Hayvan Öldürenin İflah Olmayacağı Bir Ülke İstiyorum

27 Aralık 2017 Çarşamba

Kudüs olayları araya girince gündem haklı olarak değişti ama Erzincan Orduevinde bir kediye uygulanan şiddet olayını unutmadık…Nasıl unutabiliriz?.. 

O zavallı hayvanın bir caninin elinde yerden yere vurulması hala gözlerimizin önünde…

Bu şiddet seremonisi toplumun eksiksiz bir fotoğrafını verdi bize.

Suç nasıl işleniyor, toplum suç karşısında nasıl pozisyon alıyor, yasa koyucunun iktidarı ne işe yarıyor sorularının cevabını bu örnek üzerinden vermek mümkün.

Öncelikle, şiddeti gerçekleştiren şahsın mızmız, şımarık ve gaddarlığıyla popüler kültürün dizilerinden, şarkılarından fırlamış bir kimlik olduğunu söyleyeyim.

Şiddete gerekçe olarak kullandığı “sevgilisinden ayrılması ve alkollüydüm” bahanesi bunun açık bir göstergesi. Çünkü gösteri toplumunda bunlar makbul hatta sükseli gerekçelerdir, hatta insanlardan saygı bile görürsünüz…

O aptal, dar kafalı dizi karakterleriyle bu tür laubalilikler toplumda meşrulaştırıldı. Konu aşk olunca her türlü şiddet, her tür terbiye dışı davranış normalleştirildi dizilerle, hatta övüldü ve cezasız bırakıldı…

Öfkesini en zayıfa yönelten bu korkak canavar, sözünü ettiğimiz kültürün zehirli meyvelerinden biri…

Bu kişi şartlar oluştuğunda zayıf gördüğü herkese aynı şiddeti uygulayacaktır, şüpheniz olmasın. Ancak kadın dernekleri de bir kadına saldırana kadar bu kişinin sergilediği şiddeti görmezden gelecektir.

ÖMÜR BOYU SEYİRCİYİZ

Bir başka çok önemli konu, o masum kedi hunharca öldürülürken etraftakilerin istiflerini hiç bozmamaları…

Geçen gün iş yerinde bıçakla delik deşik edilen bir kadının, bir dakikadan uzun süren infazına çevresindeki tüm o metroseksüel tipler tanık olmuş ve ardından da çareyi kaçmakta bulmuşlardı…

Güpegündüz bir genç kızın Mersin’de dolmuştan kaçırılmasında da etraftakiler kıpırdamamış bu heyecanlı sahneyi dikkatli gözlerle seyretmişlerdi.

Çünkü “seyretme” fiili bir eğlence değil artık, günde 8 saatten hayat boyu sürdürdüğümüz bir yaşam biçimi…

Gözümüzün önünde ne cereyan ederse etsin “seyirci” rolümüz bizi müdahale etmekten alıkoyuyor. Çünkü biz yalnızca seyircileriz…

Zulüm ve tecavüzlerin nedenini başka yerde aramayın…

Şunu net olarak söyleyelim ki, insanlık kediye veya kadına şiddet gösterildiğinde değil etraftaki insanlar kedinin ya da kadının hunharca öldürülüşüne tepki vermediklerinde öldü…

HADİSENİN EĞİTİM BOYUTU…

Kadın cinayetleri, hayvan katliamları, çocuklara yönelik şiddet ve barbarlaşma eğilimimiz ortaya koyuyor ki Kemalizm’in pozitivist eğitim anlayışı bütün iddialarıyla birlikte iflas etmiştir.

Bu eğitim anlayışının kimseye, insanlık değerleriyle ilgili verecek bir şeyi kalmamıştır.

Toplum ortada…

Eğitim sisteminin negatif etkilerini tolere eden o klasik aile kurumumuz da artık dağıldığı için eğitimin bireyler üzerindeki yozlaştırıcı etkisi tartışmasız hale gelmiştir…

 

 

Din derslerini kaldıranların, dine dair en küçük sembolleri bile okullardan çıkaranların, tümüyle profan bir müfredatı yıllarca topluma dayatanların, bu yamyamlıklardan yakınmaya hakları olmadığını düşünüyorum.

 (Okulda namaz kılan öğrencileri “Şok…Şok…Burası TC’nin okulu!” diye sunan Uğur Dündar’ın kulakları çınlasın!)    

HADİSENİN HUKUKİ BOYUTU KARAMSARLIĞIMIZI PERÇİNLİYOR.

Bir devletin kudretini savunmasızların güvenliğiyle ölçün. Bu en şaşmaz ölçüdür…

Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, hayvanlar bedensel ve ruhsal olarak ne kadar güvendeyse, o toplum da o kadar huzurlu olur…

Ama bu ülkede zayıf ve savunmasızları, gaspçılardan, tecavüzcülerden, katillerden, zorbalardan koruyacak yeterli yasalar yok maalesef…

Bu yüzden içimiz kanamıyor mu?

Savunmasızlara en alçakça muameleyi yapanların mahkemelerin ön kapısından çıkıp gitmeleri, yahut kimsenin içini soğutmayan cezalarla salıverilmeleri adeta barbarlığı teşvik ediyor.

Bu ülkenin vatandaşları olarak geleceğimiz adına insanların ve hayvanların canlarını, ırzlarını en katı, en caydırıcı cezalarla güvence altına alan yasalar istiyoruz.

SİVİL TOPLUM NE YAPIYOR

Vatandaş, hayvan hakları konusunda solcuları da, Kemalistleri de, hayvan severleri de samimi bulmuyor.

Ya mütedeyyinler…

Dindarlar arasında hayvan hakları henüz bir mesele olarak yeteri kadar ele alınmıyor, maalesef…

Etrafını savunmasız ve çaresizlerin kuşattığı bir Peygamberin ümmeti olarak bu “emanet canlar” konusunda herkesten ve her kesimden daha fazla bizim hassas olmamız gerekiyor. Camiler, yetimler, afetzedeler, mülteciler konusunda ortaya konan birlik ruhu ve organizasyon kabiliyeti bu konuda da devreye sokulmalı…

Acımasızca öldürülen bir kadının veya açlıktan kıvranan, canına kastedilen bir hayvanın yaşama hakkı önce mütedeyyinler tarafından savunulmalı…

Çünkü zayıflar, çünkü masumlar, çünkü bu düşük dünyanın zulme uğramışlarının tümü Peygamberden Müslümanlara emanet ve elbette buna hayvanlar da dahil…  

Mütedeyyinlerin siyasetin girift dehlizlerinden biraz çıkarak asli ödevlerini ikmal etmeleri gerekiyor. Tablodan da anlaşılacağı gibi bu bir hayat memat meselesi…

 

YORUM YAZ