Anlayışı kıt olanlara tane tane izah edelim!

31 Aralık 2017 Pazar

“Muğlaklık var” denildi, eleştirildi.

“Kanun boşluğu söz konusu” denildi, itiraz edildi.

“Kötü niyetlilere yol olur..” denildi, düzeltilmesi istendi.

“Hukuk pratiğinde böyle bir düzenleme yok” denildi, iptali istendi..

“Anlayışı kıt olanlar” için, son KHK’daki tartışmalı hale getirilmek istenen 121. maddeyi tane tane anlatalım da, belki anlamalarına katkı sunmuş oluruz..

Önce..

Kıvılcımı çakan solcuların yıllarca “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutladıkları 1961 darbesinde yapılan Anayasa’nın başlangıcındaki cümleyi aktarayım:

“Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan; 

Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti..”

Ne imiş?

27 Mayıs darbesini, albaylar cuntası değil, “Türk milleti” yapmış..

Yani, sivil insanlar..

Yani..

Bugünlerde tepemizde boza pişiren Kemalistlerin pek beğendiği 27 Mayıs darbe anayasasında, hem de anayasanın başlangıcında, sivil insanlar, sokağa döküldükleri için, siyasi iktidarı devirdikleri için, o arada işledikleri suçlar için kutsanıyorlarmış..

Siz şimdi kalkın da, 15 Temmuz’da, darbecilere karşı direnen sivil insanların işledikleri iddia edilen suçlar için getirilen “yargılanmazlık kuralı”nı eleştirmeye kalkın..

Samimiyetinize kim inanır?

Aynı anayasanın “Başlangıç” bölümü şu ifade ile bitiyor:

“Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabûl ve ilân ve Onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adâlete ve fâzilete aşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.”

Demek ki ne imiş?

“Evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet” imiş.

Biri delmeye kalktı mı, resmi görevlilerden önce, siviller bu emaneti korurmuş..

Kızmayın..

Sizin göklere çıkarttığınız 1961 Anayasası diyor bunu..

Peki...

15 Temmuz’da siviller, darbe yapmak için sokağa çıkmamışlardı.. Darbeyi önlemek için çıkmışlardı..

Yani, mevcut anayasayı korumak için sokağa çıkmışlardı.

Bu notu hatırlatıp, soralım: “Sivillerin kutsandığı tek anayasa 1961 anayasası mı?”

Cevabı tabii ki “Hayır..”

Bugün yürürlükte olan 1982 Anayasası’nda da, benzer cümleler var.

Bu da mevcut anayasanın başlangıcından:

“TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Bu ne demek?

Emanet olunan anayasaya, birisi göz dikerse.. Darbe yapmak isterse.. Anayasa ne demiş oluyor?

“Hakkından gelin” diyor..

Başka ne anlamı olabilir, bu cümlenin?

Hatırlasanıza..

Bu Kemalistler.. Ulusalcılar.. 

Halk nezdinde itibarlı olduklarını sandıkları eski yıllarda..

Refah Partisi’nin.. AK Parti’nin..

Kendi programlarına uygun icraat yapmak istediklerinde, ne diyorlardı?

“Bu halk, size izin vermez.. Bu halk, başlangıç hükümlerinde, kendisine emanet edilen Anayasa’yı, yine Anayasa’daki direnme hakkını kullanır. Size izin vermez!”

Millet, anayasayı koruma görevini, nasıl kullanacaktı?

“Gül dağıtarak” olsa, bunu söylemeye zaten gerek yok..

Sokağa dökülerek, birilerini şöyle veya böyle etkisiz hale getirerek..

Yani şekli anlamda, suç işleyerek..

Eeee?

Kemalistler, anayasayı seçilmişlere karşı korumak için sivillerin direnme ve suç işleme ayrıcalığı olduğunu söylüyor da..

AK Parti niye söyleyemesin?

Üstelik, AK Parti’nin söylediğinde, seçilmişlerle, halk birlikte hareket ediyor. Bir avuç darbeci de, onlara karşı darbe yapmak istiyor..

Böylesi bir ortamda, KHK’daki 121. madde niye hukuka aykırı olsun?

Niye anayasaya aykırı olsun?

Tam aksine, KHK 121. maddedeki düzenleme, anayasanın Türk milletine emanet edilmesinin doğal bir sonucudur.

Laf salatası ile, konuyu boğuntuya getirmek isteyenlere, “Bugünden sonraki tarihlerde bile, herhangi bir kişi, bir diğerine saldırsa, bu maddeye dayanabilir” diyen ahmaklara soralım..

İtiraz ettikleri düzenlemenin eklendiği maddenin, 1.5 yıldır yürürlükte olan ilk fıkrası şöyle:

“15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, (..) kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.” 

İtiraz edilen “darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler” ifadesi, resmi görevliler için, 1.5 yıldır yürürlükte.

Bugüne kadar, 1.5 yıllık bu KHK maddesinin uygulamasında, tek bir resmi görevlinin, 16 Temmuz’dan sonra işlediği bir suç için.. “Ben darbe yapılıyor sandım. Onu bastırmak için, vurdum, öldürdüm” dediğini duyan var mı?

Yok..

Peki.. Resmi görevliler bunu diyemiyor, demiyor da.. Bugüne kadar, 1.5 yıldır dememiş de..

Sivil kişiler 15 Temmuz darbesinden hem de 1.5 yıl sonra, o gerekçeyi nasıl söyleyecek?

Siviller, kendi aralarındaki özel sebepten kaynaklanan kavgayı, nasıl “Darbe yapılıyor sandım, vurdum öldürdüm” ile gerekçelendirecek?

Akıl kârı mı bu?

Hiç mümkünatı olur mu, bunun?

Bir gram aklı olan, nasıl söyler, bunu?

Dahasını da söyleyeyim..

Adalet Bakanlığı açıklasın.. 16 Temmuz’dan sonra, onlarca resmi görevli, çok farklı sebeplerle, vatandaşları kasten veya taksirli olarak yaralamış veya öldürmüştür.. O dosyalara bakılsın.. KHK’nın siviller için üç gün önce getirdiği düzenlemenin, 1.5 yıldır yürürlükte olan resmi görevliler için bire bir aynı olan düzenlemesinden, hangi resmi görevli yararlanmak istemiştir?

Bir tane, tek bir tane örnek var mı?

Bırakın böylesine saçma bir talebin kabul görmesini..

Talep edecek kadar aklı kıt olan, kendisini güldürecek tek bir resmi görevli olmuş mu?

Bir tane örnek versinler..

Tüm iddialarını kabul edeyim.

Yeni düzenlemenin hem “muğlak”lığını, hem “kanuni boşluğu”nu, hem de “iptalinin zorunlu olduğu”nu kabul edeyim.. 

Hodri meydan..

 

YORUM YAZ