Deniz Baykal ve sosyal medya

22 Ekim 2017 Pazar

Birçok konuda olduğu gibi Sayın Baykal’ın hastalığında da, sosyal medya yapacağı ihaneti yaptı ve bilir bilmez bir sürü cahil cühela, ağzı olduğu için konuştu yazdı çizdi. Ölmeden öldürdü, öbür dünyasını, cennetini cehennemini bile ayarladı. Beyin ölümünü gerçekleştirerek nerede ise organlarını bile pay etti.

Allah aşkına yapmayın etmeyin. Deniz bey yaşıyor çok şükür. Travması ağır olsa da onun sağlam ve sağlıklı vücudu ile bu zor günleri atlatacağını ve eski sağlığına kavuşamasa da aramızda kalmaya devam edeceğini ümit ediyorum. 

Eline akıllı telefonu alarak ulu orta atıp tutan oldukça geniş bir güruhu bu cehaletten nasıl kurtaracağız doğrusunu söylemek gerekirse bilemiyorum. Yazılanların ve sarf edilen sözlerin nerelere vardığını kaş yapalım derken çıkarılan gözlerin bedelini nasıl ödeyeceğimizi hesaba katmıyoruz.

Bu millet bazen insanı çok şaşırtır. Bilmediğini bilmediği için yaptığı gafların farkına bile varmayabilir. En fazla da din ve sağlık meselesine kafa yorar. Haddini aştığının farkına vardığında genellikle iş işten geçmiş olur.

Konunun uzmanı bir hekim olarak kritik 72 saati geçirmemiz dolayısı ile Deniz beyden ümitliyim. Zor bir dönemden geçtiği belli. Hem kanama hem damar tıkanması ve ödem beyni ciddi oranda hırpaladı. Ancak beyin mucizevi bir organ. Tamir gücü sanılandan çok fazla ve gizemlerle dolu.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yoğun bakım hekimliği yaptığım yıllarda yaşadığım tecrübeler bana haddimi bilmeyi öğretmişti. Sayılı nefes gerçekliğine olan inancımı perçinlemişti.

Ömür biçtiğimiz nice insan yaşam savaşını kazanarak hayata tutunmuş. Turp gibisin dediğimiz nice insan da saniyeler içerisinde gözümüzün önünde dünyasını değiştirmişti. 

 

Hain, hadim iç içe

Değerli dostlarım harflerin ve kelimelerin kifayetsizliği nedeni ile yazıya dökülemeyen gerçekliklerden iki kelime üzerinde durmak istiyorum. Toplumu oluşturan farklı kültür, etnisite, din ve milliyetten çok sayıda insanla görüşen bir hekimim. Başlıkta kullandığım iki sıfatta insan dengesi öyle bir bıçak sırtı ki, dengeler her an biri lehine değişebilir.

 Bu iç içelik beni içten içe germiştir ve germeye de devam ediyor. Düne göre daha tedirgin ve karamsar haldeyim. Alın bölgemizde ne mallar olduğumuz yazılsa veya bizler beden dili okumaları ile bu iki zıt kişiliğin ayırımını yapabilsek ne güzel olurdu. Teknolojide bunca ilerleme kaydetmemize rağmen bu tanımlamalarda hâlâ hata payı çok yüksek. 

Akla karayı, kurtla kuzuyu, hainle hadimi ayırt etmede başarı oranlarımız çok yüksek değil. Zahire göre verilen hükümler de yanıltıcı olabilir.

İnsanların dillerinde kemik olmadığından, hesap günü hesabı ile ilgili gerçekleri de hayal ve ütopik bulanlar için olsa gerek, yalanla dolanla gününü gün etme gibi bir garabet içinde yaşam sürüp gidiyor.

Eğer 15 temmuz gecesi yaşananların canlı şahidi olmasam bu milletten ve bu gençlikten çoktan ümidimi kesmiş olurdum.

Çok şükür o gece milletin evlatları uyuyanlar da dahil uyandı ve racon çekenlere dur diyerek tüm dünyayı şaşkın ördeğe çevirdi. Öyle bir şaşkın ördek ki, hâlâ kendilerine gelemediler. Bu kafayla gitmeye devam ederlerse gelemeyecekler de.

Yeter ki yerli hainler ihanetlerinde inadım inat demesin.

Yeter ki akl-ı selim galip gelerek içinde bulunduğumuz geminin ortak gemimiz olduğu hatırlanarak pireye kızanlar yorgan yakmasınlar. Gemimizde açtıkları oyukları genişletmesinler.

Hadim görüntülü hainleri ayıklamanın en basit ve doğru yolu aynalar. Aynaların yalan söylemediği bilinir. Ancak aynaya bakmak için gerekli aklı yüksek zekâ yansıması bozmamalı.

Hainlerin zekâları hadimlerden daha yüksek. Hadimlerin ise akılları hainlerden daha fazla. Her zeki akıllı olmadığı için haini bu kadar çok desem doğru olur mu acaba?

Şimdi de Flakka

Okullar açıldı. Uyuşturucu tüccarları iş başında. Yine gençlerimize göz diktiler. Bu projenin mimarlarının niyeti çok kötü. Şimdi de çok daha ucuz olan bu zehirle yavrularımız birer canavara dönüştürülmek isteniyor. Bu zehir sentetik olarak üretiliyor ve bağımlılık etkisi de çok fazla.

Saldım çakıra Mevla’m kayıra mantığı ile çocuklarımızı kötü niyetlilerin kurbanı etmeyelim.

Dün bir babanın feryadı hâlâ kulaklarımda.

Yavrusunu uyuşturucunun kurbanı yapmış sınıf arkadaşını ve ailesini vurmaktan bahsediyordu. İş işten geçmeden çocuklarımıza sahip çıkalım. Onları bu bataklığa sürükleyen en önemli etken iletişimde yapılan hatalarımız. 

Ufak tefek hataları büyütür, döver, söver, iter, kalkar hakaret edip aşağılar ve hatta evden kovarsak onları bu alçakların kucaklarına itmiş oluruz

Çocuklarımıza sadece para vererek mutlu olmalarını sağlamak mümkün değil. Kucaklamalı okşamalı sevmeli sarmalı ve onları koruduğumuzu ve kolladığımızı her yönü ile hissettirmeliyiz.

Bugünlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.

 

  • kamilkamil25 gün önce
    Yallah BAYKAL.Zebanilere bi selam çak!