İmam hatipliler 28 Şubat’ı bir daha yaşamamalı!

25 Ekim 2017 Çarşamba

28 Şubat’ta imam hatipliler, iki büyük darbe yemişlerdi.

Hem orta kısımları kapatılmış, hem de üniversite imtihanlarında büyük bir ayrımcılığa imza atılarak, puanları çalınmıştı.

İmam hatipten mezun olan öğrenciler, azıcık abartılı söylemiş olayım, tüm soruları yapsalar bile, ilahiyattan başka hiçbir fakülteyi kazanamıyorlardı..

Neyse ki o günler geçmişte kaldı..

Ama Ankara’da neler oluyorsa..

Yeni sınav sisteminin açıklanması ile birlikte..

Tüm öğrenciler arasında..

Özellikle sözelci olarak tanımlayacağımız kesimde..

Bunların da çok büyük kısmı imam hatipler olduğu için, bu liselerde..

Bir rahatsızlık var..

İlk açıklamada, “din” ve “inkılap tarihi” soruları, üniversiteye giriş imtihanından uçurulmuş gibi idi..

“Açıklama aceleye gelmiş olabilir.. Hem din hem inkılap soruları iptal gibi görünüyor. Böyle bir şey olsaydı, solcular bizden önce kıyameti kopartır, ‘İnkılap tarihi ne oldu’ diye hesap sorarlardı.. Solcular karşı çıkmadığına göre, inkılap tarihi sorularının kalktığı bilgisi yanlış olabilir. O yanlış ise, din soruları hakkındaki bilgi de yanlış olabilir” diye düşünüp, ikinci açıklamayı bekledik.

Gerçekten de. 

Sonrasında yapılan açıklamalarda, hem din dersi ile ilgili sorular, hem de tarih ile ilgili soruların varlığı açıklandı..

Ama çocuklar harıl harıl imtihana hazırlanırken..

Hâlâ..

Hangi başlık altında, kaç soru çıkacağı..

Daha önemlisi..

Tercih edilecek fakültelere göre, hangi başlık altındaki soruların, başarıda ne oranda etkili olacağı açıklanmış değil..

Ciddi itirazlar var..

“Matematik sorularına ağırlık verildiği, sözelcilerin eski yıllardaki imtihan sistemi ile girebildikleri fakültelere bile, yeni sistemde matematikçilerden alım yapılacağı” şeklinde iddialar gittikçe yoğunlaşıyor..

Yanlış anlaşılmasın..

“Sözelcileri alın, sayısalcıları kapının önüne koyun” ahlaksızlığını yapacak değilim..

Ayrımcılık, darbecilerin hareket tarzıdır..

“İmam hatipli mi? At kenara” yapılması ne kadar yanlış ise..

“İmam hatipli mi? Başarısız da olsa, yerleştir en iyi yere” tavrı da o kadar yanlıştır..

Dolayısı ile..

Sınav sayısını ikiden bire indirme ile yetinilmeyip..

Geçmiş yıllardaki imtihan sistemindeki soru sayıları, konu başlıkları açısından da değişiklik yapılacak olsa bile..

Burda amaç, sözel ve sayısalcıların içinde en iyileri belirlemeden ziyade..

Sözelcileri sayısalcılara..

Sayısalcıları sözelcilere tercih edecek şekilde bir numara yapılacak olursa..

Özellikle şüphe ettiğimiz üzere..

Mesela..

İmtihan sonuçları açıklandığında..

Sayısalcılar lehine, geçmiş yıllara göre % 5’lik bir değişiklik ile karşılaşırsak..

Ki..

İddialara göre, sayısalcılar lehine çok daha fazla avantaj sağlanma ihtimali dillendiriliyor..

Kimse kusura bakmasın..

Böyle bir sonucun hesabını, kimse veremez..

YÖK’ün sınav sistemindeki değişiklik kararı; sayısalcıların sözelcilere gol atmalarını..

Veya sözelcilerin sayısalcılar karşısında geçmiş yıllardan daha avantajlı duruma geçmesini sağlamamalı..

Sistem içersinde, sözelde en başarılı olanları belirleme konusunda iyileştimeye tabii ki “evet..”

Sistem içersinde, en iyi sayısalcıları belirleme yönünde atılacak adımlara sonuna kadar “evet..”

Ama bu iki başlık altında toplayabileceğimiz öğrencileri, birbirlerine tercih etmeye “hayır..”

Bunun bilerek yapıldığı iddiasında değilim..

