Biz de mi Atatürkçü olsak?!

10 Kasım 2017 Cuma

Bir tartışmadır gidiyor..

“AK Parti, 2019 seçimlerinde % 51’i garanti etmek için, yeni bir açılım yapıyor”muş..

“Atatürk ile ilgili konularda daha yumuşak mesajlar veriyor”muş..

Şu partilinin konuşmasından..

Bu partilinin bayram kutlamasından yola çıkılarak, bir neticeye varmak mümkün değil ama..

Meseleyi de önce, doğru şekilde masaya yatırmak gerekir.. 

Atatürkçülük nedir?

Atatürkçülüğün ne olduğunu söylerseniz, AK Parti’lilerin mesajlarını da daha sıhhatli değerlendirmiş oluruz..

Olur ya..

AK Parti’lilerin ötesinde..

Belki biz de..

Durumumuzu değerlendiririz..

Öyle ise buyrun..

Atatürkçülüğü masaya yatıralım..

Mesela..

Bu ülkede, yıllarca başörtü yasağı uygulanırken, mahkemeler verdikleri kararlara gerekçe olarak, “Atatürkçülüğü” gösterdikleri için söylüyorum..

Atatürkçülük, başörtü yasakçılığı mıdır?

“Evet” deniliyor ise..

“Mahkemelerin eski dönemde verdiği yasakçı kararların gerekçesi doğrudur” deniyorsa..

“Aman, uzak dursun” derim..

Veya..

“Atatürkçülük; tüm hukuk sisteminin, kendi halkımızın kabul ettiği dinin kavramlarından, örf ve adetlerinden kopartılıp, Batı’da ne varsa aynen alındığı sistemin adıdır” denilirse.

Yine..

“Aman uzak dursun bizden” derim..

Öyle ya..

Kendi inancımdaki, kendi örflerimdeki uygulayageldiğim kurallar yerine..

Sırf teknolojik gelişmişliği sebebi ile.. Hristiyanların sosyal hayatlarındaki kuralları, örf ve adetleri tercih etmek zorunda kalacaksam..

Böyle bir Atatürkçülüğü ben niye kabul edeyim ki?

Bakmayın siz, “Batı dünyası, hukuk sistemini aklın emrine göre dizayn etmiştir.. Hristiyanlığın Batı dünyasının hukuk sisteminde etkisi yoktur” mavallarına..

Hristiyanlığın, İslam dini kadar ayrıntılı bir dünyevi hukuk sistemi getirmediği doğru..

Ama..

Hristiyanlığın mezhepleri arasındaki farklılıkların bile, Batılı ülkelerin hukuk sistemlerine nasıl etki ettiğini, somut örnekleri ile biliyoruz..

Boşanmanın yasaklığı konusunda katı bir anlayışın hakim olduğu Katolik mezhebine bağlı İtalya’nın hukuk sisteminde, mezheplerinden hareketle boşanmanın nerede ise imkansız olduğu..

Ortodoks mezhebinin yaygın olduğu Romanya’da ise, bu mezhepteki anlayışa göre boşanmaya daha hoşgörülü yaklaşım sebebi ile; kanunlarında da bu yönde bir rahatlık olduğu gerçeği, sizce tesadüf müdür? Romanya’da, bazı şartlarla, noterlerde bile boşanma imkanı tanınmasının, dini hiçbir gerekçesi yok mudur acaba?

Kimse kendini aldatmasın..

Batılı devletlerde de kanunlar, sonuçta toplumun günlük hayatının içinden çıkmaktadır.. 

Dolayısı ile, Batılı ülkelerin halklarının inancı ne ise, hukukları da ondan mutlaka etkilenmiştir..

Mesela..

“Atatürkçülük, ezanın Türkçe okunmasını gerektirir” derseniz..

Kusura bakmayın..

Bizim böyle bir dayatmacılık ile işimiz olamaz..

Hem “Din ve vicdan hürriyeti” diyeceksiniz..

