Ölüm gerçeğini unutma

08 Ekim 2017 Pazar

Başkalarını tenkit etmek kolaycılığı kendimizle yapılması gereken özeleştiriyi yok etmeye devam ettiği sürece omurgamız giderek bükülerek farkında olmadan bizi kamburlaştırır. Günümüz insanı hiç ölmeyecekmiş gibi çalıştığı dünya hayatının sonlu olduğunu iş işten geçtikten sonra anlar oldu.

Her canlının ölümü tadacağını unutmak veya iş işten geçtikten sonra hatırlamak ise birçok açmazımızı daha da kilitleyerek beden ve ruh sağlığımızı bozuyor ve serseri mayınlar gibi ortalıkta dolaşmamıza sebep oluyor.

İnsan sağlıklı yaşadığı sürece hastalıkları ve ölümü çok hatırlamaz. Ölümün soğuk yüzü ile karşılaşmak istemez. Ölüm ibretine karşı, ölümsüzlük algısının hayal aleminde dolaşır durur. Halbuki doğduğumuz gün itibari ile sayılı nefesleri tüketirken ölümü her an içimizde yaşamaktayız.

Örneklemek gerekirse bir karaciğer hücremiz ancak 220 gün yaşıyor. Güzel ve zinde görünmemizi sağlayan deri hücrelerimizin ömrü ise topu topu 19 gün. Dışardan aldığımız oksijeni tüm doku ve organlarımıza anında transfer eden akciğer hücrelerimizin ömrü daha kısa. Sadece 8 gün yaşıyorlar.

Hücrelerimizin oksijen ihtiyacını düzenli olarak karşılayan kanımıza kırmızı rengi veren akyuvarların ömrü de 3 ay kadar. Mikroplara ve virüslere karşı koruma ordumuz olan beyaz kan hücrelerinin ömrü de 20-21 gün.

Hiç ölmezmiş gibi kabul gören kemik hücresi doku ve organlarımızı oluşturan en küçük yapı taşlarımızın içinde en uzun ömürlüsü. Ama onlar da yaşadığımız süre içerisinde 3-4 kez ölüyorlar ve yeniden diriliyorlar.

Bu bilimsel gerçekliğe rağmen insanoğlu ölüme ve ölümden sonraki hayata yönelik algıda savrulmadan kurtulamıyor. Hesabını kitabını bu gerçekliğe göre yapmak yerine ölümsüzlük algısını satın alıyor. Dünyaya kalıcı eserler bırakarak ölümsüzleşmek yerine, dünyada kalıcı olmanın garabeti ile yaşıyor.

Bu garabet ruh ve beden sağlığını olumsuz yönde etkileyerek adını yeni yeni duymaya başladığımız birçok hastalığın da sebebi olabilir. Fibromyalji, metabolik sendrom, tükenmişlik sendromu gibi birçok hastalıkla bu tarz algının direkt ilgisi de olabilir.

Sirkadiyen ritim

Bu yılki Nobel tıp ödülü bünyemizdeki biyolojik saati bulan üç bilim insanına verildi. Biyolojik saatin her bir hücremizde bulunduğu ve sağlığımızı tahminlerin çok ötesinde ilgilendirdiği gerçekliği de daha iyi anlaşılır oldu.

DNA yapısındaki görevli PER isimli bir protein yanılma payı olmadan bu saati günde iki kez kalibre ediyor. Bizler de bu ayar durumuna göre uyuma -uyanma periyodu ile hayatımızı devam ettiriyoruz.

Günümüz yoğun yorgun ve stres küpü insanlarının kahır ekseriyetinin ortak paydasında düzensiz ve sağlıksız uyku var. İnsan açlığa susuzluğa dayanabildiğinden çok az olarak uykusuzluğa dayanabilir. Bu gerçeklikten olsa gerek uykusuz bırakılmak büyük işkenceler arasında kabul edilir.

Elektriğin keşfinden önce insanlık da büyük oranda yaşantısı ile bu ritme zarar vermiyordu. Ne zaman ki, elektrik keşfedildi. Gecelerden çalıntı zamanlarla vakit geçirmeye başladık, hastalıklar da füze hızı ile çoğalmaya başladı.

Elbette sadece uyku düzensizliği değil aynı zamanda beslenme hataları, stres ile mücadelede yaşanılan mağlubiyetler ve en önemlisi de kanaatin kalkması sonucu sadece dünya için mesailerin tüketilmesi gibi birçok faktörün etkisi insanlığı için için çürüterek bugünlere geldik.

Şeker hastalığından, tansiyon kalp ve damar hastalıklarına kadar çözümde zorlandığımız durumlarda uyku hijyeni sanılandan çok önem arz ediyor. Sağlıklı uyku ile sinir sistemi hastalığından tutun da enfeksiyonlara kalp ve damar hastalıklarından kansere kadar yüzlerce hastalıktan kurtulmak mümkün.

