığı olunca “şiddetin” tezahürleri de iyice abartılmış kampanyalarda…

Birisi o kadar ileri gitmiş ki, “Erkeğin arkasını dönüp uyuması da şiddettir” diyor.

Kimisi kadınların bolca tekrar ettiği “Kadınları anlamanız mümkün değil” sözlerine rağmen kadını anlamamayı da “şiddet” olarak değerlendiriyor.

Kıskanmak da “şiddettir” diyor bir diğeri…

Şimdi bu kadın örgütlerine sormak lazım, bu saydığınız gerekçelere göre şiddet uygulamayan kadın var mıdır acaba?

Arkasını dönüp uyumayan, kıskanmayan, küçümsemeyen, duygusal şiddet uygulamayan…

Dürüst cevap veremeyeceğiniz için biz söyleyelim, yoktur…

Ancak siz bu gerekçelerle erkekleri itham edebilirsiniz…

Yine bu gerekçeleri genelleştirerek erkekleri hayvanlar üzerinden aşağılayabilirsiniz de…

Hatta üçüncü sayfa haberlerine bakılırsa kendi eş ve çocuklarınıza fiziksel şiddette uygulayabilirsiniz…

Ama hiçbir platform kadınlara yönelik “bazı cinsiyetlerin diğerlerinden öğreneceği çok şey var” kampanyası yapamaz bu ülkede.

New York’ta Yahudi neyse Türk medyasın da da “Kadın “odur.

Adamı tefe koyarlar…

Zaten istedikleri de bu!

Bu tür yaygaralarla siyasetin kanun yapma sürecine nüfuz ederek erkeğe, işkence anlamına gelen “Evden uzaklaştırma, ömür boyu nafaka” gibi adaletsiz yasaların benzerlerini çıkarttırmak. Erkeği evlilik müessesinin yasal kölesi haline getirmek…Kadınların iktidarlarını yasalarla mutlaklaştırmak… Böylelikle erkekler için evliliği ne içilebilir ne geçilebilir bir denize dönüştürmek istiyorlar…

Sonra kızlar evlenecek erkek bulamıyorlarmış, daha iyi ya, evlenmesinler isteniyor zaten.

Cüzzamdan kaçar gibi evlilikten kaçan ve bekarlığın travmatik sorunlarından uzaklaşmak için tüketim kültürünün bağımlısı haline gelen bir gençlik oluşturmak istiyorlar…

Zavallı maktul kadınları da işin bahanesi yapıyorlar…

 “BLACK FRİDAY/ KARA CUMA” FIRTINASINA ŞUNDAN DOLAYI KARŞIYIM.

Amerika’da ne yapılıyorsa aynını güle oynaya yapmayı ucunda “kâr” dahi olsa şahsiyetsizlik olarak yorumladığım için karşıyım bu kampanyalara.

Hiçbir milli, dini alışkanlığı yokmuşçasına tamamen yabancı bir kültürün tüm alışkanlıklarını kopyalamayı insanlık onuruyla bağdaştıramadığım için karşıyım.

Mübarek Cuma gününü karaladığı için, kendi değerlerimizi başkalarının hesabına gönüllü olarak çiğnemekte hiçbir mahzur görmediğimiz için karşıyım.

Ayrıca, Hürriyet cephesinde Ahmet Hakan, Ayşe Arman ve Ertuğrul Özkök komedi dans üçlüsünün bu konuya açık açık muazzam bir destek verdikleri için karşıyım.

Ve karşı olmaya da devam edeceğim…

MÜSTEHCEN SAHNELERDE OYNAYAN KADIN OYUNCULARIN EŞLERİNE SİTEM!  

Tam da kadına şiddet gündeme oturmuşken, Milliyet gazetesinden bir yazar, son zamanlarda harlanmaya çalışılan bir tartışmayı köşesine taşıdı.

Konu, kadın oyuncuların rol aldıkları dizi veya filmlerde partnerleriyle müstehcen sahnelerde oynamaları. Durun, bunun “kadına yönelik şiddetle” ne ilgisi var demeyin…

Bir film gösteriminde kadın oyuncunun sevgilisi, “o sahne” geldiğinde salonu kısa bir süreliğine terk etmiş.

Bir diğer kadın oyuncu ise dizideki uygunsuz sahnelerinden dolayı terkedilmiş.

Yazar, erkeklerin yaptığı bu davranışları “mesleğe saygısızlık, kadın oyuncuları küçük düşürme ve kadınlara hakaret” olarak yorumlamış…

Yazının finalinde ise bir dizinin iki oyuncusunun eşlerini örnek göstererek, “Gerçek bir Türk erkeği ve kadını olarak eşleri öpüşmeye filan takılmayıp onları tebrik ediyordur...”diyor.

“Kıskanmak”Kadına Şiddet kapsamında damga yiyince gayet insani ve fıtri olan bu durumlar da eleştirilebilir hale geliyor.

Algı mühendisleri, soyunanları cesaretle ödüllendirdikleri gibi azıcık kıskançlık gösterenleri de saygısızlıkla yargılayıp mahkum ediyorlar.

Yakında bu anlamda sarsılmaz bir toplumsal kabul oluşturur ve kıskançları recmederlerse şaşırmayın.

DEĞERLİ OKUYUCULAR

Televizyon dizileri, programları, reklamları ve klipler ile ilgili her türlü şikayet, uyarı ve önerilerinizi yukarıdaki mail adresimize yazarak bu köşeden tüm yeniakit.com okuyucularıyla paylaşılmasını sağlayabilirsiniz.

YORUM YAZ