Söz konusu FETÖ’cüye sahip çıkmak ise, çölleri aşar, Çölaşan!

26 Ocak 2018 Cuma

Mahmut Tanal’lar, Sezgin Tanrıkulu’lar, Barış Yarkadaş’lar, “Gazetecilik faaliyetinden dolayı cezaevine giren Dursun Suna için ne diyorsunuz” sorusuna, her zamanki gibi kaçamak cevap vermişler..

“Gazeteci.. Düşünce özgürlüğü.. Basın hürriyeti” diye ter ter tepinenlerin, aslında dertlerinin basın hürriyeti olmadığı ispatlandı..

Basın hürriyeti kalkanı arkasında, kimi zaman PKK’ya.. Kimi zaman FETÖ’ye.. Ama her daim Türkiye düşmanlarına destek çıktıkları, tescillendi..

Sadece bu isimler mi?

Bakın, piyasada ne kadar AK Parti muhalifi var ise..

Hepsinin ortak yönü, bazı maskeleri takıp, Türkiye düşmanlarını savunmak..

Bu maskeler kimi zaman “basın hürriyeti” oluyor..

Kimi zaman “insani değerler” oluyor..

Kimi zaman bağlı olduklarını iddia ettikleri “yüksek değerler” oluyor..

Alnı size somut bir örnek daha..

FETÖ’cülükten cezaevinde olan Nazlı Ilıcak, hayatı boyunca Emin Çölaşan ile günahını bile paylaşmadığı bir mücadele içindedir.

Biri diğerine, diğeri buna, denilmedik bir şey bırakmamışlardır..

Ama dün baktım da..

Nazlı Ilıcak, hiçbir çekingenlik göstermeden, Emin Çölaşan’a mektup yazmış..

Emin Çölaşan da, o mektubu köşesinde yayınlamış..

Mektup yayınlamakta tabii ki bir şey yok..

Ama Emin Çölaşan, mektubu yayınlarken şu takdimi yapınca..

Midem bulandı..

Kusasım geldi..

Neydi, midemi bulandıracak kadar riyakarlık kokan satırlar?

“Biz gazeteciler de insanız. Birbirimizle çeşitli boyutta ilişkilerimiz vardır.

Bazılarını severiz, dostumuzdur…

Bazılarından ise hiç hoşlanmayız” diye girmiş söze..

“Önceki gün elime Nazlı Ilıcak’ın bana hitaben yazdığı bir mektup ulaştı” diye alıştırma turları eşliğinde devam etmiş..

“Nazlı hanımın FETÖ’den tutuklu olduğunu ve uzun süredir Bakırköy kadın cezaevinde yattığını biliyorsunuz” hatırlatması sonrasında..

Gelmiş sadede:

“Kesin bir anlayışım vardır:

Düşene vurulmaz.

Normal zamanlarda ben Nazlı Ilıcak’la nice kalem kavgalarına girişmiş bir gazeteciyim.

O da bana yazardı.

Mahkemelik olmadık...

Ama bu kalem kavgaları sürecinde birbirimizi hiç sevmedik.

Daha açık söylemek gerekirse birbirimizden nefret ederdik.”

Gördünüz mü, dindar insanları elinden gelse bir kaşık suda boğacak olan Çölaşan, ne “yüksek değerler”e sahipmiş!

Okurlarını bile..

Mahkemelere verip, onlardan “4 bin lira verin, davadan vazgeçeyim” diyerek kendisine yapıldığını iddia ettiği hakaretler üzerinden para kazanmaya çalışan bu herif..

“Yüksek değerler”e sahip olduğunu ima ederek, FETÖ’den tutuklu Nazlı Ilıcak’a sıra gelince..

Onunla kavgalı olduğunu unutup..

Hemencecik sıcak kollarını açıvermiş..

Ve şöyle yazmış:

“Düşene vurulmaz ilkem uyarınca hakkında bir tek satır bile yazmadım.

Oysa tam zamanı idi!..

Cezaevine girmiş... Ne yazarsanız yazın, isterseniz en ağır hakaretleri edin, size yanıt veremez, açıklama yapamaz, kendini savunamaz. 

