THY - Orta Avrupa Eylül

Ölüme doğmak

31 Aralık 2017 Pazar

Dostlar geçen hafta babamın bu dünyadan öbür dünyaya doğumu gerçekleşti. Kahramanmaraşımız bir alimini hocasını ve büyüğünü şanına yakışır bir şekilde öbür aleme yolcu eyledi. Bizzat cenazeye iştirak eden telefon ve mesajla acılarımızı paylaşan her kardeşime teşekkür ediyorum. 

Ölüm etimolojik olarak soğuk ve sevilmez. Derununa dalmayı ve detaylara gitmeyi de genel olarak sevmeyiz. Yüzü birçoğumuza soğuk olan bu kelime aslında başka bir dünyaya doğumumuz olarak algılansa büyük ihtimal bakış açımız da değişir.

Nasıl ki doğumumuzu anlamak ve anlatmak zor ve felsefe yapmayı gerektirirse ölüm içinde aynı kural geçerli ama nedense ölüme doğum kadar sıcak bakmayız. 

Doğum hadisesi ile dünyaya gelen insan yavrusu başlangıçta çektiği acı nedeni ile avazı çıktığı kadar bağırır. Bu bağırma çocuğun sağlıklı olduğunu işaret ettiğinden, doğumu gerçekleştiren tabibi mutlu ettiği kadar bebeğin tüm çevresini de mutlu eder. 

Ölümümde ise tersi doğru olan bir gerçeklik var. Ölenin sessizliği etrafındakileri ağlatarak öbür aleme doğum gerçekleşiyor. Bu aleme doğum ne kadar gerçek ise öbür aleme doğumda öyle bir gerçek.

Peki, o halde neden ölümün yüzü soğuk sorusunun cevabına bakalım. Neden soğuk acaba? Yaşadığımız sürece öbür aleme hazırladığımız azık yetersizliği bir sebep olabilir mi? Ya da hayatımızın her anını ölümle zenginleştiremedik mi?

Ölümü ebedi aleme açılan bir kapı olarak görelim ve ibretini alarak yaşayalım. Ölümle cesedimizi terk eden ruhumuzun yaşadığına inanalım. Ruhsuz bedenin bir anlamının olmadığını bilelim. Ruhumuzun ölümsüz olduğunu bilelim.

Taziye evleri

Şehirler büyüyor. Evler küçülüyor. Düğün, sünnet, cenaze gibi önemli zamanlarda mekânlar yetersiz olduğundan arayışlar başlıyor.

İşte taziye evleri de bu arayışın bir sonucu olarak yakınları ölen insanlar için zaruri bir ihtiyaç. Özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde görev yaptığım yıllarda taziye çadırı olarak kullanılan mekânlar vardı. Kahramanmaraş’ta belediyemiz bu amaca hizmet etmek için 29 adet taziye evi inşa etmiş. Her semtte bir ya da daha fazla taziye evi var. Bu evlerin geniş bir salonu mutfak yemekhane ve lavaboları var. Belediye, cenaze sahiplerine bu acılı günlerinde sadece defin hizmeti vermiyor üç gün boyunca taziye evlerini de tahsis ediyor.

Sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar eş-dost, tanıdık-tanımadık insanlar bu mekânları dolduruyor. Kur’an okuyor okutuyor. Dualar, namazlar, selalar, kasideler ile cenaze yakınlarının acısı paylaşılıp hafifletiliyor.

Mutfak eş ve dosttan gelen yemeklerle nerede ise 24 saat insanlara hizmet ediyor. Tam bir dayanışma var. İnsanın her türlü ihtiyacına hizmet edecek bir düzen kurularak zor günlerin dostu olmak hedeflenmiş.

Biz de bu hizmetten üç gün boyunca yararlandık. Acılı günümüzde tüm dostlar acımızı hafifletirken hiçbir eziyet çekmediler. Üçüncü gün akşamı okunan mevlid-i şerif ile taziye evi başka bir ihtiyaç sahibi için hazırlanıp yeni sahibini beklemeye başlıyor.

Rüyalar gerçek

Rüya ile elbette amel edilmez. Ancak istiharenin önemini de biliriz. Rüyayı anlamak, anlamlandırmak ve bilimsel bir temele oturtmak bugün için hâlâ pek mümkün değil. Ancak rahmetli babamla ilgili gördüğüm rüyalar beni ziyadesi ile etkiledi.

Babam 20 Aralık Çarşamba günü saat 12.30’da dünyasını değiştirdi. Birkaç gündür malum durumundan dolayı uyumamıştım. Yarı oturur vaziyette çok kısa olduğunu tahmin ettiğim bir süre uyudum.

Kısa uykum sırasında rahmetli babamı yeşil bir elbise giymiş olarak ve ayakta gördüm. Tebessüm ederek bana baktı ve bir kâğıt uzattı. Kâğıttaki yazıyı okudum. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun yazıyordu.

Başka bir şey hatırlamıyorum ve uyandım. Eşime babam ahirete göçtü sanırım derken takibini yapan doktor arkadaşım telefon ederek ‘başın sağolsun’ dedi.

İkinci rüyayı ise dün gece gördüm. İyi gördüm şükür. Rabbim rahmeti ile muamele etsin. AMİN. 

 

YORUM YAZ