Anayasa Mahkemesi’nin ne haddine, “Tahliyesine” demek!

13 Ocak 2018 Cumartesi

Yeni bir kavga sebebimiz daha oldu..

Hayırlı uğurlu olsun..

Kavga konumuz şu: Anayasa Mahkemesi’nin kararları; yerel mahkeme, istinaf mahkemeleri, Yargıtay daireleri zinciri içindeki genel anlamda “Adliye mahkemeleri” dediğimiz yapının üstünde midir, değil midir?

Bir görüşe göre, üstündedir..

Diğer görüşe göre, üstünde değildir..

FETÖ’cü hainlerin avukatları, işlerine öyle geldiği için, “Anayasa Mahkemesi kararlarını hemen uygulamak gerekir” diyorlar..

Bunun için de..

Önceki gün Anayasa Mahkemesi’nin Şahin Alpay ve Mehmet Altan için verdiği ileri sürülen tahliye kararının gereğini yapmak üzere yerel mahkemeye müracaat ediyorlar..

Yerel mahkeme, en azından ilk aşamada farklı kanaatte..

“Daha ben kararı görmedim.. Durun bakalım, hemencecik ne gelin güvey oluyorsunuz” diyor..

Tahliye talebini reddediyor.

Ardından Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ topa giriyor..

“Anayasa Mahkemesi’nin yerel mahkemeler ve Yargıtay’ın üstünde bir mahkeme olmadığını” belirtiyor..

Ve tartışma kızışıyor..

Kim haklı?

Peşinen söyleyeyim..

FETÖ’cülerin haksız olduğunu kesinlikle belirtelim..

Ondan sonrasını, güzel güzel tartışalım..

Şahin Alpay’ın, FETÖ’nün televizyon kanalı Mehtap TV’de, şehitler için sarfettiği “Ölmedi ne demek ya?” şeklindeki açıklamasını hatırlayıp, “Her şeyi hakediyor” tespitini yaptıktan sonra..

(O konuşmayı canlı olarak dinlediğimde, Fetullah Gülen’e de, bu soytarılığa sessiz kalan o grubun tamamına da lahnet okumuştum. Düşünebiliyor musunuz, Mehtap TV, zekat paraları ile.. Sadakalarla kuruluyor. Sözümona sabahtan akşama kadar, programların büyük çoğunluğu, ilahiyatçıların dini konuşmaları.. Ama Şahin Alpay ile Mehmet Altan ve Ali Bulaç bir program yapıyorlar ve o programda, Tayyip Erdoğan’ın şehitlerle ilgili ayeti okuyup, mealini vermesini alay ile karşılıyorlar.. Ertesi günü.. Daha ertesi günü. Bir tane aklı başında kişi de çıkıp, “Biz bu televizyonda ne yapıyoruz? Bir ayet ile alay ettirmeye nasıl izin verebiliriz?” demiyor.. Ve lanet okumamıza sebep oluyorlar.)

Hukuk tartışmasına girelim..

Önce şunu belirleyelim..

Ajanslar, gazeteler, köşe yazarları, “Anayasa Mahkemesi, Şahin Alpay ve Mehmet Altan için tahliye kararı verdi” şeklinde ifade kullansalar da..

Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinden, ilgili karara ulaşmak mümkün..

“Tahliyesine” şeklinde bir ifade, kararda yok..

Olması da mümkün değil..

Anayasa Mahkemesi, sadece “Hak ihlali tespiti” yapar..

Bu tespiti ilgili mahkemeye yollayarak, “ihlalin giderilmesi”ni ister..

Nitekim, Mehmet Altan ile ilgili kararın ilgili bölümünde, şu ifadeler kullanılmış:

“Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine..”

Tersinden yorumla, “Bunun anlamı tahliyedir” falan uyanıklığına soyunmaya hiç gerek yok..

“İhlal edildi” demek başka bir şey..

“Tahliyesine” demek başka bir şey..