Eli kolu bağlı, özgürlükten yoksun birilerine bunu yapmak ahlâksızlıktır, namertliktir.

Sadece o değil, geçmişte büyük kavgalar ettiğimiz ve halen cezaevinde yatmaktan olan hiç kimse hakkında kötü bir tek söz bile yazmadım.”

Böyle diyor Emin Çölaşan..

At yalanı.. Varsa inananı..

Uzun lafa gerek yok..

İki dakikalık araştırma ile..

Emin Çölaşan’ın nasıl büyük bir yalancı olduğunu hemen görürsünüz..

Olayı çok değişik isimlere..

Şu siyasetçiye, bu devlet büyüğüne getirmeye de gerek yok.. FETÖ’den tutuklanan Nazlı Ilıcak, cezaevine girdiği için “düşene vurulmaz” diyerek sahip çıkan Emin çölaşan.

Ve bu ilkesinin herkes için geçerli olduğunu iddia eden yalancı Çölaşan..

Bakın, Nazlı Ilıcak’ın oğlu Mehmet Ali Ilıcak 26 Mart 1998’de cezaevine girdiğinde (M. Ali Ilıcak’ı savunduğum sanılmasın.. Ben ilkesizliği size aktarıyorum.. Riyakarlığı gözler önüne seriyorum..) 29 Mart 1998 tarihli köşesinde Emin Çölaşan neler yazmış:

“Önceki gün yurtdışına tüyerken havaalanında enselendi ve içeri atıldı.

Üç kişi tutuklandılar. Yakın adamı Can Aksın, Mehmet Ali ve cici babası, yani anası Nazlı’nın en son kocası Emin Şirin.

(..) O yüzden tutuklama kararı çıktı, önceki gece kaçarken enselendi ve şu anda içeride.”

“Tüyerken..”

“Enselendi..”

“İçeri atıldı..”

“Cici babası..”

“En son kocası..”

“Gece kaçarken enselendi..” 

Bunlar nasıl ifadeler?

Şahane değil mi?

Dahası var.. Aynı yazıda, bir de eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme diyebileceğimiz türden veya direkt mesaj yollama türünden.. Cezaevindekilere fikir veriyor, yüksek insani değerlere sahip yalancı yazarımız Çölaşan:

“Geçenlerde burada demiştim ki ‘Mehmet Ali’nin içeri girmesi bir şey değil de, koğuşta başına kötü bir şey gelmesinden korkarım’... Aynı endişeyi burada yineliyorum! Lütfen bu parlak çocuğu cezaevinde gaspçılardan, dızdızcılardan, devleti tokatlayanlardan ve tecavüzcülerden uzak tutsunlar!”

Nasıl?

Düşene vurmazmış değil mi, Emin Çölaşan! 

Ah gözlerim yaşardı..

Ne büyük değerlere sahip, bu adam!..

Bu vesile ile..

Aslında hangi çukurlarda dolaştıklarını ispatlamış oluyorlar..

Daha önemlisi..

Ne kadar savunduklarını iddia ettikleri değer var ise.. Bazı “nihai amaç”lar için onları ayaklar altında ezdiklerini göstermiş oluyorlar..

Nedir o nihai amaç?

FETÖ’ye hizmet..

Nazlı Ilıcak’a sahip çıkınca, FETÖ’ye hizmet ediliyor mu?

Dört dörtlük..

O zaman, tüm değerleri at çöp tenekesine.. Tüm ilkelerini.. Tüm çizgini.. Tüm düşmanlıklarını.. Tüm dostluklarını..

Hepsini çöpe at..

FETÖ’ye hizmet et.. FETÖ’cüye hizmet et..

Çölaşan’ın Nazlı Ilıcak’a sahip çıkmasının anlamı, işte budur!

 

YORUM YAZ

  • OğuzsoyluOğuzsoylu22 gün önce
    Fetöye hizmetinin sebebi Ak Parti'ye zarar vermek değil, ikiside, Fetöde , Çölaşan da aynı payronun köpeği olduğu için öyle davranıyor ılıcak ta onların dişisi.