Şeytanla mücadele edecek doçent aranıyor

05 Kasım 2017 Pazar

Şeytanı, tüm semavi dinlerde ve mitolojide kabul edilen ve insanı kötülüğe götüren soyut bir varlık olarak tanımlayabiliriz. Varlığı tartışmasız kabul edilen şeytan algısını günümüz kanıta dayalı bilimleri ile çözümlemek de bugün için mümkün değil.

Birkaç gündür sanki başka bir derdimiz yokmuş gibi bazı irili ufaklı gazetelerde ve sosyal medyada gündem olan bir durum bu şeytanla mücadele meselesi.

Bir üniversitemizin ilahiyat fakültesine şeytanla mücadele edebilecek evsafa haiz doçent aranması üzerinden kurgulanarak tiye alınıp “bu zamanda bu kafa” der gibi tüm olumsuzlukların kaynağı olarak gördükleri yüce dinimizi buradan vurmaya kalkıyorlar. Adres her zamanki gibi bildik yerlerden çamur at izi kalsın kabilinden. 

Bu güruh bilim dinine iman ederek her şeyi bilimsel yafta ile çözmeye çalışırken, gaf üstüne yapılan gafları görme özürlü. Bilim dininin en geçerli kuralı kanıta dayanmak. Bu dine göre şeytan figürü kanıtlanamadığına göre sadece mitolojide olabilir.

Bir hekim olarak modern tıbbın yakın geçmişini ve bugününü biraz olsun bilme hakkım var. Daha 100-150 yıl önce bugün bildiklerimizin en az yarısını bilmiyorduk. Bugün gururlanarak sattığımız tıp bilgisinin yarısı da büyük ihtimalle yarın ret edilecek. Çöp olacak.

Bu kanıya varma sebebim çok net. Dün mucize gözü ile bakarak uyguladığımız tedavilerin yarısının yanlış olduğunu bugün kabul ettiğimize göre, bizden sonrakiler de bugünkü muteber tedavilerin en az yarısını çağ dışı bulacaklar.

Tıbbi gelişmeler ve bu gelişmelerin ilmi kanıtında oldukça fazla yol almamıza rağmen bugün psikosomatik hastalıkları ve psikiyatri ve nörolojideki bazı hastalıkları tedavide kanıta dayandırmak mümkün değil.

Ruh sağlığı ve hastalıkları diye bir uzmanlık dalımız var. Hatta aynı isimli çok sayıda hastanemiz de var. Ancak hâlâ ruh konusunu modern tıp perspektifine anlamış değiliz. Can nedir? Enerji nedir? Zihin nedir? Akıl nedir? Sor sorabildiğin kadar. Kanıta dayalı tıbbımız bu ve benzer birçok kavramı kavramakta hâlâ aciz.

Teknolojinin de yardımı ile füze hızı ile gelişen endokrinoloji biliminin yaşı daha yüz bile değil. Diyabet, troid, obezite gibi hastalıklarda kat edilen olumlu mesafeyi bugün anlamak gerçekten zor.

Belki yarın da bugün çözmekte zorlandığımız hastalıklarla ilgili inkişaflar olacak ve birçok bilinmezi bilinir halde anlamlandıracağız. 

Parapsikoloji ilmine gelince, hâlâ bilinmezi çok fazla. Özellikle İtalya Fransa İspanya ve İsrail bu alanda ciddi çalışmalar yapıyor. 

Günümüzde bu durumun en bariz örneklerinde biri üç harfliler. Semavi dinlerde ve birçok kültürde varlığı tartışmasız kabul edilen ancak kanıtı bugün için olmadığından bilim çevrelerince yok hükmünde olan bir gerçeklik bu. Şeytan da üç harfliler sınıfından bir varlık. 

İnsanların bir kısmı gözleriyle gördüğü veya beş duyusu ile hissettiği şeylere inanırken büyük bir çoğunluğu ise gizemli büyülü şeylere inanır ve itibar eder.

Psikiyatri ve sinir bilimi son 50 yılda umulmadık başarılara imza atıp teknolojinin de yardımı ile bilinmezlerini büyük oranda azalttı 

Disosiasyon, bayılma, konversiyon, bazı sara nöbetleri ile psikolojik sorunlar ve uyku düzensizliği halüsinasyon, müzmin ağrı, halsizlik, dengesizlik hatta kulak çınlaması, huzursuz bacak hastalığı gibi günümüzde sık karşılaştığımız tetkik ve tedavilere rağmen sonuç alamadığımız hastalar azımsanmayacak kadar fazla. 

Kanıta dayalı tıp bilimine göre normal kabul edilen bu hastalar gün geçtikçe azalması gerekirken giderek artmakta ve şifa beklentisine cevap veremediğimiz için de bilim ve tıp dışı yollardan çare ve çözüm peşinde koşmaktalar.

Sihir, büyü, nazar, cin gibi kavramlar, gelişmiş gelişmemiş tüm dünya halklarında kabul görmekte ve hastalıklarına çare ve çözüm için, akla mantığa uymayan yollara sevk etmektedir. Bu tıbben mümkün mü sorusunu yıllardır tedavilerime direnç gösteren hastalarda hep sorup durmuşumdur. 

Tedaviye dirençli atipik müzmin ağrılar, bayılmalar, hatta bazı dirençli huzursuz bacak hastalıklarında depresyon psikoz gibi seyreden hastalıklarda bilim insanı şüpheciliği ile hastalarımızı modern tıbbın imkânlarından faydalandırırken alternatif çözümler ve bunlarla ilgili tedavilerden de mahrum etmemek, hekimlik kutsiyetinin bir sorumluluğu olarak düşünülmelidir. 

İnadım inat der ve her olguyu kanıta dayandırmaya kalkar ve küçük zekâlarımızın şehvetine kapılarak aklımızı kullanmayı ihmal edersek mahcup olabiliriz.

Etrafınıza baktığınızda çare arayışı içerisinde bocalamış, yorulmuş, aldatılmış çok fazla insan görebilirsiniz.

Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla. 

 

  •  Ferhat özturan Ferhat özturan 19 gün önce
    Şeytan falan yoktur ,o bir uydurmaca o bir hikaye.AMMa illede şeytan arıyorusananız ANkarada....!çokta gizli olmayan yerlerde mutlaka.