AİHM kararlarından örnek verecek olursak..

Zaman zaman AİHM kararlarını Türkiye uyguluyor, kimi zaman da “İnceleyelim” diyerek, kararın gereğini zamana bırakıyordu..

Kimisinde, kanun değişmesi gerekiyordu.

Kimisinde, yeni bir mahkeme kararı verilmesi gerekiyordu..

Sonuçta “ihlal tespiti” yapıldığı için, ilgili kişi bir tazminat kazanıyordu ama..

AİHM kararı ile birlikte, otomatikman Türk mahkemelerinin kararı değişmiş olmuyordu..

Aynı şekilde..

Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile de.. 

Yerel mahkemelerin veya Yargıtay’ın verdiği karar, otomatikman değişmiş olmaz.

Adliye mahkemelerinin verdiği karar ortadan kalkmış olmaz..

Bir anlamda, reddi çok zor bir “tavsiye kararı” verilmiş olunuyor..

Ama bu “tavsiye kararı”nı, birileri “emir” gibi yorumlamaya kalktığında ise, herkes gardını alıyor ve kavgalar başlıyor..

Anayasa Mahkemesi’nin kararındaki diğer fıkrayı da aktarayım ki, “tahliye” diye bir karar verilmediği daha net anlaşılsın..

“Hak ihlali” tespitinden sonra, Anayasa Mahkemesi şu kararı veriyor:

“Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/127) gönderilmesine...”

Dikkat buyrun..

“Tutuklu Mehmet Altan’ın bulunduğu Silivri Cezaevi’ne gönderilmesine” denilmiyor..

Yetkili olan ağır ceza mahkemesine, kendisinin “tavsiye kararı”nı yolluyor..

Eğer Anayasa Mahkemesi’nin, tahliye kararı vermeye yetkisi olsa idi..

Araya ağır ceza mahkemesini koymasına ne gerek var?

Direkt “Tahliyesine” der, ardından da ilgili cezaevine kararını yollardı..

Cezaevi de, ilgili kişileri tahliye ederdi..

Dolayısı ile..

Anayasa Mahkemesi de, neye karar verebileceğini, neye karar veremeyeceğini çok iyi biliyor..

Biliyor ki, “Tahliyesine” demiyor..

Diyemiyor.

Ve verdiği kararı, “cezaevi savcılığı”na yollamıyor..

Haddini biliyor..

Sınırını biliyor..

Ama bu kararı istismar etmek ve yargı içinde bir kavga çıkartmak, fitneye sebep olmak isteyenler, daha gerekçeli kararın tamamı piyasaya çıkmadan, hemen “Tahliye edilmesine karar verildiği halde, yerel mahkeme direniyor” yalanını ortaya atıyorlar..

Oysa..

Dün bu yazıyı kaleme aldığım akşam saatlerinde dahi, henüz Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, tüm metni ile açıklanmamıştı..

Çoğunluğun kararı siteye konulmuş.

Ama muhalif olanların gerekçeleri ortalıkta yok..

Azınlıkta kalanlar, hangi sebeple muhalefet etmişler, belli değil..

Bu durumda, yine yüksek mahkemelerin önceki kararlarına bakacak olursak..

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

“Mahkeme kararları, çoğunluk ve muhalefet oyları ile birlikte bütündür. Muhalefet oyundaki gerekçe eksikliği bile, kanuna aykırılıktır.. Dolayısı ile, bir karar çoğunlukla alınmış ise, azınlığın gerekçesinin bulunmadığı bir karar metni, bir değer atfedilecek mahkeme kararı değildir..”

Dolayısı ile kimse acele etmesin..

“İhlal tespiti” yapıldı diye, “iki saat içinde tahliye” falan beklemesin..

Tamam, tahliyenin önü açılmıştır.. Prosedür o yönde işlemektedir..

Ama..

“Anayasa Mahkemesi kararı by-pass edildi” demeye de, kimsenin hakkı yoktur.

 

YORUM YAZ