Enayi yerine konulmak

02 Temmuz 2017 Pazar

Yüksek zekasına güvenerek kendini akıllı zanneden ne çok akıl dane var. Aman ALLAHIM. Her yerde bıtırak gibi türemiş. Mebzul mü mebzul. Kendi gözündeki mertekten bihaber etraftaki çör çöple uğraşıp duruyorlar.

Yazılı ve görsel basına kabaca bir göz atıldığında bunların yediği herzeleri kolayca görmek mümkün. Klasik bir yolu kullanalım ve dost düşman, içerden dışardan toplum yönlendiricilerin son günlerde ağzından çıkan lafları tercüme etmeye çalışalım.

Mesela Yunanistan. Maalesef içimizden de hayranları bulunan Çipras’ın geçen hafta başbakanımızın ziyaretinde sarf ettiği sözler. “Kıbrıs sorunu Avrupa birliğinin meselesiymiş.” BM kararları ve AB ortak çıkarları ile çözüm aranmalıymış. Üzerinden 40 yıl geçti. Bir adım dahi ilerlenememişken bu sözler ile başlayan ifadeler bize çözümü değil mözümü bile göstermez . O acı yılları yaşayarak bilmeyen bir kişi olsam belki bu anlamsız sözleri yutar geçerim.

Ben enayi değilim diyeceğim içerden de çok fazla sayıda yaşanmışlık var. Mesela ana muhalefet liderinin yürüyüşü.

Niyet halis olsa elbette alkışlayanı daha çok olacak ama beden dili duruşu bile giderek üzerindeki şüpheleri çoğaltıyor. 

Adalet gibi ülkemizin yıllardır çözülemeyen kamburlu sorununa sanki odun koymamış pişkinliği ile yollarda adalet aramak... Provokatörlerin ekmeğine yağ sürecek zemini hazırlayarak, dünya zindelerinin iştahını bir kez daha tetikleyeceğini bile bile inadım inat demek.

Örnek o kadar çok ki, Amerika’nın PYD inadı ve kaş yapayım derken göz çıkaran açıklamaları. Allah aşkına yıllardır o bölgede çekiç güç olarak bilinen operasyonları ile bugünkü PKK belası başımıza bu hale getirilerek sarılmadı mı?

Musul operasyonu. Kukla başbakan dün mal bulmuş mağribi gibi retorik yaparak hummalı bir şekilde konuşuyor. Ya da eline tutuşturulan kağıttan okuyor. Deaş bela olmaktan çıkarılmış ve Musul kurtulmuş(!).

Ben bu bilginin neresine nasıl niçin inanayım dostlar.

Musul’u bu hale getirerek içinden çıkılmaz bir gayya kuyusuna çeviren kim? Daha evveline gitmeye gerek yok. Yakınlarda yaşanıldığı için birçok insanın hafızasında taze olan Konsolosluğumuzda rehine tutulduğumuz günlere gidelim. 

Rehine krizi bizim çamura saplanarak içinde boğulacağımız bir film olarak senarize edilmişti. Ama ne hikmetse son yıllarda ELHAMDÜLİLLAH hiçbir oyunlarının figüranı olmuyoruz. Olmayacağız da.

Zaten çaresizlik ve onun kızgınlığı GAVURLARA hata üstüne hata yaptırarak kısmen de olsa işimizi kolaylaştırıp tükürdüklerini yaladıklarını görmemize vesile oluyor da birazcık olsun içimiz ferahlıyor.

Dün Alman Dışişleri Bakanı içimizi az da olsa ferahlatan bir açıklama ile FETO konusunda hatalarını bir bir Alman dürüstlüğü ile sıraladı. Hatasını söyleme erdemi ile de hatalarında ısrar edenlere aslında bir ders verdi.

Geçen hafta yazdığım makalenin bu kadar ses getireceğini sanmıyordum. Çok ses getirerek, çorba tuzu olma gayretimi teşvik eden bu yazımın başlığı içimizdeki dalkavuklar.

Geçen hafta çok ses getiren ve hep olumlu yönde tenkit edilen makalemi tekrar tekrar okudum. Yazdıklarım malumun ilamının binde biri bile değil. Bu kadar ses getirmesinin sebebi, olsa olsa yazması gerekenlerin bu meselelere lakaydi duruşları gibime geldi.

Değerli dostlar herhangi bir yerde gördüğümüz bir yamukluğu önce aklımızla süzeceğiz. Sonra kendimiz aynaya bakarak içimizdeki benle bu yamukluk arasında olan mesafede duruşumuz nerede, yerimizi bulacağız. Fetvaya metvaya gerek yok. Vicdanın sesi ile duruşumuzu düzelttikten sonra bir Müslümanın en öncelikli meselelerinden biri olan iyiliği teşvik, kötülüğü engelleme vazifemiz gereğini yerine getireceğiz.

Başka türlü bir duruşta her şey olabiliriz. Adam olmadıktan sonra olduğumuz her şey öbür dünyamızda bize büyük yükten başka bir menfaat sağlamaz.

Aklım, zekamı kontrol ettiği sürece bu gayretimin önüne engel olacak nefsani ve şeytani duygulardan Rabbimin izni ile uzaklaşmaya çalışırken dostlarımı da karınca kadarınca uyarmaya devam edeceğim.

Bugünlük de bu kadar.

Kalın sağlıcakla.