Ama nasıl ki..

FETÖ’nün gizli planı ayan beyan ortaya çıkalı 4 sene olmasına rağmen..

Hâlâ ders kitaplarında, çaktırmadan FETÖ propagandaları yapılıyor ve “Gözden kaçmış” açıklamaları ile konu geçiştiriliyor ise..

YÖK yönetimi iyiniyetli olsa bile..

Bu işi kotaranlar, çaktırmadan gizli bazı planları devreye almışlar ise..

İmtihan sonuçları açıklandıktan sonra “Aaaa. Bu da ne? Biz ne yapmışız da, haberimiz yokmuş” diyeceğimize..

Şimdiden gerekli titizliği göstererek, konuyu derinlemesine masaya yatırmalıyız.

Farklı ihtimalleri dikkate alarak, değişiklikleri cesaretle değil, ince eleyip, sık dokuyarak yapmalıyız..

Bunun için de..

YÖK’ün ve ÖSYM’nin..

 Kapalı kapılar ardında bu işleri kotarma yerine..

Hızlı bir şekilde..

Konunun uzmanlarını toplayarak..

Bilim adamlarından.. Sivil toplum kuruluşlarından.. Milli Eğitim Bakanlığı bürokratlarından.. Özel teşebbüs temsilcilerinden..

Geniş bir katılımla..

Yapılacak toplantı sonrasında..

Kimseye haksızlık edilmeyecek çözümü bulması ve açıklaması gerekir..

Özellikle de..

Öğrencilerin lise birinci sınıftan itibaren, kendilerini sözel veya sayısal olmak üzere hazırlamaya başladıkları.

Bu hazırlıkların da, 4 yıl önceki sisteme göre planlanmaya başlanıp.. 3 yıl, 2 yıl, bir yıl önceki sisteme göre, öğrencilerin de durumlarını revizyona tuttukları dikkate alarak..

Bu planlamayı altüst edecek köklü değişikliklerden kaçınılmalıdır..

Haşa, sümme haşa.. YÖK’e 2017 Eylül’ünde vahiy gelmedi.. 

Ki, sistemi A’dan Z’ye diyebileceğimiz oranda değiştirmeye hakkı olsun..

Veya böyle bir değişikliğe yetkisi olduğunu iddia etsin..

Geçen sene üniversiteye girmeye hak kazanacaklar belirlenirken “doğru” kabul edilen sistem ne ise.. O sistemde, olsun olsun % 1-2 değişiklik yapılması, yeterli kabul edilmelidir..

Eğer kamuoyundan olumlu destek gelirse..

Bir sonraki yıl, % 1-2’lik değişiklik daha yapılır..

Bu yetki, bu sene de YÖK’ün elinde..

Gelecek sene de YÖK’ün elinde...

“Yaparsak bu yıl kökten yapacağız. Yıllara bölersek, hiç yapamayız” türünden bir yaklaşım..

Bizi çok vahim sonuçlara götürebilir.. 

Büyük haksızlıklarla karşılaşabiliriz..

2018 yaz aylarını yaşarken, mevsim sıcaklarının üzerine, bir de bu sonuçların sebebiyet vereceği hararetle uğraşmayalım..

Sonuçları gördüğümüzde, “Biz böyle bir farklılık öngörmemiştik” denilerek istifa edilmesi, kurtuluş olmaz..

Vakit var iken.. Doğrusunu bulmaya, tartışarak gayret edelim..

 

  • Mahmut KamilMahmut Kamil28 gün önce
    Oğlumuzu büyük şehirlerden biririn en lüks semtindeki imam hatibe büyük heveslerle yazdırdık. Sonuç büyük bir hüsran. Ders anlatılamıyor, öğrenciler hiç bir öğretmeni takmıyor. Okulun eğitim seviyesi yerlerde sürünüyordu. İki sene boyunca bu konuyu dile getirdik ancak hiç bir şey yapılmadı. Çocuklar ne ders dinliyor, ne de ödev yapıyordu. Sorduğumuz zaman da "aman ne olacak bütün öğrenciler aynı" diyordu oğlumuz. Veli toplantılarında bütün hocalar "ben böyle okul görmedim, bu okuldan ilk fırsatta gideceğim" oluyordu. Hiç abartmıyorum, fazlası var azı yok. Şu anda imam hatipler "ders ve eğitim" adına büyük bir fiyaskodur. Dini eğitim ve irşad adına ne seviyededir, onu bilmiyorum.