Kısastaki hayat

09 Temmuz 2017 Pazar

Yüce Yaratıcının fıtratımıza uygun anlaşılması zor olan öyle kuralları var ki, küçük akıllar ve yüksek zekalar anlamakta zorlanabilir. Bu kurallar içerisinde zor anlaşılanlardan bir tanesi de kısas ayeti

Bakara 179 açık ve net olarak insan aklına hitap ederek, “kısastaki hayatı anlamlandırmamızı öğütlüyor.” Ayetin tefsiri aynen şöyle: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.”

İnsan gibi eşref-i mahluk olarak kabul görmüş bir canlının hayatına kast etmek şöyle dursun, tüm canlı yaratıklara kıymak bile dinimizde hoş görülmemiş. Hatta daha da ilerisine gidilerek kıyamet kopuyorken bile elimizdeki bir fidanı dikmemiz Efendimiz (SAV )tarafından tavsiye edilmiş.

Küçük akılların devr-i saadetinde işler her yerde sarpa sarmış durumda. Nereden bakarsak bakalım. Mersine değil yollar tersine doğru açılmış durumda. Köpekler serbest taşlar ise çimento ile sabitlenmiş.

Fıtrata aykırı ne varsa nerede ise mübah. Cinsel sapıklık ve sapkınlıkta sınır tanınmaz dönemlerde helak olan kavimleri bilmemize rağmen insan hakkı diye hem de bilimsel olarak savunduğumuz sapıklıkları tercih olarak kabul etmemizi nereye koyacağız.

Zor dostum zor demenin tam da zirve yaptığı bugünlerde yaşadığımız gördüğümüz ve duyduğumuz zırvalardan tedirgin oluyor ve Yüce Yaratıcıya sığınarak eller açık. İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme ya Rab diyoruz.”

İnsan olmanın olmazsa olmazları vardır. İnsani değerler manzumesi altında sıralanan bu olmazlardan nakıslık, eşrefi mahlukluktan esfele safiline götürüyor kişiyi. Esfele safilin ki, alçaklığın değersizliğin bundan daha aşağısı yok.

Nefis ve şeytan iki büyük düşman. Bu iki büyük düşmana karşı mücadelede başarılı olmanın olmazsa olmaz panzehiri ise din ve ahlak. Her iki ikili ile mücadelede nefis ve şeytanın galibiyeti günümüz açmazlarının ve sapıklıklarının esas sebebi. 

Ne zeka ne de akıl ve akılcılık yetmez. Sadece akledenlerin başarabildiği bu mücadelede nerede duruyoruz sorusunun cevabı ne kadar da zor değil mi?

İnsanın olduğu her yerde olmazların yaşandığına mesleğim gereği sık şahit olanlardanım. Yüksek zeka ve akılcılık rehberliğinde hızla yol alan insanlık bilimde, teknolojide zirveleri egale ederken, eşref-i mahlukluktan uzaklaşma ve zırvalamada da gayya çukuruna doğru yine aynı hızla yol almakta.

Akıl süzgecinden geçirilerek terbiye edilmeden kullanılan zeka ile elde edilen kazanımlarla mutluluğu, huzuru, iç barışı yakalayamayan insanlık, giderek rotasından çıkarak, hayvani dürtülerinin esiri haline geliyor.

Hayvani dürtüler ki, içerisinde öldürmek, parçalamak, vurmak, kırmak, saldırmak gibi şiddet eğilimleri, sorumsuz ve şuursuzca yemek içmek, cinsellik dürtülerini sapıkça yollardan elde etmek, bencillik, anlık hazlar ve yeni zevkler peşinde koşmak gibi bir çoğumuzda olan ilkel davranışlar var.

Aynalar, her zamankinden daha fazla muhtaç olmamıza rağmen, maalesef sadece saçımızı başımızı düzeltmek için kullanıyoruz.

İçine içine deruni bakabilme cesaretimiz olsa benler içindeki ilkel benleri görmemiz mümkün olacak.

Onu görebilenler yüzü suyu hürmetine yaşıyor ve başımıza taş yağmıyor desem yanlış olmaz.

Adalet(!) yürüyüşü 

Yüzlerce belki de binlerce öncelikli meselenin olduğu zor bir dönemde, yıllarca yoksunu olduğumuz bu yitiğimiz için yollara düşmenin zamanlaması ne kadar doğru bilemiyorum. 

 Adalet(!) yürüyüşü bugün İstanbul’da bir miting yapılarak son bulacak inşallah. Ancak hevesleri kursaklarında kalanların hesap kitapları tüm hızı ile devam edecek. Yeni yeni akla hayale gelmedik entrikaların bini bir para olarak vitrinleri süsleyecek.

Devletimizin güvenlik şemsiyesi altında azami dikkat ve hassasiyet gösterilerek olası birçok olay farkında dahi olmadığımız bir sakinlik ve sessizlikle önlendi. Kışkırtıcı provoke edici tüm çabalara rağmen sağduyu yine galip geldi.

Miting üzerinden proje üreterek önümüzdeki günleri karartacak güruh evvelki gün kıskıvrak yakalandı. İçerisinde yerliler yanında yabancılar da var. 

Hayırlısı ile mitingi sağ salim atlatırsak, dünya zindelerinin bir umudunu daha suya düşürmüş olacağız. 

Onlar elbette boş durmayacaklar.

Durmasınlar. Biz de boş durmuyoruz. Durmayacağız da.

Gelecekleri varsa elbette görecekleri de vardır.

Yeter ki, tüm çabalarına rağmen özümüzden kopmayalım. Mazlumun hamisi, miskinin koruyucusu ve zalimlerin korkulu rüyası olmaya devam edelim. 

Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.