Ali Karahasanoğlu:
Soruyorlar, “2004 MGK kararları ne iş?”
Sanki cevabını bilmiyorlarmış gibi..
Devam ettiriyorlar: “Ama sadece karar alınmamış.. Uygulamaya da konulmuş!”
Dersiniz ki, sadece Hocaefendi değil, cemaatin tüm mensupları o tarihlerde yurtdışında imişler, olaylardan haberleri yokmuş!
Dolayısı ile işlerinin tıkır tıkır yürüdüğünden haberleri yokmuş..
Okulları artmamış..
Üniversiteleri artmamış..
Sanki eski dönemde onlarca rektörleri varmış da, 2004’den sonra rektörleri tasfiye edilmiş..
Dershaneleri azaltılmış..
Evlerine baskın düzenlenmiş..
Böyle bir hava estiriyorlar..
Var mı böyle bir şey?
Küçücük bir vicdan kırıntıları var ise, söylesinler: “Bu hükümet döneminde, cemaate yönelik, küçücük bir engelleme yapıldı mı?”
Diyorlar ki:
“MGK karar almış.
Sonra o karar gereği yazışmalar yapılmış.
Fişlemeler olmuş..”
Eee?
Cemaati engellemek, bitirmek istemiş de, bitirememiş mi AK Parti hükümeti?
Bunu mu söylüyorsunuz?
Eğer bir gramlık vicdan taşıyorsanız cevap verin..
Vicdanınız kalmadı ise, zaten cevaba gerek yok..
Yapılan neye benziyor biliyor musunuz?
312 general davası sebebi ile, gazete olarak bizim, AK Parti hükümetini suçlamaya kalkışmamıza!..
312 general davası ne zaman açıldı?
Eylül 2003’te..
Ne zaman karara çıktı?
Mayıs 2004’te..
Yani 2004 MGK kararları ile eşdeğer gidiyor..
Hakim, 2 trilyona yakın bir tazminata hükmetti, gazetemizi..
312 generalin avukatı, “Yüzüklerine kadar haczedip, alacağım” dedi..
AK Parti’nin iktidarında oluyor bunlar..
312 general, Genelkurmay Başkanı’na bağlı.. Genelkurmay Başkanı, Başbakan’a bağlı..
Ve bu hukuki sistemde, gazetemizi susturmak için, böylesi bir tezgahı, Başbakan’a bağlı memurlar organize ediyorlar..
Vicdanımız olmasa..
“AK Parti bizi bitirmek istedi” diyebiliriz..
Ama olayın mağduru biz olmamıza rağmen, bitirilmek istenilen, kapatılmak istenilen biz olmamıza rağmen, böyle bir suçlama hiç yapmadık..
Ak Parti’yi cesur olmamakla eleştirdik..
“Ama dindarları engelliyor” demedik.. Diyemezdik..
Bir örnek daha vereyim..
312 general davasının gölgesinde kaldığı için.. Pek kamuoyuna intikal etmeyen, bir dava daha var..
İstanbul’da ikiz sinagog eylemleri olmuş..
Akabinde, failleri yakalama adı altında, Suriye’ye giden özel askeri birlik, orada Arapça ve İngilizce öğrenmek isteyen 21 Türk kızını ve başlarındaki karı-koca olan Türk aileyi Türkiye’ye getirip, eylemlerin sorumlusu gibi göstermişler..
Akit, bu rezilliği, ilk anından itibaren, eleştirmiş..
“Dil kursuna giden çocukların, teröristlikle suçlanmasının, bir derin devlet operasyonu olduğunu” söylemiş..
Operasyonu özel basın açıklamaları ile duyuran Jandarma Komutanlığı’nı eleştirmiş. Dönemin kudretli orgenerali Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’u eleştirmiş.
Sonra ne olmuş?
Gözaltına alınanlar savcılıkta, tutuklanan da mahkemede serbest kalmış. Beraat etmiş..
Ama bu arada, Şener Eruygur İçişleri Bakanlığı’na. İçişleri Bakanlığı İstanbul Valiliği’ne.. İstanbul Valiliği de muhakemat avukatlarına talimatı vermiş, gazetemize 500.000 TL’lik tazminat davası açılmış.
Jandarma Komutanlığı’nı tahkir ettiğimiz iddiası ile..
2004 parası ile, 500.000 TL tazminat isteniyor.. Yazıların  bir kısmı bana, bir kısmı Hasan Karakaya ağabeye ait. Ayrıca gazetenin manşetlerine de dava açılmış.
Davacı, mahkeme kaydında, “İçişleri Bakanlığı” diye geçiyor.. O bakan da, AK Partili..
Tüm bu gerçeklere rağmen, bir saniyeliğine bile olsa, “AK Parti bizim kuyumuzu kazıyor” düşüncesinde olmadık.
Vicdanım, böyle bir suçlama yapmaya izin vermedi.. Veremez de..
“Cesur değilsiniz” diyerek eleştirdim.
“Onlar baskı yapıyorlarsa, siz de resti çekin” dediğimiz oldu..
Ama “AK Parti hükümeti, bizi bitirme planı oluşturmuş” düşüncesinde hiç olmadık.
Böyle bir düşünce içinde olmayı da, büyük bir iftira, büyük bir haksızlık, büyük bir ihanet olarak gördük..
Bu iki davanın sonucunda, bu gazete gerçekten de kapanabilirdi. Buna rağmen bu suçlamayı yapmadık, yapamazdık..
Ama cemaate bakıyoruz.. Dandikten yazışmaları gerekçe gösterip, “Bizi bitirme planları yapılmış” diyorlar..
Okullarınız artarken.. Dershane sayınız artarken.. Evleriniz artarken.. Üniversiteleriniz artarken. Devlet üniversitelerinde size bağlı rektörler artarken.. (Saydırmayın bana gerisini..)
Kalkıp da “Bizi bitireceklermiş” diyenlere..
Sözüm şudur: “Hükümet, bu söylemi cemaatin bir numarasına söyletenleri bulup, gerçekten bitirmelidir.. Alnı secdeli insanları, özellikle de bu cemaati, bu derin operasyonculardan gerçekten kurtarmalıdır.. Cemaate sızan ‘derin devlet elemanları’, deşifre edilmelidir!”
Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları
turbobitturbobit premiumletitbitletitbit premium