Hem, “Laikliği, herkesin inancını özgürce yaşaması için getiriyoruz” diyeceksiniz..

Hem de..

Benim inancımı, tepeden dikte ederek değiştireceksiniz..

Sonra da bana, “Özgürlüğünü laikliğe borçlusun” diyeceksiniz..

Hangi özgürlük?

Hangi serbestiyet?

Dinin içeriğini bile sen belirlerken..

Bana özgürlük tanıdığınızı nasıl söyleyebilirsiniz?

Mesela..

“Atatürkçülük, fesi atıp, şapkayı takmaktır” derseniz..

Fesi; “zorunlu” gibi gösteren anlayışı kenara koymaya katılırım da..

“Şapka mecburiyeti”ne zinhar olur veremem..

Tercihim, burada da “özgürlük”ten yana olur..

“Kim neye inanıyorsa, onu taksın” derim..

“Şapka takmadın, al sana ceza” uygulamasına “Hayır” derim.. 

Mesela..

“Atatürkçülük; çağdaş medeniyete ulaşmak için, Latin alfabesine geçişin adıdır..” derseniz..

“Kusura bakmayın” diye başlar.. 

Devam eder, sorarım: “Japonya.. Çin.. Latin alfabesine geçmeden, Latin alfabesine geçen Türkiye’yi nasıl solladılar?”

Mesela..

“Halifeliğin kaldırılması?” diye sorarsanız..

“Örnek aldığınız Batı, Vatikan’ı kaldırdı mı ki, biz halifeliği kaldırıyoruz” derim, Hilafetin kaldırılmasını doğru bulmam...

 •

Atatürkçülüğü, yukardaki kavramlarla bize tanımlarsanız..

Şahsen benden..

Kesinkes destek bulamazsınız..

“Böyle bir Atatürkçülükten yana olmadım.. Bundan sonra da olmam” derim..

Ama..

“Saltanatın kaldırılmasına ne dersin” diye sorarsanız..

Yerine getirilen farklı saltanatları destekleme anlamına gelmemek şartı ile..

“Eyvallah” derim..

“Çok güzel olmuş” derim..

“Nedir o, babadan oğula zorunlu geçiş?” eleştirimi yaparım..

“Cumhuriyetin ilanı” derseniz..

“Sıkıntı yok.. Kabulümdür” derim..

Dolayısı ile..

Şu kesim, bu kesim için.. 

“Atatürkçü mü oluyorlar” demeden önce..

Atatürkçülüğü tanımlamak gerekir..

“Saltanatın kaldırılması” gibi doğru bir değişikliği öne çıkarıp..

Ardından “Şapka takmadan, kıyafeti değiştirmeden, bu halktan hiçbir şey olmaz” dayatmasında bulunmamak gerekir..

“Cumhuriyet’in kabulü” gibi olması gereken bir yeniliği gösterip..

Arkasından, “Latin harflerini kabul etmeseydik, bugün dahi biz hâlâ yerimizde sayıyor olacaktık” mavalını okumamak gerekir..

Kısacası, Atatürk’e tapmamak gerekir..

Atatürk’ü bir beşer olarak kabul etmeliyiz...

Atatürk’ün devrimleri ile, dindeki ilahi kuralları bile tartışmaya açarken... 

Atatürk’ün kendisinin “tartışılamaz” olduğunu iddia ederek, gülünç duruma düşmemek gerekir..

“Aklın öncelenmesi”ne evet..

Kendisi de bizim gibi bir insan olan Atatürk’ün öncelenmesine “Hayır!”

 

  • H.V.H.V.11 gün önce
    Çizgi mizginerede Milliyetci ve Muhafazakar çizgi. Güldürmeyin kendinize.Partimiz dedik savunduk şu düştükleri duruma bakın.Pire için yorgan yakmak mı acaba? Kim veriyor bunlara bu akılları yoksa kamoyu araştırma şirketlerimi ? Muhafazar kesimi küstürürlerse ayvayı yerler...Ali Abi ALLAH razı olsun.Güzel bir yazı...