Akşam uykusu için gecenin yarısını beklemeye hiç gerek yok. Uyku açığımızı gidermek içinde gün içerisinde uyumaya da gerek yok. Gece boyu deliksiz alacağımız uyku gıdasının üzerine başka gıda da tanımıyorum.

Uyku ilaçları ile suni uyumalar veya hiçten sebeplerle gece uykumuzdan çaldığımız zamanlar hiç umulmadık zaman ve zeminlerde hastalık olarak tarafımıza fatura edilebilir.

Hücrelerimizde otomatik olarak ayarlanan bu saatin düzenini şaşırmak bizimde sağlıkla ilgili direncimizi zayıflatıyor. Benden hatırlatması.

Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.

 

  • mhmtmhmt1 ay önce
    Allah razı olsun hocam. Ölüm eninde sonunda gelecek. Ölmeden önce ölünüz boşuna söylenmiyor. Sevgili Peygamberimiz (sav) buyuruyor: “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” (Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201). Dost istersen ALLAH yeter. Yar istersen MUHAMMED yeter. Delil istersen KURAN yeter. Huzur istersen NAMAZ yeter. Zenginlik istersen KANAAT yeter. Düşman istersen NEFSİN yeter. Şeref istersen İSLAM yeter. Öğüt istersen ÖLÜM yeter! ( Mevlana).Ölüm en güzel nasihattir. NE OLDUM DEMEMELİ, NE OLACAĞIM DEMELİ.Allah Teala (cc) Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor:“DE Kİ: SİZİN KENDİSİNDEN KAÇTIĞINIZ ÖLÜM MUHAKKAK SİZİ BULACAKTIR. SONRA SİZ GÖRÜLENİ VE GÖRÜLMEYEN HER ŞEYİ BİLEN ALLAH’A DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ. O SİZE BÜTÜN YAPTIKLARINIZI HABER VERECEKTİR.” (Cuma, 8). “Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve onun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hallerini bir görsen!” (En’am 93). "Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti.Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur (Fatır Suresi, 37). “Ey îmân edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. Her birinize ölüm gelip de; «Rabbim beni kısa bir süre için tehir etsen de sadaka versem ve sâlihlerden olsam!» demesinden önce size verdiğimiz rızıklardan (Allah için) harcayın! Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (el-Münâfikûn, 9-11).Hazret-i Peygamberimiz(sav) buyuruyor:“Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!” buyurur. (Tirmizî, Kıyâmet, 26).Bir sahâbî Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e: “–Hangi mü’min daha akıllıdır yâ Rasûlâllah?” diye sordu. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdular: “–Ölümü sıkça hatırlayıp, ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapan kimsedir. İşte gerçek akıllı insanlar onlardır…” (İbn-i Mâce, Zühd, 31). Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Ölümü ve öldükten sonra ceset ve kemiklerin çürümesini hatırlayın. Âhiret hayatını isteyen, dünya hayatının süsünü terk eder.” (Tirmizî, Kıyâmet, 24). Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhumâ- anlatır: “Hazret-iPeygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- beni tuttu ve: «Dünyada tıpkı bir garip, hattâ bir yolcu gibi davran! Kendini ölülerden ve kabir ehlinden say.» buyurdu.” (Buhârî, Rikāk, 3; Tirmizi, Zühd, 25). Tâbiînin büyük âlimlerinden Mücâhid bin Cebr -rahmetullâhi aleyh- diyor ki: Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhumâ- bu hadîs-i şerifi naklettikten sonra bana şu nasihatte bulundu: “Ey Mücâhid! Sabaha çıkınca nefsine akşamdan söz etme! Akşam olunca da nefsine sabahtan bahsetme! Hastalıktan önce sıhhatinden, ölmeden evvel de hayatından istifâde et! Çünkü ey Allâh’ın kulu, sen yarın ne hâlde olacağını (ölü mü, diri mi olacağını) bilmiyorsun.” (Tirmizî, Zühd, 25). Resulullah (sav) buyurdular ki: "ADEMOĞLU İÇİN İKİ VADİ DOLUSU MAL OLSAYDI, MUTLAKA BİR ÜÇÜNCÜYÜ İSTERDİ. ADEMOĞLUNUN İÇ BOŞLUĞUNU ANCAK TOPRAK DOLDURUR. ALLAH TEVBE EDENLERİ AFFEDER."(Ravi: Enes, Hadis No: 1668-Buhari). Rasûlullah (sav) Efendimiz, buyuruyor: “İNSANOĞLUNUN BİR VÂDİ DOLUSU ALTINI OLSA, BİR VÂDİ DAHA İSTER. ONUN GÖZÜNÜ TOPRAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DOYURMAZ…” (Buhârî, Rikāk, 10; Müslim, Zekât, 116-119). Adımız gibi dosdoğru olup yaşamamız bize yeter. Dosdoğru yaşayabilsek zaten düzelme başlar. Allah yar ve yardımcımız olsun.